roboski katliamı

içişleri bakanı idris naim şahin'e göre tsk'nın sehven neden olduğu söylediği; 17'si çocuk 35 vatandaşın hayatını kaybettiği olaydır. basının bu konudaki "uludere'de ölen köylüler" ifadesi sanki bölgede sanki kitlesel ölüme neden olan bir vebadan haber veriyorlarmış gibidir. olayın en korkunç yorumu ise bu katliamı bile kendi ideolojisine hizmet etmesi için daha önce "cinayet" diye tanımlamayan tc başbakanı rte'den gelmiştir. ülke gündemini başka başka şeylerle meşgul etmekte pek başarılı olan başbakan bu sefer de kürtaj konusunu ortaya atıp kürtajı cinayet olarak nitelendirip ardından da kürtajı uludere olarak isimlendirmiştir.

(bkz: oyuna gelme anne)
fakir çocuk katliamıdır.yüzyıllardır orada kaçakçılık yapılır.fakir köylüler üç-beş kuruş para için mazot çay gibi malzemeleri vergisiz ülkeden ülkeye geçirir. fakirin çocukları heronların hergün gözetlediği yerlerde o gün son kez işe çıktılar ama bu kez katır yükleri yerine yanmış cesetleri geldi.radar,son teknoloji uydu sistemli heronlar o gün onları terörist olarak gördü.oysaki kıçıkırık bir er bile bilir ki gündüz gözüyle hiç bir pkklı ellişerli grup halinde sınırı geçmez.

katliam kime ne kazandırdı bilmem ama olan masum köylülere oldu.ne düğünlerde kilolarca altın takan aşiret reislerine ne komutanlara ne de bakanımızın çocuğuna oldu.ölümleri kara bir leke olarak tarihimize geçti.34 canı ne tazminat geri getirir ne de kesk u sor u zer *yüceltebilir.bu kirli savaşta 34 can daha isimleri ayakkabı boyasıyla yazılmış fakir mezarlara girdiler.
hakkında şu deneysel çalışmayı yapmış eylem şen:

http://vimeo.com/42822827

uludere katliamini arastirma meclis komisyonu ( siz bunu uludere katliamini örtme ve akp'yi aklama komisyonu olarak okuyun), uzun bir aradan sonra raporunu yazmaya dün basladi. tabi ki genelkurmayin israrla komisyona bilgi vermemesi nedeniyle, komisyonun açiga çikarmasi gereken en önemli soru karanlikta kalacak. "emri kim verdi?"
28 aralık 2011' de roboski'de 34 köylünün türk jetleri tarafından bombalanarak öldürülmesi ve 22 haziran 2012' de iki pilotun öldügü suriye üzerinde düşürülen uçak olayindaki sorumlulukları nedeniyle eleştirilen hava kuvvetleri komutanı org. mehmet erten'e, geçtiğimiz günlerde "tsk şeref madalyası" verildi.
bu olay akp'nin, katliamcı devlet geleneğini titiz bir şekilde devam ettirme konusunda azimli olduğunu gösterdi.

(bkz: otuzüç kurşun)
(bkz: mustafa muğlalı)

bugün ulu führer rte, ntv'de katıldığı programda, yine katliamı savundu ve medyayı, olayı sürekli gündeme getirmekle suçladı. orada devlet gerekeni yapmıştır diyerek devletin katliamcı geleneğine sahip çıktı.

muammalar ile dolu olay..
bir yıl önce ne olmuştu - başbakan olanları nasıl yansıtmıştı, hatırlamak isteyenler için: http://www.facebook.com/photo.php?v=1231...
meclis insan hakları komisyonunca hazırlanan 84 sayfalık deli saçması bir raporla faili olmadığı söylenen katliamdır. bombardımanı yapan pilot bile dinlenmemiş... kimin emir verdiği sorgulanmamış da sadece ateş edildiğinde birazdan öldürülecek insanların "dağılmadığına" dikkat çekilmiş. bu yüzden terörist sanılmışlar. yav gerilla eğitimi almış ve 30 yıldır koca bi orduyla savaşanların güpegündüz sayıları kadar katırla ateş edildiğinde "üzerlerine alınmayıp" - muhtemelen yine çatışma var bi yerlerde diye düşünmemiş olacakları hiç mi komisyondakilerin aklına gelmedi...

