lgbti temalı filmler

  • /
  • 12
ne zamandır izlemek istediğim bir film hakkında yazıyorum bu sefer de: “king cobra”.

gay porno dünyasına ilişkin cinayet de içeren bir film bu. james franco da oyuncular arasında ve ben oynadığı karakteri beğendim.

entry’nin bundan sonraki bölümü film hakkında kritik bilgileri ele vermektedir.

amatör bir gay sitede yıldızı parlayan bir gencin çalıştığı yapımcı tarafından kullanıldığını hissetmesi ve başka kişilerle çalışmak istemesi sonrası olan biteni anlatıyor film. eski patronu porno ismini tescillettiği için endüstriden gelen teklifleri değerlendiremiyor. ve bir gün karşısına amatör bi ikili çıkıyor ve onun sayesinde parlamak istiyorlar ve de tüm borçlarını ödemek. onu kaybetmemek uğruna sonu iyi bitmeyen plana soyunacaklar.

bu filmi kim neden izlemeli:
- yaşlandıkça gözden düşme olayı oldukça güzel anlatılmış.
- paralar suyu çekince hayat artık kişilere “oyun bitti” dercesine ciddileşiyor.
- kılsız, zayıf, genç ve feminen eşcinsel erkekleri sevenler izlesin. james franco harici açıkçası ben diğerlerini beğenmedim, ki onda da beni etkileyen şey maskülen tavırdı.
- endüstrinin arka sokakları ve para kazanma hırsını görsek iyi olur diyenler de gelebilir.
- sevdiği kişiyi başkalarına pazarlayan birinin kıskançlık krizleri ve parasızlık ve talep görmeme sonucu içine düştüğü acınası durum. james franco’nun oynadığı karakter çok şey anlatıyor.

fragmanı da bıraktım aşağıya, benlik bir film değil, ama chaser sevenler bayılır:

bohemian rhapsody'de de işleniyor. malumunuz freddie mercury eşcinsel idi. sevgili seçimini de çok başarılı buluyorum erkek zevkini de. sevgilisi jim hutton 'u oynayan kişi de bunu yansıtıyor.
little miss sunshine'da da gaylik konusu hafiften işlenmişti.
daha önce yazılmadığına şaşırdım.

(bkz:love simon)

ergenlik çağındaki bir çocuğun gay olduğunu keşfetmesi, ailesine ve arkadaşlarına açıklamasıyla ilgili güzel bir komedi filmi. high schoolda geçiyor ama o bildiğimiz sıkıcı imaj yok. normal günlük hayat anlatılıyor. hatta simon'ın yaşadıkları, kendi içindeki duyguları o kadar gerçek ki hepimizin düşünceleriyle örtüşüyor. kısacası çıplaklık içermeyen çerezlik bir komedi filmi.
bugün izlediğim bir filmi yazıyorum bu sefer de: “god’s own country”. türkçeye “tanrının unuttuğu yer” olarak çevrilmiş. bu film, brokeback mountain’a oldukça benziyor ve cidden iyi bir film.


film, büyük britanya’da geçiyor, muhtemelen iskoçya. dedesi ve büyükannesine bir çiftlikte yardım eden bir gencin hikayesini izliyoruz. gencimiz homofobik denecek düzeyde ve sevgi görmediği gibi sevgi göstermeye de açık değil. yalnız kalınca sevgisini gösterebildiği hayvanlar var ama herşey çiftliğe gelen romanyalı bir gençten sonra değişiveriyor. her iki genç de maskülen yapıda ve iskoçyalı gencimiz zamanla sevgi göstermeye ve sevilmeye ne kadar aç imiş görüyor oluyoruz.

bu tarz filmleri ben oldukça çok seviyorum çünkü gerçek dünyaya daha uygun konular işleniyor. her birimiz ispanya’da yaşayan kişiler değiliz sonuçta; haliyle de her gece ışıklı tekno gay barlarda cruising yapmamaktayız. film, bir kırsalda inek ve koyun güden, hayvan damlarında bok temizleyen erkeklere odaklanıyor. bazılarınız bu bakımdan, bu film için “otlu peynir kokuyor” diyebilir.

iskoçyalı gencimiz üniversiteye gidememiş ve onu üzen bir durumun da bu olduğu görülüyor, çünkü hayat tüm zorluğuyla yüzüne aniden vurmuş. genelde bu tür filmlerde, uyuşturucu falan da olur, yani bir bakıma eşcinsel olan kişi toplumun marjinal diyebileceği alana konumlanır, ama bu filmde bunlar yok. sadece ara sıra bira içiyorlar, hepsi bu. ki, romanyalı genç oldukça da aklı başında.

filmin bir diğer odaklandığı konu da “göçmenlik”. bu konu benim de oldukça dikkatimi çekiyor son zamanlarda. yabancı kişilerle ilişki yaşayanlar bilir, ilişkide bir nevi “kendi kültürünü doğru anlatma çabası” dediğimiz durum ortaya çıkar. mesela, iranlı biriyle bir süre görüştüm ve her seferinde farkettim ki kendi kültürünü bana savunur bir halde, ortada bizim kültür daha üstün dediğim bir durum yokken bile. çünkü göçmenler toplumda azınlıktır ve bu anlamda yaşamları konusunda daha fazla baskı görmektedir. ve göçmenler alt sınıf olarak algılanır. bu filmde de romanya ve çingenelik üzerine bazı bölümlere tanık olacaksınız. iskoç gencimizin romanyalı genci uzun bir süre kendi dengi olarak görmemesi gözlerden kaçmıyor.

sanırım filmin odaklandığı en temel konu “yaşatmak”. bunu filmin adından bile anlıyoruz aslında, o kadar ücra bir köşede bir bakıma iki erkek kendi hayallerindeki ortamı yaşatmaya çalışacak. “hayata döndürmek” filmin birçok bölümünde açıktan da görülüyor, mesela koyunların elle doğdurulması.

bu filmi ne zamandır izlemek istiyordum, nasip bugüneymiş. kesinlikle görün derim. şahsen ben oldukça beğendim. zaten film de uluslararası festivallerden ödülle dönmüş. ayrıca romanyalı genç de bir zamanlar görüştüğüm o iranlı elemana benziyor, elemanın ellerini ve bacaklarını beğendim.

trailer’ı da bıraktım aşağıya:

  • /
  • 12