savaş

hep daha fazlası için verilen mücadele. kazanmak için bazen toprak, bazen de hiçe sayılan insan basamak olur. aslında savaşlar cesaretin değil kendine duyulan güvensizliğin zafer kazanma çabasıdır. oturduğu yerden düğmeye basan, kazanılacak olası zaferin altına imza atan, para, mal, toprak gelecek yerden insan esirgemeyen zihniyetler elbette ki hayatta kendine ait başarılarıyla bir noktaya gelemeyen sefillerdir. ve savaşlar yok sayma misyonuyla uygulanan en sistematik şiddet türüdür. <br> <br>(bkz: yok sayılmak) <br>(bkz: barış)
isim olarak da kullanılamsı pek hoş değil tabi. <br> <br>(bkz: savaşma seviş) <br>(bkz: yastık savaşı) <br>(bkz: penis savaşları)
savaş fikri beni her zaman ürpertmiştir.....
evrimin en büyük destekçisi olduğu kadar en büyük kösteklerinden biridir. (bkz: kendisiyle çelişmek)
sıcağı ve soğuğu vardır. erkek çocuklarına verilen bir isimdir aynı zamanda, barış dururken...
20. ve 21. yüzyılda barışı ve huzuru sağlamak, demokrasiyi getirmek gibi bahanelerin arkasına saklanmaya başlamıştır. halbuki;

(bkz: barış için savaşmak bekaret için sikişmek gibidir)
internetle birlikte artık her yerdeki her şeyi görmek mümkün olduğu için, sıradan insan, yani sen ben, iç savaş yaşayan bir ülkenin halkının kanının dökülmesine vicdanen dayanamaz olduk, çünkü elde görüntüler falan var artık, eskisi gibi radyodan istatistik duymuyorsun, bizzat iğrenç kareleri görüyorsun. mesela bombalanmış pazar yerlerindeki kolları bacakları, ölü bebekleri görüyorsun. vicdanın el vermiyor. nato'nun, abd'nin falan savaş açmak için aradıkları zemin de bu kamuoyu vicdanının sabrının taşması.

iki ucu boklu değnek. savaş açılmasının asıl sebebinin bu olmadığını hepimiz biliyoruz da, hiç bir şey yapmadan kenarda durup o katliamları izlemek vicdanımızı titretiyor ya hani? içimizden diyoruz ki, birisi durdursun bu çılgınlığı, birisi bir şey yapmalı. dışımızdan da diyoruz, bak işte, böldüler ülkeyi, kaynakları alıp gidecekler, enkaz bırakacaklar. bakıyoruz ırak'ta öyle olmuş, başka yerlerde de, hatta kaynağa bile gerek yok, silah üretimini kendin yapıyorsan, lockheed, boeing gibi firmaların kar elde ediyorsa bu işten, tüfek üretiyorsa senin büyük şirketlerin, sırf savaşıyor olmaktan bile çıkar sağlayabiliyorsun. ama bir yandan da bakıyorsun, adam diktatör, ordu da onun, devlet de, halk ne yapsın? taş mı atsın tanklara? sonra ordu da bölünüyor. bu sefer diyorsun ki, büyük devletler muhalifleri destekliyor, diktatörün suçlarını medya açık açık gösterirken muhaliflerinki hasır altı ediliyor. ama ya değilse diyorsun, ya bu kadar kötüyse durum, kendilerini bile savunamadan ölsün mü bu adamlar?

vicdani bir boklu değnek bu yani, iki ucu da değil, tamamı boklu. çünkü gerçekten sen bizzat asker olarak orada savaşacak değilsin, istanbul'dan, izmir'den, gümüşhane'den atıp tutuyorsun, diktatöre karşı savaşmazsak vicdanımıza bunu anlatamayız, yok yapmayın muhalifler ameriganın gontrolünde yea falan diye.

iki türlü de haklısın, iki türlü de haksızsın. ne diyim hayat zor.

hiçbir türlüsünün kutsal ilan edilemeyeceği bir olgudur.
aşırı zenginler için fırsat, generaller için onur, masumlar için ölümdür.
kutsal topraklar için yıllardır sürüyor. gerçi illa kutsal toprak olmasına lüzum yok, toprak olsun yeter. sonuna kadar izlenmeli.

http://www.filmsforaction.org/watch/this_land_is_mine/
bu testosteron soslu mücadele sonunda orgazm olmuş yeraltından petrol fışkırır.
insan türünün en adi, aşağılık ve tiksinç eylemi.
twitter'daki ifadeyle, " dantelli troller"in öykündüğü facia.

(bkz: suriye)
(bkz: akp)
(bkz: ak cehennem)
müjgan'la biz sevişirken dışarlarda olan insana dair ama insanlık-dışı hadise.