pokemon

nerdeyse 20 yıldır varlığını sürdüren, bitmek bilmeyen anime serisi. tahminimce 20 tane kadar da filmi yapılmıştır (her sene bir tane yaptıklarını var sayıyor yazar). ilk sezonunu çocukken izleyenler çoluk çocuk sahibi oldu ama dizinin ana karakteri ash(satoshi) bir gram yaşlanmadı. sırrı ne bu elemanın?
pokemon go oyunuyla salonumun orta yerinde balbazar bulmamla sevindirmiştir.
zamanında digimon, pokemon'un özentisi olmakla suçlanıyordu. şimdi oyuna katacak bir şey bulamamışlar, digimon'daki kavramları apartmışlar.

altıncı jenerasyonda mega evrimler gelmişti. digimon'da hem mega evrimler zaten var, hem de x-antibody evrimleri var. yani bu özellikler direkt olarak digimon'dan alınmış ya da esinlenilmiş.

yedinci jenerasyonda ise aloha evrimleri çıktı. örneğin vulpix ateş pokemon'uyken, aloha vulpix, buz pokemon'u olmuş. bu içerik, digimon world 1'den beri vardı. örneğin goburimon'un bir de snowgoburimon versiyonu vardı. bunlara "kopya" deniyor ama pokemon'dakilere büyük ihtimalle "orijinallik" olarak bakılacak. ah popülerlik, sen nelere kadirsin.

esinlenilen digimon'lara değinmiyorum bile. klink klank* ile hagurumon'a bi bakın.

yine de seviyoruz kendisini. pokemon gold'u bitirmemiştim, tekrar oynayabilirim.

beklediklerim:
bok tipi pokemon*
çapraz evrimler.

fairy tipi geldiğine göre bunlar da gelir.*
7. jenarasyon olan alola ile karşımıza tekrar çıkmaya hazırlanan efsanevi seri. gerçi aynı konsepti ısıtıp ısıtıp önümüze seriyorlar gibi geliyor ama bu yeni jenerasyonda birçok yenilik ve gariplikler var. heyecanla bekliyorum sun/moon'u.
bugün kitaplığımda tozunu aldığım figürleri olan anime serisi. ancak benim için misty'nin gittiği sezona kadardır. ondan sonraki jenerasyon pokemonları hiç sevmedim sevemedim.
20 yıldır animesini takip ettiğim, ancak oyunlarına daha aşık olduğum cep canavarları. tekrar popüleştirmek adına çıkardıkları pokemon go bana pek hitap etmese de hala sevilesidir.
buradan bakıldığında kuşak çatışmasını anlatmış gibi görünen video oyunu ile video oyununun daha meşhur olan animesi.
tek başıma, yalnız başıma bakmaya zorlanmadığımı bildiğim zaman bildiğim oyun kartlarının, tasoların, çeviri hatalarının, kültürün, ekosistemin, stratejinin bir diğer yönünü çerçeve içine alan paket canavarlarıdır.
bir kez bunun sinema filmlerinden birinin siğdiğsini çalmıştım. bir sabah tek başıma izlerken babam odama girdi. odamdaki televizyonu parçalamakla kalmadı, sinirden kudurduğunu bağıra bağıra anlatırken suratını buruşturduğunu da gözümün içine soktu. sonra ağabim sağolsun başka pokemon filminin cd'sini bana hediye olarak almış. kırılan siğdiğnin parçalarını sobaya atmıştım. odamdaki televizyon kırıldığından beridir de salonda yatıyorum, tıpkı babam gibi suratımı buruşturup uyuyana kadar televizyon ışığına bakıyorum. sabah uyandığımda belimin tutulduğunu görmek istiyormuş. burası anı anlatma yeri değil, dediğimde bana bakıp "bu pokemon" demişti. biraz daha para harcadım. sesi kesildi şimdi. sigarasından içiyorum.

kendisini pokemon sanıp pencereden atlayan çocuk gibi sevinçli, çocuk gibi terli, kokuşmuş halde duşa gireceğim bir ara.
digimon'dan farkı, hiçbir pokemon canavarına 31 çekememenizdir.
ash - seni seçtim entei

entei - ben seçilmem seçerim.

roket takımından jessie karakterini seslendiren ablanın sesine aşıktım. ayrıca squirtle çok minnoştu.
  • /
  • 3