maraş katliamı

bu zeminin oluşmasında farklı etkenlerin de rol oynadığını sırrı süreyya önder yazısında belirtmiş. tabi belli dürtülerle tetiklenen, sosyal psikoloji ile bilenen kitle psikolojisi bize vahşeti örnekliyor. yazı bana 6-7 eylül olaylarını anımsattı biraz.

"maraş biberi

denir ki hz. ibrahim, devrin kralı nemrut'un putlarını kırarak insanları allah'ın varlığına inanmaya davet edince, iktidarı sarsılan nemrut öfkelenir ve hz. ibrahim'in ateşe atılmasını emreder. bu zaman zarfında evlerde ateş yakılmayacaktır, yasaklanmıştır. bütün odunlar ibrahim'in ateşini harlamak üzere toplanır.

o günler, "urfa dağlarında gezer bir ceylan" günleridir. bir zalim avcı, avladığı ceylanı pişirmesi için karısına verdiğinde hiç odun kalmadığı cevabını alır. avcı çare bulmasını istediğinde, kadın ceylanın yağsız bir parça etini önce bir taşın üzerinde döver. sonra da kırmızı biber, bulgur ve tuzla yoğurur. bu gün etsiz olarak her köşe başında fast-food versiyonunu gördüğünüz çiğköftenin ortaya çıkışı böyle olmuştur.

urfa'nın çiğköftesine maraş'ın biberini karıştırmak urfalılar tarafından sarkozy muamelesi görmenize yol açabilir. onların 'isot'u varken maraş'ın biberini duymaya tahammül edemezler. üstelik haklıdırlar. arayı şöyle bulabiliriz: yine denir ki ilk tarım maraş'ın afşin ilçesinde yapılmıştır. kentin kadim ismi arabissos'tur ve roma imparatorluğu'nun, gordianus (234-238) devrinde urfa'dan göçen arap aşiretleri tarafından iskân edilmiştir. [irfan shahîd, byzantium and the arabs in the fifth century, dumbarton oaks 1989]

maraş'in köy isimleri
afşin, atalarımız orta asya'da at koştururken imparator justinianus tarafından oluşturulan üçüncü armenia eyaletinin de yönetim merkezlerinden biridir. hadi celadetli okurun kalbi kırılmasın "sözde" armenia eyaleti diyelim. milli tarih şuurumuza uygun davranmış olalım.
halkımız beraber ve solo olarak fransız parlamentosunu döverken araya gitmeyelim. milli birlik ve beraberlik ruhuna en çok ihtiyaç duyduğumuz şu günlerde, meykir, hunu, norşun, arıstıl, maravuz gibi maraş'ın köy isimlerinin etimolojik kökenini siz de sormayın, ben de söylemeyeyim.
maraş'ın başta ticaret ve sanayi odası olmak üzere bütün "sivil" toplum örgütleri ezelden beri biberi maraş iline tescil ettirme mücadelesi verirlermiş. nihayet 2002 yılında başarmışlar. artık maraş biberi maraş iline tescilli. sanayi ve ticaret odası kriterlere uyan bibercilere sertifika ve logo kullanım hakkı veriyor.

deli paralar devri
maraş katliamını günlerdir her açıdan dinlediniz. katliamın ekonomik-sınıfsal arka planına değinen pek olmadı. 70'li yıllar, tarımda destekleme politikalarının uygulandığı yıllardı. misal demirel, buğday ya da pamuğa 10 lira taban fiyat verirdi, ecevit bunu 15 liraya çıkaracağını ilan ederdi. demirel, 20'den aşağısının yetmeyeceğini, mazotun litresi ile buğdayın kilosunu karşılaştırarak anlatırdı.
işte tarım üreticisinin eline "deli" paralar geçmesi biraz bu yüzdendi. anadolu'da alevi nüfus, tarih hafızasından dolayı kuş uçmaz kervan geçmez, yavuz uğramaz yerlere yerleşmiştir. gezin anadolu'yu, genellikle alevi dağda sünni ovada yerleşiktir. maraş bunun istisna olduğu birkaç yerden birisidir. alevi nüfus, ağırlıklı olarak bereketli ovalarda yaşar.
tarım destekleme politikası ile zenginleşen maraş ve civarındaki aleviler maraş merkeze göçerek "yüzük taşı" misali yerlere talip olmuşlar ve almışlardı. kent içi ekonomik etkinlik alevilere geçmiş, sünni halkın elindeki para da dönemin enflasyonist karakteri gereği süratle pul olmuştu.