velhasıl 34 can için adaletin isminde "adalet" kelimesi olan bir partiden gelmeyeceği zaten biliniyorken bu raporun geçmesi şaşırtıcı olmamıştır. ancak bir gün o alınan canların hesapları illa ki sorulacaktır.

http://siyaset.milliyet.com.tr/uludere-r...
ülkede yaratılan 'sözde' yaftasının devam filmi niteliğidir. sözde 'soykırım' sözde 'kürt' sözde 'sorun' sözde 'katliam'
yakınlarını kaybeden köylülerin olay yerine sevdiklerini anmak için gitmeleri sebebiyle binlerce lira para cezasına çarptırıldığını ve savcılığa çağrıldıklarını duyunca insanın dili tutuluyor. vahşet öyle aleni ve bürokratik bir araç haline gelmiş ki nasıl tepki vereceğinizi kestiremiyor öfkenizle başbaşa kalıyorsunuz. sonra neden sokağa çıktın diyorlar, o kadar çok yuttuk ki kusmasak patlayacaktık muhtemelen.
29 aralık 2011 de şırnakta köylülerin tsknın f-16 uçaklarıyla bombalanması ve 34 insanın hayatını yitirmesi vahşetidir. bir grup insanı öldürmek sebep her ne olursa olsun katliamdır. ''varsayarak'' insanların yaşama hakkını elinden alma cahilliği iki asır öncesinde son buldu. 21.yüzyılda neyin ne olduğunu bilmemek,köylülerin silahlı bir saldırı girişimde bulunacak bir gruba dahil olup, silahlanıp saldıracak bir eylem işlemeyeceğini bilmemek diye bir durum yaşadığımız yüzyılda yok. yanlışlıkla kısmına gelince de öldürmenin yanlışlıklası olmaz, ,her şey bilinç dahilinde planlanmıştır. unutmadık...
34 canın yitirildiği katliam. "wele nebum nebum hoy hoy ez jı te têrnebum wele emrêmın qediya hoy hoy ez jı te têrnebum"

...
gün gelir dört yanın nefrete boğulursa.
güllerin, göllerin, dağların ayrılırsa.
aşkımız, sevgimiz seni yalnız bırakırsa.
ağla sevgili yurdum ağla..



1943'te kurşuna dizilmişti 33 can. 2011'de bombalanmıştı 34 can. 68 sene dile kolay. ama insanlar açısından değişen bir şey yok. yine ölüm yine ölüm.

"şifre buyurmuş bir paşa
vurulmuşum hiç sorgusuz, yargısız "(ahmed arif 33 kurşun)
bütün ulvi değerin aslında şakacıktan olduğunu hatırlatan kötücül devlet katliamlarından biri.
benim uyanışımdır, bu ülkede 13 saat sonra bilinen gerçek, "demek ki bizden saklıyorlarmış beaa" dediğimdir. haberi aldığımız akşamına, nöbet tuttuk konur sokak'ta.
iki gün önce aşık olduğum adamın evinden kapı dışarı edilmiştim. enkazdım. konur sokak'ta 34 mum yakmıştık. üşüyorduk. sonra şişmanın biri plastik bardak ile çay ikram edince,
sohbet ettik. benim o gün miladımdır. bu ülkenin acımadığıdır, acımadığına da geç farkettirdiğidir. sonra medya hep yalan söyleri açıklar bize roboski.
plastik bardak ile çay içtiğim çocuktur biraz da.