şeker abla ile lgbti soru cevap ve tavsiye köşesi

kendinizi kabullenmekte güçlük mü çekiyorsunuz? açılmakla ilgili sorununuz mu var? sevgili nasıl bulunur, bulundu ama nasıl uzun süreli gitmesi sağlanır merak mı ediyorsunuz? başkaları herkese her sorunlarını anlatıp fikir alırlarken, siz en basit sorularınızı dahi sormaya çekiniyor musunuz? bu ve benzeri aklınızı kurcalayan sorularınız varsa ve etrafınızda danışacağınız kimse yoksa, neden şeker abla’ya sormuyorsunuz? sekerabla@ayisozluk.com mail adresine isimli/rumuzlu her türlü sorunuzu 300 kelimeyi geçmeyecek şekilde yazın, gönderin, sorunuz ve tavsiyemiz homojen dergi’de yayınlansın. sözlük yazarlarımız da bu başlıktan sorularını yöneltebilirler. bekliyoruz.
kendi başlığında bizlere şöyle demiş;

--- spoiler ---

merhaba sevgili ayı sözlük yazarları ve okuyucuları. ablanız dikişini nakışını, örgüsünü dizisini bıraktı ve sizleri dinlemek için buraya geldi. artık sizlerin sormak isteyip çekindiğiniz sorulara derman bulmak için çalışacağım.

malumunuz ablaların ablası güzin abla lgbti sorularıyla pek ilgilenmiyor, zorla konu açıldığında "bir psikologa görün istersen yavrum" diyor, geçiştiriveriyor. geçende bir akşam evine kahveye çağırdığında bu konuyu açtım, "güzincim böyle olmaz, o gençlerin de tavsiye duymaya, yol gösterilmeye ihtiyaçları var, neden geçiştiriveriyorsun hep? bazılarının başka danışacak kimseleri bile olmayabiliyor, aaa" dedim. "ben bilmem o konuları şekercim, zaten ne desem tepki alıyorum, en iyisi hiç konuşmamak" dedi, kahvesini hüpürdetmeye devam etti. bu sohbetten sonra bu konularda iyi kötü bilgi sahibi bir ablanız olarak, bu duruma bir el atmayı düşünmeye başladım ama nereden başlasam bilmiyordum. bu şekilde düşünürken, henüz 10 gün önce, kararsız kalmış bir genç arkadaşımıza güzincimin böyle bir cevap yazdığını gördüm, lütfen siz de okuyun:

http://sosyal.hurriyet.com.tr/yazar/guzin-abla_50/escinsel-miyim-degil-miyim-karar-veremiyorum_30347388

bu gencimize önere önere cised gibi birşeyi önermesi, o kadar psikolog varken danışsın diye doğan cüceloğlunun -artık ne alakaysa- adını vermesi gerçekten beni benden aldı sevgili yavrularım. dedim bu böyle gitmez, şeker ablanızın bu konuya bir el atma zamanı geldi de geçiyor dedim. bir başka gazeteye gitsem toplum buna hazır değil tatavasıyla beni başlarından savarlardı, artık bu yaştan sonra da kimsenin bana böyle davranmasını çekemem. gözlüğümü takıp internette araştırdığımda, bu konular için en uygun platformun ayı sözlük ve homojen dergi olduğunu gördüm. sağolsunlar kırmadılar beni, dergide bana bir köşe verecekler, sizin sorularınızı derginin ikinci sayısından itibaren köşemde yanıtlamaya, siz ayı sözlük yazarlarına, okurlarına, ailelerine ve arkadaşlarına elimden geldiğince yardımcı olmaya gayret edeceğim.

bana ister isminizle, ister rumuzunuzla anonim kalarak sorularınızı iletebilirsiniz. mail adresim sekerabla@ayisozluk.com. dergi aralık'a yetişecekmiş o yüzden elinizi biraz çabuk tutabilirseniz bu sayıya yetişebilirsiniz canlarım. artık olmazsa da n'apalım, bir sonraki sayıya. aklınızı kurcalayan her konuda bana yazabilirsiniz, hepsini elimden geldiğince yanıtlamaya çalışacağım. örneğin "sevgili şeker abla, 21 yaşında yakışıklı bir gencim, halim vaktim de yerinde, ama nedense hiç sevgilim olmuyor, inan ki çok yoruldum. ne yapmalıyım?" tarzında sorular sorabilirsiniz. daha detaylı sorularınız da olabilir elbette, kısaltarak dergiye ekler ama detaylarını dikkate alarak cevaplarım. hadi yavrularım, derdimi anlatacak kimsem yok diye üzülmeyin artık, şeker ablanız sizin yanınızda olacak bundan böyle, hadi canlarım, öpüyorum hepinizi gül yanaklarınızdan.

