ayı sözlük günlük

  • /
  • 9
kent kart almam için otobüse binip istasyona gitmem lazım, otobüse binip istasyona gidebilmem için kent kart almam lazım. bu paradokstan beni kurtaracak adana'da yaşayan birileri varsa sevinirim. *

edit:gerek kalmadı teşekkürler.
yarın dersler başlıyor. yurda geldim ve 6 yıldır yurtta kalan ben değilmişim gibi şok yaşadım. memnun değilim durumumdan. geçen sene "ya yurt iyi oğlum evde yemek falan o işleri kim yapacak? vs." derken bu sene daha ilk günden eve çıkmak için her şeyimi vermeye hazırım. gerçi itiraf ediyorum sorun sadece yurt hayatının zorluğu değil, benim bu zorlukla mücadele edecek halimin de kalmaması. hayat enerjim, umudum, hevesim, heyecanım kalmadı. üstelik de hiçbir şey yaşayamadan... bu sene arkadaşlıklara, gönül işlerine, bakımıma bir gram enerji bile harcayamayacak gibiyim. kalan bütün enerjimi ancak yetebileceği yurt hayatının zorluklarına ve derslerime yani 'asgari bir hayata' kanalize etmek zorundayım. çok zorlanıyorum.
bugün hiçbir şeyden tat alamadım. ne kadar kendimi meşgul tutmaya çalışsam da içimdeki o korkunç bunalım gitmedi. uyutmadı da. bir yandan anılarımla boğuşuyorum, bir yandan da geleceğimin belirsizliğiyle. bu saçma halimi kimseye anlatamadım. artık son çare olarak buraya içimi dökmek istedim. belki yarın daha neşeli bir insan olurum ve bu entry'i silerim, bilmiyorum. ama bu duygusal dalgalanmalarımın bitmesi gerek. böyle hayat geçmez.
hayatımdaki ilk reel buluşmamı bu akşam gerçekleştirdim. beklerken heyecandan tir tir titriyordum. garipti. sonra o geldi. gayet sevecen bir tavırla selamlaştık. elim ayağıma dolaştı ne diyeceğimi ne yapacağımı bilemedim. yine de konuştuk. bazen sustuk bakıştık sadece. elimi okşadı sonra. pamuk gibi yumuşacık, dedi. mutlu oldum. daha sonra ayrılmadan önce karşıdan karşıya geçerken elini omzuma attı. güvende hissettim. hiçbir şey bana zarar veremeyecekmiş gibi. çok değerliymişim gibi. daha sonra saçımla oynadı. küçük bir çocuk gibi hissettim. en sonunda ise otobüs gelene kadar beni bekledi, izledi ve bana gülümsedi, ayrıldık. tamamen ayrılacağımız aklıma gelmezdi ama insanoğlu işte kimseye güven olmuyor. taşınıyormuş buradan. uzun mesafe ilişkisi zormuş. fakat ben beklerdim, ne olursa olsun severdim. olmadı. sevilmek ve sevmek bana nasip olmadı. umutlanıp umutlanıp bir anda yere çakıldım sadece. üzüldüm. yaşanabilecek güzel şeylerin yaşanmayacak olmasına üzüldüm.

