o kadar sinirliyim ki. hayata, kendime, insanlara. çok şey hissediyorum, bağırmak, haykırmak istiyorum. yapamıyorum. geriye yaslanıp nefes alabiliyorum sadece, beni boğan ellerin arasında. kaçmak istiyorum ama ayaklarımı hissetmiyorum. dokunmak istiyorum ama kollarım yetişmiyor. yardım istiyorum ama ağzım kapalı, açamıyorum. düşünmemek istiyorum, hissetmemek istiyorum ama başaramıyorum. kendimi kapatmak istiyorum.
çok istedim, çabaladım. elde ettiğimi düşündüm. ama hayır, ne yetinmesini bildim ne de devam edebilmeyi. sadece izleyebildim, kendimi gösterdim ama aktaramadım, hissettiremedim. keşke dedim sürekli, keşke demekte pişman olmakta uzmanlaştım. kendimi toparlamaya çalıştım, yapamadıklarımı, yaptığımı sandıklarımı anladım. konuştum ve keşfettim. dağılan kemiklerimi, eksik parçalarımı tek tek toparladım. son bir parça kaldı ve günlerce aradım. yardım istedim. bulduğumu zannettiğim anda ellerimin arasından kaçtı, tutamadım. biraz daha dağıldım, en başa geri döndüm.
bitsin istiyorum, gitmek istiyorum, uçmak istiyorum.
#evdekal konseptli karantina günleri bana yaramadı a-dostlar. aldığım kilolar biryana dursun saçımdan ve sakalımdan oldum. elime aldığım traş makinesiyle önce saçlarıma sonra da sakallarıma kıydım. işlem bittiğinde kerem bursin, çağatay ulusoy olmayı beklemiyordum fakat bu kadarı da şaşkınlık yarattı. reziliiq
hep bugun yarın giderim derken tak diye kapattılar berberleride ve şu an saçımın ön tarafı dudak hizamı geçiyor. ne zaman geri açılır normale döneriz bilmiyorum ama en uzun saça sahip olacağım dönem olacak, ürkütücü.
bugün bazı şeylerden emin olmak için tindera girip beğendiğim beylerin analizini yaptım.
30-35+ yaş üstü kalıplı olgun erkeklerden hoşlanıyorum. evet
a*kodumun dünyasında gay olduğum yetmiyor birde benden 15 yaş büyüklerden hoşlanıyorum.
işin komik tarafı 1.63 boylu minyon tipli birisiyim ben ya. kendine gell!!!
tanrım ben sana ne yapmış olabilirim ,bu nasıl bir ceza.
öff bu korona günlerinde bu akşamı neyle geçirsem, bugünü neyle doldursam sorusu çıktı. bunu düşünüp cevap aramaktan usandım artık. evde vakit geçmiyor. aşure mi yapsam.
mutfakla aram iyidir. ama bugüne kadar hiç börek yapmamıştım. şimdi fırında pırasalı ve patatesli iki farklı börek pişiriyorum. karantina farklı arayışlara itiyor insanı.
bugün hoşlandığım ve adaş olduğum çocuk bir bahaneyle bana yazdı. içimde bu sefer en azından biraz sürücek gibi bir his var. bu da aslan burcu diğer 2 si gibi. resmen aslan mıknatısıyım
kehanete göre bir aslan burcuyla 4 yıllık bir ilişkim olucak.. belkide bu yüzden bütün algılarım aslan burçluları hayatıma çekiyor.
bu seferki olabilir gibi hissediyorum günlük.
allah aşkına veya yukarda kim varsa lütfen olsun artık yalvarırım artık sarılıp koklamak sevmek, sevilmek istiyorum yaşadığımı hissetmek istiyorum. nolur bu sefer olsun nolur.
günaydın günlük.
uzun bir süredir rüyasız, huzurlu, rahat bir şekilde uyuyordum ve bu her şeyin daha iyi olacağını düşünmeme sebep oluyordu. ne bileyim işte insanın bilinci yerindeyken kendini bir şekilde kandırabiliyor, oyalayabiliyor.
