kalben sağdıç'ın kendini anlattığı, dilenecek özrünün kalmadığını söylediği şarkı.
kalbimde bir tas, gozumde yas
yurur ayyas sapar boynuma
insan kendine yakalanir
insan kendinden yaralanir
ah kendimden bi ciksam
kossam kossam ve atlasam
deniz alsa, balik sevse, evinde misafir etse
sussam sussam, balik sussa, opse ve de koklasa
sakin ol evladim diye, sakin ol evladim diye, sakin ol evladim
tuttum adami cenesinden
vurdum tam sol memesinden
kut kut bam gum fis fis yoktur
kovdum seni hevesimden
tuk tuk tukuruk gibi tuketip omrumu
ozrumu dileyip her birisinden
hadi hadi gittim
hadi gittim ben
dünya üzerindeki en muhteşem çikolata/ tatlı olma ihtimali olan şey. adına yaraşır, süt ve tahıl dolgulu mühendislik harikası. (bkz: gıda mühendisliği)
aslında böyle yerlerdeki zorbalığın derecesi lgbt bireyim açık yaşama derecesine ve eğitimin hangi kademesinde olduğuna göre değişir. kendini daha fazla açık ettikçe daha fazla zorbalığa mazur kalınır kısaca. fakat diğer herkes gibi toplumun normlarına uygun yaşayınca ve mümkün olduğunca maskülenseniz (transeksüelleri hariç tutuyorum burada) pek fazla sıkıntı çıkmamaktadır, küçük bir şehirde yetişmiş biri olarak bulunduğum bölgedeki insanlara yavaş yavaş açıldığım süreç boyunca hiçbir şekilde zorbalığa ya da tacize maruz kalmadığımı söyleyebilirim. aksine ne onlar kadar ''normal'' olduğumu görünce biraz da olsa kafalarındaki genel ön yargıların yıkıldığını düşünüyorum.
onun haricinde şimdiye kadar en fazla zorbalığa maruz kaldığım dönem ilk okul ve orta okuldur. lise hayatımdan itibaren azalarak şu anki üniversite hayatımda tamamen yok olmuştur. ha tüm bu evrelerden sonra insan cinselliğini yaşamaya başladığı zaman küçük şehirlerde seçeneklerin ve cesaretin azlığından dolayı küçük şehirlerde yaşamak sıkıntı olabilmektedir.
insanı depresyondan çıkaran, mükemmel bir aile hayatıyla iç ısıtan üst düzey komik dizi. phil sanırım en çok güldüğüm karakter, yok ya cam yok yok gloria. hepsi güzel hepsi harika. yedinci sezon gelse de izlesek, siz de izleyin.
mockumentary tarzına olan bağımlılığımın doruk noktası, finaliyle hayli üzen dizi. the office ve modern family ardından çerez gibi iki haftada bitebiliyor. oyunculardan bazılarının fazlaca çekici olması (bkz: chris pratt) diziye kitliyor insanı. favori karakterim leslie knope olsa da hemen her karakter ayrı bir güzel.
canım okulumun en sevdiğim yerlerinden biri. derslerden sonra gidip çimlere yayılarak neredeyse her gün tadını çıkardığım, amerikan futbolu veyahut ragbi oynayan abilerimize şoklar içinde bakakaldigim mekan. en keyifli zamanları ise saha ikiye bölünüp bir tarafında rugby oynanıp diğer yarısında da quidditch antrenmanı yapıldığı zamanlardır.
taksimde bulunan müzikleri ve terası harika olan mekan. gay friendly bir mekan her yanımın ibneler tarafından sarıldığı hissine kapılmama sebep olmuştur nedense. yanımdaki arkadaşımın, octoberer baksana gay mi şu diye sorup durması, gösterdiği herkesin gay olması bunda önemli bir rol oynuyor olabilir.
eğer mesafe belli bir süreç sonucunda yok olacaksa, oluru olan ilişkidir. hatta diğer ilişkilere göre tadından yenmeyendir. aylarca ayrı kalıp birbirini arzu eden iki insanın bir araya geldiğinde ortada oluşan his dünya üzerinde var olabilecek en güzel histir zannumca.