--- spoiler ---

ee hadi öyleyse soru sormak için neyi bekliyoruz? *
sevgili şeker abla, ak parti'nin tek başına iktidar olduğu bir ülkede biseksüel olarak yaşamaya devam mı etmeliyim, yoksa alıp başımı buralardan gitmeli miyim?
sevgili şeker abla, görüyorum ki bazı arkadaşlarım kendi feminenliğinin ya da trans kimliğinin ötekileştirildiğini gördüğü ve bunu tamamen bünyesinde yaşadığı halde, aynı ötekileştirmeyi kendileri de biseksüeller için yapıyorlar. bu insanlara nasıl davranmalıyım bilemiyorum. muhatap olmasam olmuyor, muhatap olsam lafımı esirgeyemiyorum hemen tartışma çıkıyor. lafımı söylemesem içime atıyorum, daha da sinirleniyorum böyle olunca. bu tiplere nasıl davranmam lazım, yardımlarını rica ederim.
sevgili yavrularım, sorularınızı iletmişsiniz, hepinize çok teşekkür ederim. hepimize hayırlı olmasını ümit ederek söz verdiğim gibi sorularınızı yanıtlamaya başlıyorum. umarım memnun kalırsınız.

"sevgili şeker abla, ak parti'nin tek başına iktidar olduğu bir ülkede biseksüel olarak yaşamaya devam mı etmeliyim, yoksa alıp başımı buralardan gitmeli miyim?"

(bondbear, 02/11/2015 01:37)

sevgili yavrum, bu konuda kesin bir şey diyemem, tamamen senin kişiliğine, isteklerine ve de elbette imkanlarına kalmış bir şey. son seçimlerin de ülkedeki lgbt hakları konusunda yakın vadede pek parlak bir gelişme olacağı konusunda umut vermediği doğru. yurtdışında, lgbt haklarının tanındığı batı ülkelerinde, cinsel kimliğinin getirdiği problemlerle daha az karşılaşma, daha hoşgörülü bir çevrede olma olasılığın tabii ki daha yüksek. üstelik eğer hemcinsin biriyle hayatını birleştirme kararı alırsan, tanınan evlilik hakları nedeniyle gerek yasalar karşısında, gerekse toplum tarafından ciddi bir kabul görme durumun oluyor. öte yandan yurtdışında hiç yaşadın mı bilmiyorum ama orada herşey buradan gözüktüğü gibi toz pembe değil, yalnızlık çekme, kültürel şok, iş bulamama veya düşük kalitede işlerde ve/ya düşük maaşla çalışmaya razı olman gerekebilir, belki ırkçılıkla karşılaşma olasılığın var. buradaki iyi-kötü kurmuş olduğun düzenini, rahatını, aile ve arkadaş ortamını arama, niye geldim ben bu diyarlara diye ahlama olasılığın mevcut. türkiye gibi ne çok iyi ne çok kötü, arada kalmış ülkelerdeki lgbt bireylerin bu gitme-kalma konusundaki kafa karışıklığını anlayabiliyorum. bunlara rağmen eğer yurtdışında daha önceden yaşamadıysan, imkanın varsa, kendine güveniyorsan, seni bu ülkeye bağlayan çok birşeyin yoksa ve kendini geçindirmek için de bir planın varsa, mutlaka bir şansını denemeni tavsiye ederim yavrum. bu tür şeyler gençlikte yapılıyor, şimdi denemezsen sonra yaşın benim yaşlarıma geldiğinde keşke şeker ablamı dinleyeydim diyebilirsin. oralarda garson bile olsam burada durmaya yeğdir diyorsan, mutlaka şansını dene yavrum. en kötü ihtimalde sana çok değerli bir hayat tecrübesi olur.

ayrıca şeker ablandan sana bir tavsiye daha, dünya sadece amerika’dan avrupa’dan oluşmuyor, başka yerlerde de şansını deneyebilirsin. mesela sana şunu göstermek isterim, ufkun açılsın yavrum: http://www.dunyabirmasaldir.com/kambocyaya-yerlesmek-ve-aylik-400a-krala-komsu-yasamak/
muhterem şeker anam!
ne olacak bizim lgbt milletinin hali? diye sormanın ötesinde, daha pratik şeyler sormakta yarar var tabi ki.

