lübnan

ortadoğunun cenneti. vatandaşlarının ortalama 4 dil konuştuğu evrensel memleket.
içsavaş öncesi başkenti beyrut a ortadoğunun paris i derlerdi. heyy gidi günler heyyyyyyy
karışık bir dini yapısı vardır. tarihteki işgallerden ve sömürülerden fazlası etkilenmiş bir ülkedir.
erkekleri seksi oluyor bu ülkenin internette gördüğüm kadarıyla.
dünya'da nüfusu oranına bakarsak en çok gay nüfusa sahip 2. ülkedir.komşusu israil'le birlikte dünya gay güzelleri nüfusunun %50'sini barındırır.ortadoğu'nun star deposu ülkesidir.sinema,tv,dizi,müzik alanlarında arap dünyasının starları hep bu küçük ülkeden çıkar.beyrut hala ama hala çok güzeldir.gidip görülesidir.vize istememesi ayrı bir güzelliktir.gay olup lübnan'ı görmeden ölmek cehenneme gitmek için yeterlidir (evet bu kadar net)
kültürel açıdan gökkuşağı gibi güzellikleri içinde barındıran ortadoğu memleketi. hristiyanlar, müslümanlar, dürziler hepsi bu küçücük bir ülkede beraber yaşamaya çalışır. lübnan, dünya güzellik ortalamasının üstündeki kadın ve erkek skalasıyla da giden turistlerin gözlerini okşar. ortadoğu denince akla gelen peçe, çarşaf, taassup gibi kelimeler lübnan'da (özellikle de beyrut'ta) anlamını yitirir. sokaklarda slikonlu ve mini etekli esmer kadınlar, akşam yürüyüşüne çıkmış yakışıklı adamlar görürsünüz. beyrut seneler süren hristiyan müslüman iç savaşının ardından yaralarını sarmış ve yeniden yükselmiştir. ama biraz deşerseniz lübnan'da birşeylerin ters gittiğini anlarsınız. seneler süren din savaşı, ülkenin güneyinin radikal şiilerin kontrolünde olması ve sık sık yaşanan israil saldırıları ülkedeki benlik duygusunu yoketmiştir. lübnan'lılar biz çok moderniz, onlar gibi değiliz derken müthiş bir aşağılık kompleksiyle yanıp tutuşur. çok değil 25-30 sene önce o modern insanlar komşularının gözünü sen hristiyansın, sen müslümansın diye oymuş ülkeyi harabeye çevirmiştir. beyrut'a aşık olduğunu iddia eden çoğu lübnan'lı da şehrin varoşlarında yaşam savaşı veren filistinli ve suriye'li mültecileri ya görmezden gelir ya da vatan haini olmakla suçlar. lübnan bir noktadan sonra plastik bir ülkedir. ama beyrut güzeldir. eğlenmesini bilen insanlarıyla, türk mutfağına çok yakın lezzetleriyle ve pek tabiki yakışıklılıktan yıkılan gayleriyle süper bir tatil destinasyonudur.

ps: lübnan'da türk'lere bayılıyorlar. türk dizileri müthiş popüler. muhteşem yüzyıl için ülkede partiler veriliyor.
ps2: baklavamız şöyle güzel, baklavayı siz güzel yapamıyorsunuz laflarına kulak asmayın. kuru baklava yapıyorlar. ve bizim baklavaların yanına yaklaşamazlar.
ps3: ülkedeki ermeni'lerin çoğu adana, maraş, antep gibi memleketlerden göçmüşler. ve türk'lerle ilgili hoş anılara sahip olmayan büyükleri var. önce önyargılı olabilirler ama sonra çok çabuk kaynaşıyorlar. çoğu hala türkçe biliyor ve türk kanallarını izliyor.

ortadoğu'da olması sebebiyle talihsiz olan ülke.olası bir otadoğu turunda gideceğim 2.ülke

böyle plastik kadın diye ithaf ettikleri haifa wehbe şarkıcıları vardır.*
istanbul ile paralellik kurduğum yer, hatta buna batı şeria ve gazze'yi de dahil edebiliriz.
şöyle ana arterlerden (e-5) den biraz uzaklaşın, ne bileyim mahmutbey, gop, esenler, sarı gazi, altınşehir, 500 evler, arnavutköy sırtları, bina yapılarıyla, boyalarıyla, şekilleriyle, insanların giyimleri ve asıl önemlisi yüzleriyle adeta oraya gitmekteyim. bu entry'de yerme yoktur, samimiyet, dışardan bir bakış açısı ve gerçekler vardır.
(not. 216'yı bilmediğim için semtleri ekleyemedim, biri doldursun lütfen)
yıllardır gitmeyi hayal ettiğim, similyaya doymak istediğim memleket. ama gitsem de araplara güvenebilir miyim, bilmiyorum. bak ikilemde kaldım yine.
birkaç ay öncesi, "eşcinsellik bir hastalık değildir, dolayısıyla tedavi edilmesi söz konusu olamaz" diyen bir ülke. galiba artık "doğal olmayan ilişki" kapsamında eşcinsel ilişkilere ceza verilemiyor. bu bakımdan güzel bir gelişmedir. ayrıca internetten gördüğüm kadarıyla erkekleri tam benim tipim.
kırk küp kırkının da kulbu kırık küp... evet bu ayak her türlü topluluk mevcut ve hepsi problemli. dopu batı arasındaki uçurum dedikleri şeyin dik alası burada sanırım.
japonlar gibi, yazılarında ilk önce kendi dillerini kullanıyorlar, canları sıkılınca da ingilizce'ye dönüyorlar. yazıları japonlar gibi kendi dillerine uyarlamakla uğraşmıyorlar; direk alıyorlar doğrudan.