ayı sözlük itiraf
laf olsun diye bıyık bıraktım. fakat fazla uzamamış oldukları için hafif bir fetullahçı ifadesi verdiğinden kuşkuluyum. belki bende ihale falan birşey kaparım!
dünyanın en güzel poposu bir ülkücüde olur mu sözlük? olur mu hı? olmamalı değil mi? ama öyle. bende değil, sende değil o ülkücüde sözlük.
itiraf ediyorum, bakmadan duramıyorum.
ülkücü: günaydın kardeş (el sıkışılır kafalar tokuşturulur)
ben: (kafa tokuşturulurken popoya bakarak) ehehe sana da günaydın.
*
pişman mıyım? yo değilim. o kızların poposuna bakarken iyi oluyor bana ne.
facebook, twitter hesaplarımı kapattım sözlük. facebooktaki yapmacıklıktan, twitterdaki saçmalamalardan sıkıldım, bıraktım. biraz kendimi dinlemek istedim, bir başkasının yazdığıyla, koyduğu fotoğraftan bana ne dedim. bir süre sonra sıkıldım açmak istedim, alışkanlık olmuş. çevremdeki insanların gereksizliğinin farkına vardım. şimdi ise burdayım, benim gibi hissedenlerin arasındayım.
galiba tarihin gelmiş geçmiş en kötü ev sahibesine sahibim.
insan odun kırarken çok ses çıkıyor diye şikayete gelir mi ?
yada eve gelen arkadaşıma bu çocuğu gözüm tutmadı bu kızı sevmedim der mi ?
hadi onu boşver milletin attığı çöplerden de ben sorumluyum. kapının önündeki çöpleri bana toplatmaya çalışıyor ama ben yemem bunları
en kötüsü de kira olayı zaten sik kadar eve kira yerine ev parası alıyor bide kiranın geldiği günün saat sabah 10 nunda yavrucum kirayı ödesenize benim de faturalarım var demesi de cabası
iyi ki bu ay 7 gün veremedim kirayı.her gün kapıda her gün 2 kez gelip kirayı istiyor
bazen beni görmemesi için eve geç gidiyorum ama saat kaç olursa olsun damlıyor eve
teyzecim bu ay sıkışığım diyorsun ama anlamıyor kadın
yarın da gelecek ve yarında aynı stres
yakında ev sahibesini öldürdü diye haberleri okursanız bana temiz iç çamaşırı ve bikaç sigara gönderirseniz sevinirim
yarın iş görüşmem var dua edin bana elime para geçtiği an çıkarım bu evden
hem ruhen hemde kafa olarak rahatlarım
victor hugo sizi görse sefilleri en baştan yazardı.
bugün çocukluk arkadaşım olan bir dostumla kahve içerken, bir anda aslında onun yanında ne kadar sıkıldığımı fark ettim, orada oluş amacımın sadece rutini devam ettirmek olduğunu, zevk almadığımı...
ve daha da kötüsü, sonrası çorap söküğü gibi geldi. yaşadığım hayattan, birlikte olduğum kişilerden haz duymadığım dank etti.
merak ettiğim, tanımak istediğim kişileri tanıyamadığımı, hayatıma bir anlam katamadığımı, uzun zamandır kimseye tutkuyla bağlanmadığımı ve o ilgiyi gösteren kişilere de haklarını teslim etmediğimi düşündüm.
kötü bir gündü kısacası.
köpek gibi halı saha maçı yapasım var. gaylerin en nefret ettiğim yönü futbol sevmemeleri. futbol seven gay görünce sevinçten deli oluyorum. ama ciddi ciddi anlayıp seven. sözde değil.
bu gün ilk boş oyumu aldım sözlük. evlad acısı gibi koydu valla. 8 günde bu entryle birlikte 215 entry girdim 110 artı oyun yanına 1 eksi oy hiç yakışmadı.bütün günüm;
"ben eksilenmeye mahkum muyum?
ben seri eksi oy veren ibneye mecbur muyum?
itirazım var bu bir tane eksiye
benim seri eksi oy veren ibneye ne borcum var ki
tuttu yakamı bırakmıyor
seri eksi oy veren ibnenin benimle ne zoru var ki
bana cehennemi aratmıyor" diye şarkı söyleye söyleye bitti.