onu görmeme, ondan uzak durma gücünü kendimde bularak alışıyorum belki bu duruma. alışmak olmasa yaşayamazdık zaten. alışmak yetisi büyük bir hediye bence.
iki gündür rüyalar, uyku bölünmeleri, özlem, acı ve adını yine koyamadığım garip bir his. hissizlik gibi ama hislerim yoğun.
yığılma isteği ama rüyanın etkisini, onu, anıları düşünmekten kaçabilmek için maksimum enerji harcamak gibi tezat bir durum.
yine berbat bir güne uyandım anlayacağın günlük.
ona şiirler yazma isteğimin, vücudumun her noktasından taştığı bir gün olacak.
nefretimle sevgimin birbirlerini yiyip bitirdiği, didiştiği, zihnimde kocaman yaralar açtığı bir gün olacak.
ben yine de ona şiirler yazacağım.
bir akıntının içerisindeyim küçük bir sandalın üzerinde. çok hızlı akıntı ve bulanık. yanımda hiçbir şey yok, sadece ben varım tahtaların arasında. dalgalar çok fazla, düşüyorum sandaldan. panikliyorum, daha fazla bağrıyorum, çırpınıyorum suda. bir şey kavrıyor ayağımı, korkuyorum. ellerimle anlamaya çalışıyorum ne olduğunu. bu sefer elimi tutuyor o şey. derine çekiyor beni, tüm gücümle direnmeye çalışıyorum. yavaş yavaş derine iniyorum, hiç bir yer anlaşılmıyor. gözlerim görmüyor. sadece hissedebiliyorum. acı hissediyorum, çok fazla acı hissediyorum. dayanamıyorum, yok olmak istiyorum, her şeyin bitmesini istiyorum.
olmadı sözlük. bana ilişki istemediğini, ama ankaraya gelirsem benimle sevişmek istediğini söyledi...
kahroldum
dahası yeni bir sosyal medya ortamına girdim orda da kendime yer edinmeye çalışıyorum. güzel oldu insanlarla tanışmaya başladım. mevcut ben gibi değilim, galiba olmak istediğim kişi gibi davranıyorum ve şuanlık memnunum.
birisinin benden aşırı hoşlandığını ve büyük çaba sarfettiğini görüyorum. beni cok memnun ediyo ama sanırım hislerimiz karşılık değil. hala tanımaya, şans vermeye çalışıyorum. fiziksel özellikleri beni cazip etmiyor ama belki, belki tanırsam hoşlanabilirim.
istediğim buydu sevilmek , hoşlanılmak. neden karşılık veremiyorum ki...
ilgi orospuları gibiyim. her şey neden bu kadar karışık?
acaba bir insan hayatında bir odun sevebilir mi yada bir odunu sevmeye cesareti olabilir mi ? sadece odun değil , bir insan tekrar sevmeye cesareti olabilir mi ? yalnız, bir başına geçen 2 seneden sonra bir odun düşünün ki bam teline üfleyebildi. hepimiz insanız haliyle korkularımız var önyargılarımız var acabalarımız var. var oğlu var bir sürü var aynı acılardan uzak yaşama isteği kadar daha doğal bir savuma mekanızması varmıdır başka şu dünyada içgüdüsel olarak. şu hayatta ne yaşanırsa yaşansın yaşandığı için güzel oluyor her türlü korkuya rağmen. tabi bazıları kötü tecrübeler oluyor. işte bu kötü tecrübelerde hayatın tuzu biberi. yoksa çok tatsız olmazmıydı şu yaşadığımız hayat.
gelelim meselenin özüne evet bir insan bir odun sevebilir .sadece arkadaş olarakta kalınabilir belkide çok güzel şeylerde yaşanabilir. esas olan kalben birbirini anlayabilmek hissedebilmek. biz türkler duygularımızı saklamayı severiz nedense. hissettiklerimiz içimizde kalır çoğu zaman. işte o zaman gözler devreye giriyor. gözler kalbin aynasıdır diye çok klişe bir laf vardır. hadi bende söylemiş olayım xdxdxd. işte o gözler o bakışlar çok şey anlatır. tabi görebilirsen hissedebilirsen kafanda birşeyler kurmadan senaryo oluişturmadan saf haliyle görebilmekte mesele. heyyyy sen burayı okuyan senin var mı cesaretin; birinin gözlerine bakıp onları anlayıp hissettiklerini karşındakine anlatabilecek....