abd görevlisi alexander peck de katliam öncesi kenti gezerken şu tezi işlemiştir: "yakında aleviler size yiyecek ekmek bile vermeyecekler!"

dönemin sağcı işadamlarının ve parti başkanlarının yaptıkları toplantılarda neler konuşulduğunu anlatacak bir vicdan ortaya çıkarsa bu bilgiler kapı arkası fısıltılar olmaktan çıkıp aleniyet kazanacaktır.
aleviler kent içinde görünür ve etkin olunca sosyal hayata da dahil olmuşlardı. mesela içkili lokantalara aileleri ile birlikte gitmeye başlamışlardı. eh bu kadar bileşen bir araya gelince geriye bir tek şey kalıyordu; birinin çıkıp "kalkın ey
ehl-i islam, din elden gidiyor!" diye bağırması... bu işlevi, sosyalist sistemde "allahsızlığı yayma kürsüsü" olduğunu savlayan ve kadınların bütün parti üyeleri ile sevişip gayriresmi evlilikten çocuk doğurmaları halinde daha fazla ikramiye alacaklarını müjdeleyen "güneş ne zaman doğacak" gibi "muhteşem" bir film de görebilirdi pekâlâ.

ecevit'in direncinin kirilmasi için katliam şartti
katliam, abd'nin o günkü nizamat politikasını ancak askeri diktatörlükler eliyle uygulatabilmesi gerçeğine giden yolda ecevit'in gösterdiği direncin kırılması ve ülkede sıkıyönetim-darbe döngüsünü hazırlaması için şarttı.
bu plan "gümüş ya da altın hilal" olarak adlandırılan bütün kentlerde değişik versiyonlarla uygulamaya konuldu. maraş, sivas, çorum ve malatya'da tuttu. maraş bunların içerisinde en vahşi kontr-gerilla operasyonlarından birisidir.
dünya tarihinde, hangi figür damgasını vurursa vursun, bütün katliamların, soykırımların arkasında, mutlaka bir "servet transferi" olgusu vardır. dolayısıyla işin içinde bir "tapu davası" araştırmayan bütün bakışlar eksik kalmaya mahkûmdur. bu ülkede bir tarihçi, işgal ve kurtuluş savaşı arasında geçen sürenin uzunluğunu ve ne hikmetse tehcirden dönen ermenilerin gelmesiyle hızlanan, neredeyse patlayan kurtuluş hikayelerimizi bir de bu gözle anlatsa da dinlesek...
maraş'ın filmini çekmek için binlerce sayfa belge, bilgi, tanıklık okudum, dinledim.
beni en çok etkileyenlerden birini paylaşmak isterim.

komşular, biz şimdi perdeleri kapatacağiz
serin ailesi, katliam sırasında maraş tren garından güçlükle bulunan bir trenle şehir dışındaki alevi köylerine gidip canlarını kurtarır. katliam sonrası evlerine döndüklerinde bütün eşyalarının yağmalandığını görürler. sünni bir komşuları, yağmalamayı, komşuların yaptığını fısıldar.
serin ailesinin annesi sokağın ortasına çıkar ve onlarla bugüne kadar sürdürdükleri komşuluğu anlatarak şöyle seslenir.
"komşular! biz şimdi bütün aile evimize girip perdelerimizi kapatacağız. bizden yağmaladığınız eşyalarımızı bahçemize bırakın."
sabah evin avlusu yağmalanmış mallarla doludur. aile kendilerine ait olanları alır. bir traktöre yükler. kenti terk edeceklerdir. bırakılan eşyalarda kendilerine ait olmayanlar da vardır. aile o eşyaları sokağa çıkarıp üzerine şöyle bir not bırakır.
"bu eşyalar yağmaladığınız diğer ailelere aittir. imanınız ve vicdanınız varsa bunları da gerçek sahiplerine verin."
ve doğdukları yerden, bizzat komşuları tarafından öldürülmeyecekleri, talana uğramayacakları bir başka diyara doğru giderler. geride bıraktıkları evlerini yok pahasına sattıklarını da bir çocuk bile tahmin edebilir.
kahramanmaraş sanayi ve ticaret odası geçen muharrem ayında bir kardeşlik iftarı verdi. şu linkteki videoda http://www.kmtso.org.tr/video_galeri.php?menuid=108 trt iftarı naklen veriyor. muharrem orucunun böyle bir iftar açma geleneği olmadığı saçmalığını bir yana bırakarak spikere kulak verebiliriz.

