ölüm

anlayamadığımız.
kabullenmek istemediğimiz.
beğenemediğimiz.
aniden gelen.
tam zamanında yetişebilen.
bir kurtuluş.
en kalıcı hüküm.
sonsuz bir hasret.
en büyük korkumuz.
en büyük kavuşmamız.
çırılçıplak sırrımız.
asla kaçamadığımız.
en iğrenç koku.
en tiksinç çürüyüş.
en büyük avuntu.
geri dönüşümüz.
eşsiz tesellimiz.
dermansız derdimiz.
başka bir boyuta geçiş kapımız...

...evet, bunların hepsi sanki, değil mi???
tıpkı, bir tanrının vasıfları veya sıfatları gibi!
sakın, sakın en büyük sır bu olmasın?, dedirten.
sevdiklerimizi bizden koparma gücüne sahip en amansız canavar.
tuhaf bir şey. bu ara ölüm korkusu sardı beni, kendi ölümümden değil esasında çok sevdiğim insanları kaybetmekten korkuyorum. biz de öleceğiz bir gün ama bugün çok sevdiğim birini daha kaybettim. kötü başladım güne, anılarımızı düşündüm. her ölüm erken geliyor bana, vaktimiz var. biz bu vakti bilmiyoruz ama çok üzgünüm işte korkuyorum. ölümsüz olamayız ama hayatı anlamlandırmak her türlü zor. şu kısacık zaman diliminde herkesin birbirini iyi anmasını dilerim sadece. ölüm... sonsuzluk, boşluk. yaratıcının bize sunduğu ayrı bir kavram.
uçmanın en iyi yolu. istemsizce alınan overdose.
"söylenecek başka bir şey de kalmadığına göre... artık bitti! perde!"

eroin güncesi, kanat güner, 1997.
sonrası hakkında kelam eden herhangi bir varlığın ancak ve ancak tahminde bulunabileceği bir tür mefhum.

erişebilmek her ne kadar çok kolaymış gibi görünse de aslında çok güçtür. zaman zaman korkuyor oluşumun nedeni bir bilinmez oluşu gibi gelse de esas nedenin arkada bırakılacak ve vazgeçilecek olanlar olduğunu düşünüyorum. yirmi üç, yirmi beş ya da otuz. ne kadar olduğunun önemi yok. her biri insan beyni ve nefsi için erkenmiş gibi gelir. ve o anda sahip olunan şeylerden ziyade ileride sahip olma ihtimali olunan şeyler ve umut korkutur insanı.

işte bu yüzden çekinir insan ölümden. tutulacak bir çift eli, kazanılması olası ve insanların gözünde seni büyük gösterecek bir pâyeyi yahut rahatlığa erişilen günleri özlediğinden. o günlerin gelişine dair milyarda bir de olsa bir umudu olduğundan çekinir.

demem o ki; bazılarımız için umudun bittiği yerde, ölüm başlar.
supernatural dizisi karakterlerinden biridir. çok afedersiniz taşaklarına tartılar çaresiz kalır. diziye giriş sahnesi ise gelmiş geçmiş en 'cool' sahnelerdendir. gidişi de gelişi gibi olsaydı keşke dedirtir.

