cumartesi gecesi sendromu

kesinlikle bir pazartesi sendromu değildir. en sevdiğim gecedir cumartesi geceleri, ertesi günün pazar olması sebebiyle.

mmtsrkn

selamlar, burda çok eğlenicek, gülerken düşüneceksin... burası güldürürken düşündüren, ya da bazen gerçekten amaçsızca güldüren bir platform.

chp teyzesi

bazı eziklere dert olmuştur.*

ben max blum

zamanında insanların duyduklarında önümde secde ettikleri tümcemdi. lakin artık söylediğimde insanlar bön bön yüzüme bakmakta, beni bir meczupmuşumcasına süzmektedirler.

bu günlerin geleceğini biliyordum lakin bu kadar çabuk değil...

18 aralık 2012 odtü'de erdoğan'a protesto

kılavuz

bazen güvenilir bir yol göstericinin, bazen de uğursuz bir karganın üstlendiği görev.*

eski sevgiliye sözler

"git benden daha iyisini bul, bul ki senin ne mal oldugunu anlasın da sana tekmeyi bassın" türünden değdirmeli oturtmalı ilişki bitirmece lafları.
liseli modlarının da mevcut oldugu konu... (bkz: apaçi paint denemeleri)

deprem sigortası

türkiye gibi genç bir ülkede mutlkaka yapıması gerken sigorta. 3 tane fay hattı geçiyor ve tüm ülke belli oranda risk farktörü taşıyor.

(bkz: daks)

http://sigorta.com.tr/deprem-sigortasi-d...

8 haziran 2014 türk bayrağı'nın indirilmesi

bayrak diye debelendiğimiz vatan toprağı ve bu bayrağın dalgalandığı her yer ise bu her yerdeki insanları dinlemeden bayrak bu buna konuş demenin bir alemi yoktur. gelişmiş ülkeler siyasi, ekonomik bütünlüğünü ve varlığını sağlayan insaları özgürleştirerek, güvenliklerini sağlayarak yapabileceklerinin 40 yıl önce farkına vardı ve buna göre politikalar geliştirdiler. sırf bu yüzden de bayrağa saygı diye bir dayatmaları yok. üstüne üstlük saygı ve sevgi kendiliğinden gelmektedir.

şimdi bir de özellikle de doğu ve geri kalan türkiye perspektifinden bize bakalım:

doğuda yapmak istediğiniz şeyler var ise şu aşamaları izlersiniz. dine uygun mudur? aşirete ve töreye uygun mudur? devlete uygun mudur? isteğiniz bu üçlü süzgeçten geçebilirse ancak gerçekleştirmek için yola koyulabilirsiniz. işin garip tarafı birinden kurtulsanız dahi kesin devlete toslarsınız. çünkü devlette kanunlarını, hakları ve sorumluluklarını yıllardır aşiret ve dini referanslara devrettiğine göre siz bu kısır döngüde yaşarsınz. doğurduğunuz çocuk aşiretin malıdır. töre vardır cart vardır curt vardır. bu çocuğun yeteneği vardır yoktur önemli değil. 12 yaşına geldimi pamuk toplar aile için iş gücü olur.

devletten bir şey talep edersiniz ve anca yazışması aylar alır da olumlu ya da olumsuz cevap alırsınız. tek elden yönetim dediğimiz şey budur. o zamana kadar yapmak istediğiniz şeyi ırak, suriye ve irandan daha ucuza temin edeceğinizi keşfedersiniz. devlete bu iş için ticaret yolunun açılmasını istersiniz ama nafile. yani iş yapmak için bile bürokrasi ve prosedürün labirentinde dolaşmanız gerekmektedir. ama polis , asker ve devlet görevlisi tek elden yönetimin bürokrasisini şipşak çözebilecek sihirli anahtarlar gibidir. devlet dediğiniz şey orada polistir, askerdir. bu işten pay verirseniz anca yapmanıza izin verilebilir. ve yetkilerini para uğruna kötüye kullanacak insiyatife sahiptirler. devlet bu zamana kadar bunu kontrol etti mi? ya da başka bir şekilde sorayım. devlet aşirete, şeyhe, devlet görevlilerine verdiği hüküm yetkisinin adaletini hiç sorguladı mı? bu insanlar neden kalekol istemiyor farkında mısınız?