bilin ki diş mihraklardir
spiker bütün erkâna aynı gayretkeşlikle şu tespiti yapıyor:
"bütün maraş burada.. eğer maraş'la ilgili bundan sonra olumsuz bir haber kamuya yansırsa, bilinsin ki bu dış mihrakların işidir öyle değil mi?"
bu saçma tespite oda başkanı dahil olmak üzere herkes katılıyor. spiker aynı tespiti alevi federasyonu başkanı selahattin özen'e de yaptığında "gurk" ettirten bir cevap alıyor. özen: "iç mihrak, dış mihrak her neyse bunlardan bir kez bile aleviler galeyana gelmiyor. sünnilerin buna engel olması lazım." spikerin tespiti kendisiyle sınırlı değil. aynı ilin valisi de anma törenlerini hukuksuz olarak engellemesini "geçmişi hatırlamak istemiyoruz" gerekçesiyle açıklıyor.
ah birisi çıkıp unutmanın yolunun ancak yüzleşmekle mümkün olduğunu bunlara tane tane anlatsa...
ah birisi, hem de alevi olmayan bir kent sakini çıksa, bu kentte 36 saat içinde yarısından fazlası 13 yaşın altında yüzlerce insan öldürüldü. gelin toplu olarak gidenlere bir dua, yapanlara bir ah edelim diye haykırsa.
ticaret odası, maraş'ın biberine gösterdiği vefanın birazını da karnında bebeği ile öldürüldükten sonra eti bir çiğköfte misali ezilen gelini, iftarla değil, mahcup ve sessiz bir yasla hatırlamak ve unutturmamak gerektiğini kavrasa. o vali ve benzerleri bir yas evine müstahdem yapılsa.
odanın iftarında sofraya bıçak konulmamış. muharrem orucunu açarken zorunlu bir ritüeldir bu. su da konulmaz. sebebi kerbela masumlarının bedenlerine muaviye zihniyetinin açtığı yaraları hatırlamaktır. sofraya konulmayan bıçak 33 yıldır alevilerin böğründe saplı durmaktadır. 33 yıldır bu yaradan kan akıp durmaktadır. "hatırlamak istemiyoruz" zevzekliği bu hançeri kanırtıp durmaktadır.
utanmak yalnız kendi yaptıklarımızla ilgili bir eylem değildir. bazen yapmadıklarımız da utandırır bizi.
bütün maraş bu hançerden utanmadıkça, bu yara şifa bulmayacaktır."
bu yıl bu korkunç katliamın 34. yıldönümünde, kurbanları anmak için maraş'a gitmek isteyen çeşitli alevi örgütlerinin kente girişi valilik tarafından yine yasaklandı.
bugün narlı ve pazarcık ilçelerinde toplanan 2000 civarındaki kitleye polisin saldırması sonucu biri ağır olmak üzere 6 kişi yaralandı.
devletin, faşist katliamları ve katliamcı geleneği savunma ve onu teşhir etmek isteyenlere saldırma refleksi devam ediyor.
madımak katliamcıları, maraş katliamcıları ile olan akrabalıklarının gereğini yapıyor.
unutturulmak istenen sivas,çorum gibi katliamların 3.sü. 34 yıl önce fiilen yapılan katliam şu anda karanlık güçler tarafından adaletsizlikle,psikolojik savaşla,örgütlenmeyle hala yapılmakta alevilere.
hep düşünmüşümdür büyük olayların gerçekleştiği anlarda yaşasam hangi tarafı seçerdim diye,misal peygamber efendimiz zamanında yaşasam sahabe olur muydum, fransız ihtilali zamanlarında devrimci olur muydum, kurtuluş savaşında saltanatı destekler miydim yoksa cumhuriyetçi mi olurdum diye, maraş katliamı da bu anlardan biri benim için,çünkü 40 yıl ötesinden bakıp katledilen bebelerin görüntüsünü gördüğünde tarafını belirlemek çok kolay, evet kesinlikle aleviler mağdurdu,ama peki o zamanlar, evinizde otururken camiiden anons yapılsaydı ve alevilerin sünnileri öldürdüğü söylenseydi, mahallenizde sürekli kan döküleceği ve sizden birilerinin öldürüleceği söylenseydi, tv de ve radyolarda camiilerin aleviler tarafından yakıldığı söylenseydi, öfkeli kalabalığa karışır mıydınız, niyetim iki tarafın da ne suçlu ne de masum olduğunu kanıtlamak, sadece bir sünni olarak hiçbir teolojik tarihi felsefik kuramı ve bilgiyi umursamadan ve sorgulamadan, tüm alevi kardeşlerimden özür diliyorum bunla yetinmeyip de cemevlerini destekliyorum (daha önce cem'e de gittim ve hayatımın en güzel manevi deneyimlerindendi), dede'lere maaş bağlanmasını destekliyorum (bir dedenin ve efendi'nin elini de öptüm ve bu benim onurumdur)yani nefret yüktür
aleviden de sünniden de nefret etmek suça ortak olmaktır, barışı bu topraklara birbirimize sarılarak yerleştiririz birgün umarım
allahsız, kitapsız, milliyetsiz oldukları düşünülen masum insanların, bu dünyadaki en büyük günahın allah'ın verdiği canı almak olduğunu bilmeyen gerizekalılar tarafından katledilmesi...
katliamı gerçekleştiren ülkücülerin, inkar ettikleri katliam. bu katliamı ilk öğrendiğimde, her çeşit bilgiye ulaşmak için ülkücülerin takıldıkları forumlara bile göz atmıştım ancak gördüğüm kadarıyla ülkücüler olayı dış mihraklara atmaktan başka bir şey yapmamışlar.
katliamda resmi rakamla 106 alevi zalimce katledilmiş, malları çalınmıştır. asker olaya müdahale etmediği gibi katliamdan çok sonra darbe yaparken bu katliamı kullanmıştır. olayın suçluları cezasız kalmış, olan alevilere olmuştur.
günümüz ışid'inin atalarının ve köklerinin, anadolu'da yaptığı " alevi katliamı serisi"nin bir örneğidir!
hala hesap sorulamamış ve sanki bin yıl geçmiş gibi üzeri örtülmek istenmektedir.
oysa, şu milyarlarca yıllık evrende hepi-topu 36 yıl geçmiştir üzerinden...