doğmak bir var oluş, ölümse bir yok oluş değil. aslında hiçbir şey sona ermiyor veya başlamıyor. sadece ruh bir bedene giriyor, bir süre orada yaşamaya devam ediyor ve sonra ayrılma vakti geldiğinde o bedenden ayrılarak ait olduğu yere geri dönüyor.
varoluşsal yaklaşmazsak eğer insanları korkutan, ölümü soğuk yapan sonrasının bilinmezliği olsa gerek.
korkunç yapan şey bence bilinçaltımızın bu kavramı tanımlayamaması. bilinmezliğin bilinmezliği olay aslında. bundandır insana korkunç gelen.
lakin en çokta kendimce merak ettiğimdir. şayet ölümden sonra ahiret kavramı varsa ne yapıp edip o yarıktan size olduğunu gösteren bir haber göndericem. haber isteyenler dm
"bir ölü mezara götürülürken, çok olağan bir iş yapar gibi şaşırtıcı bir hafiflikle, gider, tabuta omuz verir insan, bir süre taşır, sonra aynı hafiflikle bir başkasına bırakır yerini. tabuttaki bir yoksul ölüsü değilse, fazla fazla bir saniyelik iştir bu. insan , bu kısa sürede omzunda bir ölü taşıdığını düşünse bile ürpermez, çünkü, tabutun paylaşılmış ağırlığı bizim ölüm düşüncemizle orantılı olmadığından mıdır, nedir, ölmüş bir insan taşıma duygusu, hele ilk duyuluşu da değilse, kolay kolay omuzlardan yüreğe inmez. " tahsin yücel.
ölüm korkumun hayatıma olan negatif etkisini aşabilmek için hiç yapmadığım bir şey yaptım ve irvin yalom'un "güneşe bakmak ölümle yüzleşmek" adlı kişisel gelişim kategorisine sokabileceğim kitabını okudum.
işe yaramadı tabi ama bu tip kitaplar okuyan ve pozitif etkisini gören insanlar için faydalı olabileceğini düşünüyorum.
hayatım daha yeni rayına oturmuşken asla istemediğim bir toprakla bütünleşme olayı
nedensizce her geçen gün yaklaştığımı düşündüğüm şey
dünyadaki tek adaletli kavramdır.
nasıl bir şey olduğunu bilmesem de başıma gelecek olmasından korktuğum şey. ya düşünsenize bilinciniz duruyor ve tüm benliğiniz ile yok oluyorsunuz ya da diğer ihtimal cehenneme gidip acı içinde yanıyorsunuz. her durum da boktan vaziyette benim için.
kaçınılmaz bir gerçek. bu noktada yapabileceğimiz bir şey yok. biz de öleceğiz, sevdiklerimiz de. fakat yaşam da en az ölüm kadar gerçek. yaşıyoruz. üstelik sevdiklerimiz de bizimle beraber. öyleyse elimizdeki hayatın kıymetini bilmek ve hayattan israf etmemek en mantıklı tutum olarak karşımıza çıkıyor. işte burada en büyük engelimizse: ölüm anksiyetesi. "ölmekten korkuyorum; o yüzden yaşamıyorum" tipi insanlardan olmamak gerek. ölmekten korkan insan yaşayamaz; yaşayamadıkça ölümden korkar. öyleyse, bu kısır döngüyü sona erdirmek gerekir. ölüm anksiyetemizi olabildiğince hafifletmek -düşük ölüm anksiyetesinin de tıpkı düşük enflasyon gibi yararlı olacağını: insana dinamizm katacağını düşünüyorum- gerekir. ölüm anksiyetesini hafifletmek içinse varoluşçu değil bilişsel davranışçı ekolün ortaya koyduklarının daha faydalı olduğu benim görüşüm. yani bilişsel davranışçı ekolün öğrenilmesini tavsiye ediyorum. ölüm anksiyetesini tamamen ortadan kaldırmaksa zannımca mümkün değil. ne kadar dolu, nitelikli, otantik yaşarsanız yaşayın bilinç seviyesinde olmasa bile ölüm gerçeği size bir huzursuzluk verir. hani en mutlu olduğumuz zamanlarda bile bir şey eksiktir ya... bir türlü tespit edemediğimiz bir şey... ölümsüz ve mutlak derecede anlamlı olana özlem duyan insan en mutlu olduğu anın da, elindeki her şeyin de fani olduğunun bilinç seviyesinde olmasa da farkındadır da ondan eksik hisseder. o eksiği tamamlamak için çabalar. ölüm kaçınılmaz bir gerçek olduğu sürece bu nafile çabadır da farkında değildir. olsun, demin de dediğim gibi çabalasın, dinamik kalsın.

ölüm anksiyetesi insanın en temel yapıtaşıdır. yaşam biçimimiz aslında ölüm anksiyetesine karşı savunma biçimimizdir. bazılarımız işkoliklikle, bazılarımız sosyal ortamlarda vakit geçirerek, bazılarımız felsefeyle ilgilenerek bununla başa çıkmaya çalışır. aslında neyle savaştığının farkında bile değildir. işte kişinin yaşam biçimini değiştirmesi de bu yüzden zordur. alışık olduğu savunma mekanizmasını bırakıp ölüm anksiyetesinin nefesini ensesinde hissetmektedir.

not: psikoloji öğrencisi dahi değilim. dolayısıyla belirttiğim tespitlerin bazıları için kaynak dahi gösteremem. genel olarak psikoloji ilmine ilgili bir gencin kendi düşüncelerini içeren bir yazıdır. itibar etmeme hakkınız saklıdır.
bir gün insanlığın ölüm denen bu biyolojik kapandan kurtulacağına inanıyorum. bu beynin bir bilgisayara kopyalanmasıyla, zayıf insan bedeninin teknoloji ile eskimeyen, ölmeyen bir yapıya kavuşturulmasıyla veya hayal edemeyeceğimiz biçimlerde olabilir. yeter ki yaşama olanak tanıyan bir gezegen olsun.

biz maalesef insanlığın ölümü yendiği o günleri göremeyeceğiz. yaşadığımız çağın bilimi bize bunu sunmuyor. tıpkı 1000 yıl önce doğanlar için bulutların üstünde binlerce kilometre hızla gitmenin bir hayal olması gibi. hatta bir çoğu bunu hayal bile edememiştir. işte insanlığın bu çağına şahit olamayacak olmak beni çok üzüyor. geleceğin getirdiklerini görememek, insan türünün başarılarıyla gururlanamamak, gaddarlığına ve aptallığına artık kızamamak, kısacası öykünün devamını okuyamayacak olmak üzüyor beni. içimdeki bitmek bilmeyen merak, macera arzusu ölüm gerçeğini kabullenmemi zorlaştırıyor.
  • /
  • 4