özal döneminde güneydoğu'da afyon ve benzeri şeylerin yetiştiriciliğine göz yumulmuştur. çünkü bu yol ile pkk da bu maddelerin kullanımı arttırılacak ve savaşmak daha kolay olacaktı. peki ya sonra ne oldu? uyuşturucu pkk'da ve askerde de yaygınlaştı. sonra bundan elde edilen kolay para özellikle aşiretlerin iştahını kabarttı ve önüne geçilemeyecek bir üretim ve rant ortaya çıktı. tabi aşiretler daha sonra pkk ile bunun daha rahat ticaretini yapabileceğini keşfetti. ardından buralardan elde edilen paralarla aşiret liderleri başladılar muteahitliğe ve inşaatçılığa el atmaya. yani parayı daha fazla para yapan şeylere yöneldiler. ama tek farkla kendi bölgelerinde değil. istanbul, izmir, antalya... gibi yerlerde. sonra bürokrasi de bu altın yumurtlayan tavuğu görünce aslan payını aldı. hatta alıyor da...

ey batıda yaşayan ve en ufak hayal kırıklığını dünya başına yıkıldı diye düşünen halkım. size bu bayrağı sevdirmek zor değildir. çünkü yaşadığınız yaşamda isteklerinize ve hayallerinize ulaşmak için türkiyede olması gereken kadar bir şansınız vardır. fakat doğudaki insanların yaşantısı aynı pinball makinasında oraya buraya çarparak yaşamayı gerektirir. sonunda da düşmeniz gereken deliğe düşersiniz.

devlet olarak günlük çözümlerle yaşayıp gidiyoruz zaten. 5 yıllık kalkınma planları falan birilerinin cebine girecek paraya endeksli. bu türkiyenin her yerinde böyle. insanların gelecekteki ihtiyaçlarını, güvenliklerini, gelişimlerini düşünmek hak getire. bu zaten türkiyenin her tarafında böyle. bir de üstüne üstlük doğu ve güneydoğuda devletinizin desteklediği bir derebeylik sistemi söz konusu ise neyin saygısını bekliyoruz acaba?


kusura bakmayın ama bu devlet 90 yıldır doğuda yaşayan insanları 200-300'ü bulan aşiret denilen derebeylikleri ve şeyhler elinden yönetmektedir. bu insanllar bizim gibi gelişmekte olan bir yaşam tarzına anca sahip olmaya çalışmaktadırlar. devlet her işi para ile halledebilecek bir ebeveynden farksız davranarak bu kısır döngünün katalizörü olmuştur. devlet hiç bir zaman insan odaklı bir politikaya sahip olmamıştır. özür dilerim 90 yıl önce bu denenmiş ve ayağa kalkılmıştır ama şimdi bu bir masal. ve siz bu insanların bu masala inanmasını bekliyorsunuz.

bu bayrağın inmesi benimde canımı acıtıyor. çünkü insanlarımıza sahip çıkamadığımızı gösteriyor. ama bayrak indi zaman kendi insanına savaş çığırtkanlığı yapılmaz. herkes birbirinin koşullarını bilmeden anlamadan silahına davranacaksa zaten 10. yıl maşını da istiklal marşını da söylemenin bir manası kalmamıştır. zaten gözden çıkarttığınız halkınızla didişmeye heveslisiniz demektir. bu bayrağa bakarak onları anlamıyorsanız zaten bir bez parçası haline gelmiştir. alın elinize bez parçası yaptığınız bayrağınızı ve sokağa çıkın o zaman.

yalan

kimse söylememiş. çok güzel bir feridun düzağaç şarkısıdır.

ne kaybetmeler buldum ben
bir elim bile kayıp gitti ötekinden
her şehre bir çakıltaşı fırlattım
aslıda hiç olmayan denizimden

bir film şeridi gibi geçiyorum şimdi
olmayanlarımın içinden
çok isteyince oluyordu hani!
söyle nerdesin hiç gelmeyen?

bu şarkılar hepsi yalan
seni benden neden alıkoyar zaman?
kapım çalmaz
gelen olmaz
yoksun diye iştahsız sabah olmaz
zaman
ama bıktım karanlıktan!

(youtube:http://www.youtube.com/watch?v=PkzdGHT9X...)

ayı sözlük ankara kalk gel zirvesi

sizi bulamadığım zirve. nerdesiniz? şu an route tayım

ayı sözlük yazarlarının doğum günü hediyeleri

o dönem daha önce istanbul'a hiç gitmemiş olan nikimsi'nin istanbul'da en çok merak ettiği yerlerden olan miniatürk ve galata kulesi'nde açılan ve beraberinde güzel dileklerin iletildiği videonun baş karakteri, üzerinde nikimsi'nin adının yazdığı, el emeği ile hazırlanmış pankart. ayrıca bu pankart bin bir güçlükle beyaz show'da da açılmaya çalışılmıştır. *