the hours

virginia woolf u canlandıran nicole kidman ın 2002 yılı en iyi kadın oyuncu oscar ödülü'nü aldığı filmdir. içinde bol miktarda eşcinsellik barındırır.
sevgili leonard...
cesaretle hayatin yüzüne bakmak…
her zaman cesaretle…
hayatin yüzüne bakmak.
ve ne için oldugunu bilmek.
en sonunda bunu bilmek.
onu oldugu sey için sevmek ve …
kaldirip bir kenara koymak.

leonard…

aramizda her zaman yillar vardi.
her zaman yillar.
her zaman sevgi.
her zaman saatler.
şu ara gidip gelip dvd koleksiyonumda gözüme takılan filmdir. beni bir daha izle diye bağırıyor sanki. aradan zaman geçince okunduğunda başka tatlar veren romanlar gibi bu filmi de uzun aralıklarla tekrar izlediğimde ayrı bir tat alacağımdan şüphem yok. filmin kurgusu her seferinde şaşırtmayı başaracak kadar iyi çünkü.
büyük, küçük tüm trajedilerin hayatın doğası gereği yaşandığını anlatan olağanüstü film. neredeyse tüm oyuncuların döktürdüğü, virginia woolf'un hayata bakışını hayli iyi yansıtan filmdir. öyle kederli ama öylesine durudurki, izlerken ağlarsınız ama küsmezsiniz hayata. yüreğinizi, zihninizi paramparça eden film, final yaparken kırıkları ve sökükleri dikmeye çalışmaktadır. çünkü varolmak başlı başına bir sancıdır. bunu kabul etmek bizi rahatlatır ve hayatla barıştırır. finalde karanlık tünelin ucundaki ışık bize mutluluğun uzakta aranmaması gerektiğini ve sürekli gelecekle ilgili hayallar kurmanın o an yaşadığımız mutluluğun hazzını kaçırabileceğimizi söyler. bu arada nevrotik kadın virginia woolf rolünde nicole kidman'ın olağanüstü oyunculuğunu hala hatırlıyorum... ah be nicole, bok vardı yüzüne estetik yaptıracak!

son söz:

" i don't think two people could've been happier than we've been."
soundtrack maestrosu philip glass ın dokunuşlarıyla kalbi daha da titreten film.
v. woolf'un daha önce bir kitabına the hours adını vermeyi düşünmesinden esinlenerek beyaz perdeye aktarılan filmdir. virginia woolf' un hayatından kesitler sunar ve karakterleriyle olan iletişimini gözler, önüne serer. toplumsal cinsiyet film gösterimlerinde her sene gıcıklığına koyup insanlara zorla izlettirdiğim filmdir. bu arada nicole kidman harika oyunculuğunu bir kez daha bu rolde göstermiştir, adeta virginia'yı yaşamıştır, ama woolf'un bu kadar depresif yansıtılması kafamı karıştırdı. kendisini sylvia plath rolünde de görmek isteriz
mihenk taşı niteliğindeki romanlardan biridir. milenyumda edebiyatın ölmediğinin nadir kanıtlarından birisi aynı zamanda. sindirmesi de zordur he.
yıl 1923, virginia woolf yatağından kalktıp eşi ile biraz konuştuktan sonra odasına çekiliyor. yetenekleri ve imkânları kısıtlı bir halde kitabının ilk cümlesini düşünüyor. biraz duraksadıktan sonra: “mrs.dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.”

yıl 1951, laura brown gözlerini açıyor, yatağın içinde biraz durduktan sonra doğrulup kitabına uzanıyor. kitabın kapağını açıyor ve ilk cümleden okumaya başlıyor. “mrs.dalloway çiçekleri kendisinin alacağını söyledi.”

yıl 2001, clarissa vaughan yatağından kalkıp yüzünü yıkamaya gidiyor, biraz duraksadıktan sonra: “sally,sanırım çiçekleri kendim alacağım.”

bir yazar, bir okuyucu ve bir karakter üzerine kurulan kitabın fevkalade bir biçimde filme aktarımı ve alınan ilgi filmi başarılı kılıyor. hikayeler sonunda birbirine bağlanıp her şey kesinleşiyor. düşük bir bütçe ile çekilmesine rağmen büyük başarı kazandırması büyük bir ilgi odağıdır.

http://ayilarock.ayisozluk.com/the-hours-saatler/

--- spoiler ---

bu filmde, ed harris'in oynadığı şair karakteri ve intihar sahnesi çok etkileyicidir.

--- spoiler ---