refah düzeyine bağlı olarak lgbt toplumunun haricinde de pek bulunmayan toplum. para kazananın sanatla uğraşmaya vakti olmuyor ki gitsin tiyatroya, operaya, baleye, sergilere, konserlere. üzerine düşünebileceği bir malzeme bulamıyor haliyle. vakti olanın da parası olmuyor. dinlenesi konserlerin fiyatları kendi adıma konuşursam öğrenci biri için hayli bütçe yorucu. ayda yılda bir anca gidiliyor.
büyük lokma yiyip, büyük konuşmaması gereken geydir. kimin ne zaman kimi seveceği belli olmuyor sonuçta. feminenlerden hoşlanmıyorum diye kendini kısıtlamasa daha mutlu bir insan olabilir aslında.
büyük lokma yiyip, büyük konuşmaması gereken geydir. kimin ne zaman kimi seveceği belli olmuyor sonuçta. feminenlerden hoşlanmıyorum diye kendini kısıtlamasa daha mutlu bir insan olabilir aslında.
son 3 ay öncesine kadar yaklaşık 8 aylık bir süreç için de facto olarak, son 3 ay ise resmi olarak gerçekleştirdiğimiz eylem. kolay değildir. ama zor da değildir. tamamen kişilere bağlı olmakla birlikte partnerlerin ayrı bireyler olduğu unutulmadığı ve buna bağlı olarak kişisel alan ''çok fazla'' ihlal edilmediği sürece (her ne kadar kısıtlanmıyor desek de evini, yatağını, düşüncelerini, hislerini ve vucudunu paylaştığın insan sonuçta) gayet de güzel giden şeydir. otogarlarda, dolmuşlarda, sinemalarda, kafelerde geçirilen onlarca saatten sonra aynı evi paylaşıp, birbirini görmek için hiçbir çabaya gerek kalmadan olan bütün gücünü partnerine yansıtabileceğin bir ortam oluşturmaktadır ve karşındaki insanı çok daha iyi tanımana vesile olur. fakat en çok dikkat edilmesi gereken unsur bana göre; ayrı zevkleriniz sadece kendinize ayırdığınız vakitlerinizin olması, olabilmesi. ayrı ayrı arkadaşlarınızla görüşebilmeniz veya kendi başınıza vakit geçirebilmeniz. çünkü bir süre sonra buna ihtiyacınız oluyor. kendinizi birbirinize kapatmayın. birbirinizi tüketmeyin, insan asalak bir yaratık olmaya çok müsait. sadece seviyorsunuz diye sömürülmeyin ve karşınızdakini sömürmeyin maddi ve manevi olarak. ha bir de son olarak sevgiliniz sizinle yaşamasın, siz sevgilinizle birlikte yaşayın.
henüz eve döneli iki gün oldu, iki gündür salondaki kanepede yatıyorum. bu gece dayanamayıp anne artık odana gider misin yalnız kalmak istiyorum dedim. gözlerime bakıp daha çok yalnız kalacaksın dedi. bu güne kadar hiçbir şey bu kadar canımı yakmamıştı.
hayat arkadaşımı ailemle tanıştırıp, modern familydeki gibi bir aile ortamına sahip olmak. gerçekten mütevazi olduğunu düşündüğüm bi hayal fakat düşününce beni gerçekten aşırı derecede mutlu ediyor.
yaş:56
konu: politikadan ekonomiye, ailevi meselelerden romantik ilişki sayilabilecek her türlü duruma kadar geniş bir alan.
karakter: natüralist fakat durumun vahametine göre optimist de olabilir, bilemedim.
yer: başta ankara ve manisa olmak üzere teknolojinin kolunun uzandığı her yer.
büyük lokma yiyip, büyük konuşmaması gereken geydir. kimin ne zaman kimi seveceği belli olmuyor sonuçta. feminenlerden hoşlanmıyorum diye kendini kısıtlamasa daha mutlu bir insan olabilir aslında.
homofobi ve önyargıyla ilgili başlık açarken bile homofobik olunabileceğini bir kez daha gösteren başlık. iğneyi kendine çuvaldızı başkasına batır. top damgası nedir allah aşkına? damga nedir? napiyoruz biz burada. top diyen insanları elestirirken bunları demek hangi aklın ürünüdür. igrencsiniz ibneler.