katliam, 19 aralıkta başlayıp, 24 aralıka kadar sürmüştür.
bildiğiniz katliam yani!
üstelik, çoluk-çocuğu ve kadınları deşercesine parçalayan insanlık dışı yaratıkların çoğu hala sağ ve aileleriyle siyaset yapmaya bile devam ediyorlar...
boşuna dememişler, "burası türkiye, ölme yeter!"

öldürülen tüm canların ruhlarından ve ailelerinden, onları koruyamadığımız için özür dilemek, bir vicdan borcudur diye düşünüyorum...
maraş valiliği, bu yılki ileri demokratik tutumunu bir düzey daha yukarı taşıyarak, il sınırları içerisindeki tüm anma ve protesto etkinliklerini toptan yasaklamıştır!
oh be! ne güzel bir şey bu ileri demokrasi!
hamdolsun bizi bu nimetlere gark eden cümle büyüklerimize!
bugün 37. yıldönümü anmaları polis ve devlet tarafından yasaklanmıştır. aldığınız güvenlik önlemleri için teşekkürler! çok yaşayın siz!
katillerin hala serbestçe gezdiği büyük katliam.devletin töresi gereği tüm kendine karşı olacakları ya toptan yada tek tek öldürüyor.maaşlı ve sivil köpekleri saldırıp hala yeni katliamlara imza atıyor.
sırf alevi oldukları için kesilen,karınları deşilen çocukları gözlerinin önünde boğulan insanlar bugün aynı acıyı yaşıyor.devlet yaptığı katliamın anılmasını bile istemiyor.
aradan geçen zamana rağmen ne insanlar medenileşti nede devlet.bugün ufak bir kıvılcıma bakar alevilerin toptan öldürülmesi için.o gün camilerden verilen alevileri kesin fetvaları bugün bile verilebilir.buna inanıp kan dökecek milyonlarca müslüman var!
allah onlara bu fırsatı vermesin.