demokrasi

dayatılmak istenen ideolojiyi benimseyen kesimin (dolaylı çoğunluğun) sesi olmaktır/sesine kulak vermektir.
türkiyede çok fazla "ileride" olan/ileri olduğu öne sürülen kavram. o kadar ilerideki görüş mesafesinden çıkmış durumda! (bkz: türkiyede demokrasi var da biz mi görmedik!)
tanımlandığı biçimde olması mümkün olmayan. (bkz: tarih)
ülkemizde dikta yönetiminin fake adı.
her tür ideolojinin eline geçirip üzerine kat karşılığı bina dikmek istediği yeşil alandır. kimisi villa planlar üzerinde birkaç kişi için, kimisi toplu konut planlar kutu kutu, üst üste yığma yaşamlar için. eşitlik adına aynılık, değişmezlik yüceltilir. bazen etrafı telle çevrilir yasak bölge olur, arsa kenarında askerlere nöbet tutturulur. "dili olsada konuşsa" dır demokrasi üzerine ne çok anlam yüklediğimiz ama özünde kendine ve diğerlerine saygıdan başka birşey olmayandır.
kendi diktatörümüzü seçme özgürlüğümüzdür.
demokrasi asla çoğunluğun aldığı karar olarak görülmemeli o sadece demokrasinin getirdiği sonuçtur.demokrasi en ufak topluluğun bile fikrini özgürce dile getirebilmesi temsil edilebilmesidir.
henüz, türkiye toplumunda yaşanmamış olandır.
evrim sürmektedir tüm hızıyla! 1923'den beri süren monarşi karşıtı aydınlanma deneyimine rağmen (kökleri 1850'lere dek uzanan bir isyandır osmanlıdaki cumhuriyet tartışmaları), hala geriye dönüşü ve otokrasiyi özleyebilen bireylerin çıkması ve bu özlemlerini dile getirmesi demokrasinin gereğidir evet, ama, gerçek demokrasiyi boğacak olan sinsi canavarın ta kendisidir ve cumhuriyetin başarısızlığıdır bu nesiller ne yazık ki!
kavgalar, can pahasına devam etmekte, ama, bu öylesine büyük, pahalı ve eşsiz bir ödül ki, maalesef verilmesi gereken çok can var daha!!!

ayrıca, demokrasiyi tanımlamaya çalışırken, ne olmadığını söylemek daha açıklayıcı olabilir.
örneğin:
- demokrasi, 4-5 yılda bir sandığa gidip oy kullanmak değildir!
- demokrasi, çoğunluğun, diğer kesimlere tahakkümü hiç değildir!
bazı yerlerde, bazı beyinlerde "adam öldürmek" olarak da algılanabiliyor.
soner yalçın'ın son yazısında tarif edilmiş olandır.
sevgi gibi, kuşun kanadında yaşayan naif ve narin bir kelebek gibidir!
4-5 yılda bir getirilen sandıklarla yaşamaz.
sandıkla gelip, kovularak bile gitmeyenler yüzünden yok olur!
ironik bir trajedi olarak, ne yazık ki diktatörlükleri de yaratan bir rejim modelidir.
her millete ve her kültüre yakışmaz ve uymaz.
pek bir boka yaramıyor, yaradığını da görmedim. yine de lazım.
kimlik; kimlikleyen ve kimliklenenin bileşimidir. kimlikleyen daima sosyal birimlerdir. hiçbir birey kimliklenme sürecini salt bireysel yeti ve kazanımlarıyla gerçekleştirmez. insan ve topluma ilişkin bütün genel düşünce sistemleri pratik bir etki kazandıkları zaman tasarlanmış sonuçlara yol açar. doktrin ile pratik arasındaki mesafenin kapatılması hiçbir yerde siyasal yaşamdaki kadar zor değildir (1).

kapitalist üretim tarzı, üreticilerin üretim araçlarından kopmasını öngörür. bu üretim özel mülkiyet kurumu aracılığıyla mülksüzleştirilmesi anlamına gelir. kapitalizm, bunları merkeze alan çeşitli görüngülere bürünebilmiştir ve bu görünümler temel olarak demokrasi olarak adlandırılır. demokrasiyi kısaca özgür, genel ve eşit oy mekanizmasıyla halkın temsilinin sağlanması olarak tanımlayabiliriz.

temsili sistem, birilerin başkaları adına konuşmasını yasallaştırmış ve bu zamanla kişilerin dinleyici daha sonra ise sadece oy atıcı konuma getirmiştir. insanlar kendi hayatlarını yönlendirmede söz sahibi olmaktan uzak düştükçe sürüleşmiş ve tepkisizleşmişlerdir. kendine yapılan haksızlıklara refleks üretmeyen insan, siyaset gibi bir aracı hiç kullanamaz hale elmiştir.

partiler kişisel dahası sınıfsal çıkarları merkeze almış durumdadırlar. bu partiler kitlelerin siyasetten uzaklaşması ve bir partyi seçerken programları değil de kişileri merkeze almalarını getirmiştir. yönetmeye aday kişilerse, ne kadar cafcaflı propoganda yaparsa o kadar tutulur hale gelmiştir. partilerin kimliksizleşmesi, belli grupların çıkarlarını temsil eder hale gelmesi sonucu ve bunun bu şekilde kabul edilebilir olması anlık bir olay değil, kitlelerin politikadan uzaklaş(tırıl)masıyla birlikte olmuştur.

1- john gray, post-liberalizm. (s. 85)


*
dün gece tekrar göstermiştir ki, ne mevcut iktidarın, ne sokağa dökülmüş kalabalığın ne de ordunun demokrasi ile hiç alakası bulunmamaktadır. darbe fikri başlı başına demokrasi karşıtı bir eylemken bu yapılanların demokrasi bayramı diyerek kutlanması devreleri yakıyor.
anlamını yitirmiş, yobazların ağzında 15 temmuzda sakıl edilmiş kelime.
demokrasi: modifiyeli, bayraklı şahin marka arabaların jöleli gençlerine emanet.
bu ülkede tabii ki de demokrasi var. ama çoğulcu demokrasi yerine çoğunlukçu demokrasi var. madem öyle biz de çoğunluğa uyalım artık. mesela kafa keselim, adam sallandıralım. nasıl olsa yargılanmıyoruz. canımız isterse tecavüz edelim, evleniriz olur biter. sonuçta demokrasi var bu ülkede. çoğunluk kafa kesmek istiyorsa, tecavüz etmek istiyorsa bunun doğruluğunu tartışamayız.
demokrasi adı üstünde, bu kelime yunancada iki kelimenin birleşimiyle (demo + krasi) oluşmuş bir sözcük olup, halk yönetimi anlamına gelmektedir, halkın kendi kendini yönetmesi demektir.günümüzde bir çok toplum demokrasi ve bağımsızlık mücadelesini vererek, kendi kazanımlarını yaşayan toplumlar olarak tarih sahnesinde yer alırken, toplum olarak maalesef bunun çok uzağındayız, fakat bu kazanımların başarılamayacağı anlamına gelmiyor, şu ana kadar demokrasinin ne olduğunu kendine göre anlamlandıran anlayışın ve nasibini almamış bir gerçekliğin hikayesini sansürsüz olarak izlemekteyiz...
  • /
  • 2