*
çalştığım firmanın müşterilerinden biri geldi. adam
utra hiber fiber extra full artı full yakışıklı bişey. bakarken bile orgazm olabileceğiniz bir model. allahım o kollar, o pantolondan fırlayan bulge, o kalın bacaklar, o dudaklar oooffff.... neyse prova için showroom a gitmek üzre hazırlanırken kupadaki kahveyi de hüpleteyim de soğmasın dedim. demez olaydım. aceleyle içtiğim kahvenin yarısını beyaz t-shitüme boca ettim. günümü bok ettim.
birisine aşık olursunuz veya çok seversiniz. o da sizi sever ama sizin onu sevdiğiniz gibi değil. sizin gözünüzde her şey çok daha ciddidir, büyüktür, şiddetlidir. sonra onun da size karşı aynı şekilde olduğunu düşünürsünüz, bunun aksini iddia edecek hiçbir şey de yapmaz. en tutkulu şekilde, en şehvetli ateşler içinde terleyerek aşkınızı yaşarsınız ve öğrenirsiniz ki o kişi aslında bir başkasına aşık. bununla savaşmaya çalışırsınız ama olmaz. yollarınızı ayırmak istersiniz ve ayırırsınız da ama aklınızdan hiç çıkmaz. içiniz acır her defasında onu düşündüğünüzde, böylesine büyük bir sevgi ve aşkın niye böyle olduğunu sorgularken. sonra dersiniz ki kendi kendinize "bu kişi için mi üzülüyorum ben? o beni sadece bir seks arkadaşı olarak görüp severken, o benimle aynı duyguları paylaşmazken ben buna mı üzülüyorum?" diye ama fayda etmez. onu düşünmemenizin çaresi değildir bu ve o çareyi de bir türlü bulamazken kalbinizdeki acı giderek daha da büyür ve büyür! tek umudunuz belki yeni birisinin gelip de bu acıyı sonlandırması olur artık ama o kişi de hiçbir zaman gelmeyecek gibidir... sanki yalnızlıkla bir ömür boyu el sıkışıp da antlaşma yapılmış gibidir...
sözlükteki ilk eksi oyumu kullanmış bulunuyorum. herkese hayırlı olsun. hemen çat diye veremedim gittim geldim okudum döndüm bir daha okudum iyi niyet bulamadım verdim napiim. artık ben de seri eksi veren ibneyim holley.
efendim dinlediğim şarkıların %70-75'i yabancı ve ekseriyetle ingilizce. ergenlik dönemlerinde başladım bu merete, o zamanlar
acun firarda da fonda çalan şarkılardan ibaretti. sonra ilk mp3 çalarımı aldım, sağdan soldan topladım yükledim şarkıları, çoğunluğu yine yabancıydı. amk özenti sandırdı çevremdekiler kendimi. bende vurdum kendimi türkülere (iyi ki vurmuşum). evet toplum baskısından etkilenen bir insanım. ama bir yanım eksik kaldı sanki, ufaktan
radiohead e dönüş yaptım, bırakamadım, halen de o günlerde dinlediğim şarkılarını dinlerim. dinlediğim yabancı şarkıların da sözlerinin çoğunu bilmem, şarkıda anladığım bir kısım, cümle veya kelime olursa heyecanla o kısmının gelmesini bekler, gelince de ciddiyetimden hiç ödün vermez sesizce mırıldanırım.
(bkz:
dejenere nesil )
entry altındaki seçeneklerde "yorum" kısaltması olan "/yrm" yi "yerim" olarak okuyorum sözlük. yönetim buna el atsın.
hayat bana vaykiki vay vay derken mendil sallayıp halay çekesim geliyor
sabaha karşı yine rüyama girdi bu kız sözlük. bu sefer oldukça uzun ve net bir rüyaydı. rüyamda bile onunla tekrar birlikte olma fikri hoşuma gitmedi aslında, sevişirken bile iyi hissetmedim..ama istedim. onun da benim yüzümden acı çektiğini benden başkasını umursamadığını görmek hoşuma gitti. hatta itip kaktım onu rüyamda.
unuttum derken rüyama giriyor bu nasıl iş anlamadım. birlikteyken hep stresli, sıkıntılı hissederdim rüyamda aynı öyleydi. peki neden hala aklıma geliyor? birlikteyken mutlu olmadığım, istemediğim için ayrıldığım (sonra pişman oldum o ayrı), kendimi iyi hissettirmeyen biri neden hala bilinçaltımı ittiriyor dışarı çıkmak için? illa ki bir sevgilim mi olması lazım aklımdan tamamen silmek için?