neyse günlük, çok konuştum. iyi geceler.
berbat bir gün geçiriyordum. pazartesi sendromunu daha atlatamamış, 3 saat uykuyla günde 4 saat yol çeker iken yorgunluktan bitap, gözler kızarmış, çevreye vahşi bakışlar atıyordum. dokunsalar patlıyacak gibiydim. derslerde yarı baygın yarı ayık, yarı türkçe yarı ingilizce düşünür iken hocanın söyledikleri bir kulağımdan girip öbüründen çıkıyordu. kafamda bir yerlerde bir şarkı çalıyordu ama bilmiyordum nerden geldiğini. nasıl olduğunu anlamadan gün bitiverdi. sonunda eve dönüp güzel bir uyku çekeceğimin hayalini kuruyordum. kalabalık, sıkışık, boğucu toplu taşımalarda sürünürken, bıkmış, bunalmış bir şekilde ayakta uyuyakalıyordum. durağıma yaklaşınca bir mucize ile karşılaştım ama tarif edemem. bir çocuk ile annesi olduğunu varsaydığım bir kadın, olduğum vagona bindiler. yakınıma gelince çocuk bana bir şeyler dedi ama anlayamadım, kulaklık takılıydı. yüksek ihtimal selam vermişti. bir kulağımdan çıkardım ve başımı salladım hafif gülümseyerek. çocuk bir şey dememi bekliyormuş gibi gözlüklerinin üstünden şapşalca bakıyordu. dil de çıkarıyordu galiba. çok tatlıydı. gülümsememi kesemiyordum. telefondan baktım acaba yüzümde bir şey mi var diye ama yok. dik dik bakıyordu bana. tepki veremiyordum çünkü yanlış bir davranışta bulunmaktan korkuyordum. kadına döndüğümde, sanki ters bir tepki vereceğimi bekliyormuş gibi kaçamak bakışlar attığını fark ettim. çok kötü tepkiler almıştı, gözlerinden belliydi. insanlar(!) garipsediğinden, uzaylı gibi davrandığından çok çekmiş olsa gerek. çocuk da napsın ki suçu değil. çektirenlere bir güzel küfürler ettim, lanetler okudum. bir insan nasıl bu duruma getirebilir ki birini diye düşündüm. gözler kısık çevreyi süzdüm yan gözle bakan var mı diye. ani bir öfkeyle atılabilirdim bile. kadın, çocuğun davranışları yüzünden özür dileseydi yıkılırdım orada. kaldıramazdım bu davranışı, hakedecek bir şey yapmamıştım. 2 durak sonra indiler ama beni de bitirdiler. çocuk inerken koluma hafifçe vurup "kolay gelsin" dedi gülümseyerek. dondum kaldım. bütün sinirim, yorgunluğum, stresim vücudumdan akıp gitti. yumuşacık oldum. arkasından "sağ ol" diyebildim sadece. aptal aptal sırıtmaya başladım. neden yaptığını düşünmeyi bir kenara bıraktım, hissettirdiğine takıldım. mutlu oldum lan. hiçbir insan böylesine bir davranışta bulunmazdı dedim içimden. benim için çok anlamlıydı. 5 dakika yetti, sayesinde enerjim fullendi. saatlerdir sırıtıyorum. ıslık çalıyorum, ritim tutuyorum. bütün uyku ihtiyacım kayboldu. şarkı söylüyorum anlık. teşekkür etmem gerekli ona. senin ben fazlalık kromozomunu yerim lan. asıl sana kolay gelsin, bütün işlerin rast gitsin. sağ ol. gerçekten sağ ol. bana tarif edilemeyecek bir sevinç verdin. sen de mutlu olmaya devam et. insanlara aldırış etme, seni haketmiyorlar. olduğun gibi harikasın. umarım her şey istediğin gibi gerçekleşir. umarım bir daha karşılaşırım. söz bu sefer selamını alacağım.
dışarıda yağmur var ve ben kahvemi demledim netfilixte izleyeceğim dizimi başlattım sanırım haftaiçi çalıştığım için izinli olmamın bana vermiş olduğu mutlulukla yine evde olacağım
hasta halde çalışmak nefret edici bir durum ...
kalbim hayal kırıklıklarıyla dolu sözlük. ilk defa kendimi kabuğumdan çıkarıp birisi ile görüştüm, evet çok güzel duyguları tattım onunla, iyi ki de onunla aşmışım diyorum kendi engellerimi. ama sanki aramızda ki tüm etkileşim sadece benimle birlikte olmakmış gibi hissediyorum. etkileşimimizden önce 2 ay kadar telefondan konuşmalarımız, buluşmalarımız oldu. çok güzel vakit geçirdim, onunla beraberken çok mutlu idim. o akşamımız da çok güzeldi, tamamen ince ince işledi içime, çok güzel bir kapı açtı bana. ancak sonrasında ne konuşmalarımız eskisi kadar verimli oldu, ne de bir kez görüşebildik. zamanlamalar çok kötü denk geldi ve araya bir boşluk girdi. sanırsam kendisi benim hissettiğim duyguları hissetmiyor ama ben de kendi duygularımı tam olarak anlayamıyorum ki sözlük. gerçekten etkileniyor muyum yoksa ilk defa hissettiğim duygular olduğu için mi birşeyler oldu anlayabilmiş değilim. bildiğim tek bir şey var sözlük o da kalbimin kırık olduğu. bugün söz veriyorum kendime, yarın onunla ciddi bir konuşma yapacağım eğer isterse eve kahve içmeye davet edeceğim , gelmez ise de telefondan. çünkü bu bilinmezlik ve tek taraflı duygular yaşamak bana zarar veriyor sözlük. daha fazla ilerlemeden durdurabilmeyi çok istiyorum. çünkü zaten sonrasında bazı şeyleri yaşayabilmek, baştan başlamak çok zor olacak...