şimdi nerden nereye geldik o konu açıldı başkasına atladık aslında hepsi birbiri ile bağlantılı konular. işin içinden çıkılmaz konular arapsaçına dönen konular. neye dikkat edeceksin niyete. tabi niyeti iyi mi kötü mü anlayabilmek te sana düşüyor güzel kardeşim tabi banada. amannnn diyip sadece neyse ya kalsın burası..
fuzuli nin çok güzel bir sözü ile bu entry sonlandırayım artık çok yazdım nerden esti ise bu rüzgar. diyelim şurayada barış akarsu abimizden de rüzgar parçasını koyalım
fuzuli'ye "sevmek mi yoksa sevilmek mi daha güzeldir..?'' diye sormuşlar. "sevmek" diye cevaplamış ve eklemiş: "çünkü sevildiğinden asla emin olamazsın.."
ne güzel söylemiş fuzuli abimiz. sevmek insanoğlunun kaderi aslında.
odunlarda sevilir, kainattaki herşey sevilir yeter ki "unutma"
yaşamak bu değil. bu günlerde yaşadığımı iddia edemem. buna olsa olsa ölmemek denir.
evde durmak, evde sürekli durmak zorunda olmak çok zor şeymiş. engellilerin durumunun zor olduğunu bilirdim ama şimdi çok çok daha iyi biliyorum.
koduğumun çinlileri yüzünden yaşadığımız günlere bak. en sevdiğim mevsimde eve tıkıldım. bir çiçek görüp, sahile inip mutlu olan insandım, elimden aldı mikrobun evlatları.
allah kahretsin ya. nası hayat bu. bu yaz denize giremeyecek miyim?
arkdaşıma gerilim filmi tavsiye ederken silence of the lambs yerine silence of the sheeps demiştim bu siyasi bi gönderme mi dedi o senin takdirin diyemedm dilim sürşszvsxs tü dedim
bugün erken uyandım, günün en başından itibaren yapacak bir işim vardı, kendimi meşgul etmeyi başardım. evdekiler yatmaya teker teker başlayınca kahvemi aldım, kitabımı okumaya başlayacaktım ki kokunu hissettim. beynimle beraber burnumun bir oyunumu yoksa istemediğim özlemimin getirdiği bir sonuç mu bilmiyorum ama kokunu hissettim. aramızda kilometrelerce mesafe varken ben senin kokunu almayı başarabildim.
gözlerimi kapattım. tüm gün uğraşıp kendimi kandırabildiğimi düşündüm. rahatlayabileceğimi düşündüm. mutlu bir gün geçirebileceğimi sandım.
engellemeye çalıştıkça, sistemimden seni uzaklaştırmaya çalıştıkça bir yerden çıkıp bana kendini hatırlatmayı başarabiliyorsun.
ne zaman kurtulacağım senden. neden sadece ben acı hissediyorum.
beni merak etmemen, iletişim kurmamana üzülüyorum. nasıl bu kadar farklı duygular hissedebildik birbirimize karşı.
çok basit bir insan olmaya başladım. değerlerimi kaybediyorum. saplanmış durumdayım.
sevişmeyeli o kadar oldu ki delireceğim sanırım. en son bu kadar uzun sevişmediğimde bakirdim. tekrar bekaretimi kazandığımı düşünüyorum. ay ilk seksim kiminle olacak acaba?
ne oluyor bilmiyorum ama aylar önce yalnızlıktan ağlarken bugün başıma deli gibi talip yağıyor. n’oldu da herkes peşimde koşmaya başladı ölücek miyim noluyor?
o kadar değiştiriyor ki beni bu süreç değişeceğimden, ilgi manyağı olucağımdan çok korkuyorum...
of çok güzel günlük