(bkz:
rüyada eski sevgiliyi görmek)
dün eski sevgilimle yemeğe çıktık. kedisine o tatildeyken ben bakmıştım, evin anahtarlarını vermem gerekiyordu. ayrılırken pek konuşmamıştık, üzerinden beş ay geçmiş. sanki herşey kesip atıldı. ikimizin de kızgın olduğu vakitler geçti. geriye birkaç güzel anı, saçma kavgalar falan kaldı. yemekten sonra arabada oturduk, biraz konuştuk. zor bir kış mevsimi geçirdiğimizden bahsettik. hoş herkes için zordu, kar bitmek bilmedi. o ağladı, sen gidince en iyi arkadaşımı da kaybettim dedi. o ağlıyor diye ben de ağladım biraz, ağlama lütfen dedim.ikimizde hayatta başka yerlerdeydik, en azından denedik. denememek daha acıklı, cesur olmak lazım. üzerinde başka bir hava vardı, ben de saçma bir şekilde seziyordum biriyle birlikte olduğunu daha buluşmadan. sordum, kızma dedi. neden kızayım ki, ikimiz de mutlu olmayı hak ediyoruz dedim. gerçekten kızmadım.
benim de biri var gibiydi dedim. seks için buluştuyduk, birkaç kez daha bir araya geldik , her defasında daha çok beraber vakit geçirmeye başladık. ben birşeyler hissetmeye başladığımda eski kız arkadaşına geri döndü. olay brokeback mountain gibi oldu dedim. güldük. gene de boğazıma birşey düğümlendi. eve geldim, yattım. bu cümleleri yazdım, adele'in someone like you şarkısını çaldım. böğüre böğüre ağladım.
profilimde tam 999 tane entry girdiğimi görünce 1000. entrymde sağlam bir itiraf yazmaya karar verdim.
her yeni ilişkiye başladığımda biteceğini düşünerek başlıyorum. sürdürmeye değil ilişkiden nasıl ağrısız sızısız sıyrılabilirim diye uğraşıyorum. sevdiğim halde ayrılma planları yapıyorum kafamda. daha da kötüsü aldatmaya çok müsait bir yapım var. ama en kötüsü, ayrıldığımda aşk acısı çekiyorum zannettiğim şey sadece yalnız kaldığımda ve sıkıldığımda ortaya çıkıyor. çok sevdiğim insanlar da oldu, hakkıyla seviyorum, onun için risk alıyorum, güven veriyorum, sevdiğim için herşeyi yapmaya hazırım. yani iyi olduğum zaman çok iyiyim. ama dengesizliğim tuttuğunda ilişkide tam bir götüm. karşımdakine bok gibi davranıyorum, yalan söylüyorum, aşağılıyorum, kendimden uzaklaştırıyorum ve nihayet terkedip bırakıyorum. buna pişman olduğum, üzüldüğüm zamanlarsa dedim ya sadece yalnız kaldığım sıkıcı zamanlar. son ilişkimden birşeyler öğrendim sanırım, uslandığımı, ilişki kurmayı öğrendiğimi umut ediyorum. bir sonraki ilişkimde bunların olmamasını diliyorum. ama bir sonraki ilişkiyi başlatmaya korkuyorum şimdi de.
bugün bir ekildim, bir ekildim, bir ekildim ki. fidanlar ağaca döndü.
"haftasonu buluşalım" dedim. "olmaz" dedi.
"hafta içi buluşalım bari" dedim. "olur" dedi.
zor bela izin alıyor olmama rağmen izin aldım. "kahvaltı yaparız" dedim. "çok da erken olmasın 10 iyi" dedi.
kalktım. 10'da beşiktaş'ta beklemeye başladım. aradım. mesaj attım. bekledim. bekledim. bekledim.
whatsapp'tan engellemiş. mesajlarıma cevap vermiyor.
"birisinin randevu verip, beni ekmesinden çok korkarım" demişti, ilk buluşmamızda da. ne acı. bu da 2.si halbuki.
sadece buluşup, bir şeyler yiyip, bir şeyler içip dönecektik. o kadar...
hayatımda bir kez bile olsa böyle bir çılgınlık yapayım dedim ve az önce uzun, güzelim saçlarımı yeşile boyadım. herkese pişman değilim desem de biraz pişmanlık var sözlük. bakalım sonuç nasıl olacak. beğenmezsem 4-5 gün sonra kazıtıyorum..
edit : her yer yemyeşil olunca kesinlikle pişman oldum. duş aldığımda fayansların aldığı yeşil renge aldırmadım ama aynada kendime bakınca her yerimin yeşil olduğunu görmek bana farklı duygular yaşattı.
(bkz:
hulk)
bu günü perşembe olarak gösteriyor tarihler ama ben pazar olsun istiyorum.
bir pencereden bakıyorum, hani şu iyonya mavisiyle boyadığım pencereden
söz ve davranışların içinde boğulmamaya, yüzmeye, üstlerinden uçmaya çalışıyorum. korkmuyor değilim elbette.