düşündüğüm pek çok konu aldığım tek bir aksiyon yok gibi düşünüyorum nedense. saçma geliyor bazen kızıyorum kendime söylüyorum yapacağım diyorum diyorum da diyorum sadece. netlik kavramım mı değişiyor anlamıyorum
gitmeme çok az bir süre kala hatalar yaptım ve ağırlığıyla saçma bir dönem geçiriyorum. aynı şeyler belli aralıklarla yaşanıyor. hiç ders çıkarmamışım.
sevdiğim bir arkadaşım kendi kendine tribe girdi cumartesi gecesi anadolu yakasında takılacağım diye düşünürken kendimi avrupa yakasında buldum dün beni arıyor bana benimle sorun yok dimi diye soruyor dedim neden olsun işte çıktınız falan dedim olaylar plansız oldu ki bunu açıklamak zorunda bile kalmam komik. anlamsız geliyor. plansız hareket etmemeliymişim gibi de plansız hafeket edilebiliyor
vergi dairesinde haciz kaldırmaya çabaladım.
borç almak için kendimi yırttım
karda ve buzda üç kere düştüm
ama bugün de ölmedim.
dün metronüste yolculuk ediyorum karşımdada çok yakışıklı bir beyefendi var. durağı gelince inmek için kapının önüne gitti , kapının yanında oturan kel orta yaşlı ve onla karşılaştırınca pek bir cirkin beyfendinin yanında ki direğe elliyle sakso çeker gibi bir ileri bir aşşa kadar götürüp bacağına çarptırdı ve bunu 3-4 defa tekrarladı. yakışıklı beyefendi bunu yaparken adama gülüyordu niyeti belli sevişmek istiyor. nispeten çirkin adam kafasını kaldırdı kaşlarını çattı napıyorsun diye bir bakış attı. yakışıklı beyefendi suratını somurttu ve o sırada duraktan hemen indi. tabi ben bunu görünce o kadar kötü hissettm ki kendimi sözlük. tamam niyetim sadece sevişmek değil ilişki sevgi bağı kurmak vs ama yinede türkiyenin en çok gey olan semtinde yaşayıpda yanlız olmak beni çok üzüyor. gey arkadaşlarımdan kimle sorsam biri hariç hepsi fuckbody istemiyorum uzun soluklu ilişki istyoruö diyor. hepimizin ortak noktasıda yanlız olmamız. çok yanlızım sözlük çoook
bugün çok önemli bir toplantım ertelendi iyi mi kötü mü bilemedim ama iyi hissediyorum
yine sinir hastası birisiyle flörtleşiyorum sözlük üstelik inanılmaz fırlama ve ukala ama saf birisine benziyor. umarım whatsapa geçince öteki gibi ota boka sinir krizi geçirmez.
bugun fark ettim, tam 5 yil gecmis aradan. daha dun bogazimda dugum oluyordu sana soyleyemediklerim. hic gecmedi. hic soyleyemedim. sen beni en iyi dostun bilirken ben sana ihanet ettim, beceremedim dostun olmayi susturamadim su lanet aski icimdeki. nasil anlamadin.. dugunune de gelemedim, affet. en yakin dostunu kaybettin saniyor kendini sorguluyorsundur bilirim seni; ben sadece nefes alamiyorum seni bir baskasiyla gorecegimi dusundugumde bile. seni oylesine ozluyorum ki... keske.
merhaba günlük. biraz ayrı kaldık.
dün bir videoya denk geldim, daha doğrusu şarkı klibine. benjamin koll' dan 2 men kiss için çok tatlı ve birbirine aşık olduğu belli 2 insanın öpüşürken çekmişler. çok tatlı ve gerçekten sıcacık bir an olmuş aralarında ki ancak nedense ben gülümseyerek izlerken bir anda ağlamaya başladım. çok kıskandım günlük onların mutluluklarını. hiç başıma geleceğini zannetmiyorum. ben çok güçlü bir insandım günlük, yalnızlığımla başbaşa değil beraber idim. çok güçlü hissediyordum kendimi, böyle şeyler hissetmiyordum. bir insan geldi beni açtı ama dağıtarak gitti günlük. bana zarar mı verdi iyilik mi yaptı anlayamadım. anlayamıyorum. sadece ağlayabiliyorum...

----------------------------
...
böylece bizi bir kere daha tutup kurşuna diziyorlar
zaten bizi her gün sabahtan akşama kadar kurşuna diziyorlar
bütün kara parçalarında
afrika dahil...

----------------------------
insanlar can sıkıcı olabiliyor. ama bu insanlar arkadaşlarım arasından birileri ise içerliyorum.

iki ay önce işimden istifa ettim, yeni iş arıyorum. keyifsiz bir süreç bu, bilen bilir. yakın bir arkadaşım olduğunu düşündüğüm biri ısrarla uzak duruyor. mesaj dahi atmıyor. sanki aramızda bir şey geçmiş gibi. onun işsiz kaldığı dönemde hesabını falan öderdim. düşününce ne farklıymışız diyorum.

arkadaş wp grubunda arada görüştüğüm yerlerin bahsi geçiyor, beğenmiyorum, beğenilmiyorum derken canımın sıkıldığını da biliyor. bugün iş değiştirdiğini yeni bir yere daha iyi bir pozisyon ile girdiğini yazmış. düşüncesizce geldi. ben olsam yapmam. ama yine de fazla mı hassasım yada ben mi alınganım diye düşündüm.

kıskandığımı söyleyemem çok kıskanç biri değilim. ama arkadaşım için sevinmediğimi fark ettim. çünkü içimde kendini bitirmeye başlamış. tebrik ettim ve hayırlı olsun dedim.

muhtemelen yakın zaman içinde toplanırım. iş krizim her zaman olmuştur benim. ama umarım affedici olmam. yani değer olarak yaptıklarına göre muamele etmeyi ihmal etmem, boşver demem.

benim arkadaşım olan biri bu şekilde davranmamalı.
uyu-------->uyan--------->aq bu hayatın--------->uyu döngü bu şekilde bu aralar
her sabah burnumun direği sızlayarak uyanıyorum ve 340 gündür bu hiç değişmedi.
insan öyle duygular öğreniyor ki, hayatı boyunca bir sürü şey öğreneceği kanısına varıyor.
kaç kere affettim günlük, kaç kere kaçtım, kaç kere kovdum? bana her gelişinde ben ona daha çok gittim.
fiziksel olarak bir şeyleri yitiriyorsun ama onun yokluğu daha ağır basıyor.
ruh sağlığın bozuluyor ama yine onun yokluğu kendini iyileştirmenin önüne geçiyor.
bir insanı hem çok sevmenin hem de aynı şiddetle nefret etmenin zorluğunu anlatamam günlük. ölmesini dileyecek kadar nefret edip aynı anda yüreğine kocaman bir ağrının oturmasını tarif edemem. bir insan böyle de delirebilirmiş günlük. delirtti. onun için sıfırdan kurduğun hayatın hiçbir değeri yokken nasıl tekrar kalkabilirsin ayağa? taşınırsın,ameliyat olursun,planların aksar,en kötüsü tüm çabana rağmen onu kaybedersin ve bok gibi çıkıp gider hayatından. en kötü zamanında acısını,hıncını,hırsını sana yüklemiş olmasının neresi affedilir? kendini değersizleştirdiği o minicik dünyasına seni dahil eder ve üstüne basıp tırmanır. ne ironik ki sorunsuz hayatına tırmanmış ve seni olduğu konuma çekmiştir. tepeden öylece bakar sana. “her şeyi silip atmamın sebebi sen. birgün gelecek ve seni de o kolayca sildiğim şeyler arasına koyacağım biliyorum. sana seninleyken söylediğim bütün kötü şeylerden hep pişman oldum ve sinirliyken söyledim. belki duymayacaksın ama ben sana bağırarak ve tüm içtenliğim ile geber diyorum.”
gebermesini diliyorum günlük. canım çok acısa da istiyorum. çünkü yaşadığım bu kırgınlık bu zamana kadar yaşadığım bütün kalp kırıklıklarını iç etti. sadece nasıl iyileşirim nasıl toparlarım bilmiyorum. yapayalnızım günlük. iyleşemediğim bir sabaha daha uyandım. günaydın eski acılarımı silip,aynı ve yeniden olan acılarımı paylaştığım günlük.
  • /
  • 9