örneğin, yoğun yalnızlık ve bunalım dönemlerimizi atlatabilmeyi kolaylaştırmak için ne tür önerileriniz var acaba?
yanıtınız için şimdiden teşekkür eder, ali huzurunuzda reverans ederim...
"sevgili şeker abla, görüyorum ki bazı arkadaşlarım kendi feminenliğinin ya da trans kimliğinin ötekileştirildiğini gördüğü ve bunu tamamen bünyesinde yaşadığı halde, aynı ötekileştirmeyi kendileri de biseksüeller için yapıyorlar. bu insanlara nasıl davranmalıyım bilemiyorum. muhatap olmasam olmuyor, muhatap olsam lafımı esirgeyemiyorum hemen tartışma çıkıyor. lafımı söylemesem içime atıyorum, daha da sinirleniyorum böyle olunca. bu tiplere nasıl davranmam lazım, yardımlarını rica ederim."

(dark bear, 02/11/2015 01:48)

sevgili evladım, eminim sen de farkındasın ki, baskı gören bir azınlık grubu üyesi olmak, otomatik olarak diğer baskı gören azınlıklar ile empati yapabiliyor olmak, bütün önyargılarından arınmış olmak, azınlık herkes ile kardeş gibi hissetmek anlamına gelmiyor. hatta görüldüğü üzere, toplumdan öğrenilen davranış kalıplarını, kendi çektiklerimizi hiç düşünmeden, başkaları üzerinde uygulamakta beis görmüyoruz. dolayısıyla bu durum sadece biseksüellere yönelik bir şey değil, lgbti kısaltmasındaki her bir harfin temsil ettiği grubun diğer harf gruplarına ait kişileri ötekileştirmesi, hatta kendi grubundaki diğerlerini de ötekileştirmesi durumu, bizimki gibi içselleştirilmiş homofobinin tavan yaptığı toplumlarda maalesef sıklıkla görülüyor. sana tavsiyem, durum ne olursa olsun sakinliğini koruman ama senin de içinde bulunduğun bir grup içinde böyle laflar edilmişse de, demek istediklerini içine atmayıp, sakin bir üslup ile ve çok uzatmadan görüşünü kısaca ifade edip karşındakinin yanlış konuştuğunu belirtmen. bu kadarı yeterli olacaktır, karşındaki tartışmayı uzatmaya hevesli gözüküyorsa, onu muhattap almaya, onunla konuşmaya değmeyeceğini aklına getirmelisin ve orada konuşmayı kesmelisin. o ortamda bulunan diğerleri senin bu sakin, olgun ama görüşünü de belirtmekten çekinmeyen tavrını takdir edeceklerdir. maalesef herkes ile mantıklı bir zeminde uzlaşmak mümkün olmuyor evladım, önyargıları yıkmak da çoğu zaman çok zor, o nedenle tartışmaya girsen kendini yıpratmış olursun sadece, başka bir işe de yaramaz. üzme kendini böyle insanlar için.
sigarayı bıraktım şeker abla, parmak uçlarım dahi karıncalanıyor. madde yoksunluğu yaşıyorum hatta bence hayattan zevk almıyorum. ben nasıl kahve sigara içicem şeker abla?

nasıl nasıl sabah o nikotini peşpeşe yemeden evden çıkıcam..
yok şeker abla ne yapacağımı şaşırdım, sence alkol alırken de mi içmeyim? sadece alkol alırken içsem bir şey olmaz dimi?

sek alkol mu alınır şeker insafa gel adamı dinden imandan çıkarma.. 12 yıllık bir an bile yanımdan ayrılmayan yarimden ayrıldım beni de anla..
"merhaba sevgili seker abla,

yaklasik 2 ay once evlendim. mutluyum diyebilirim ama kalbim elbette eski sevgilimde. yaklasik 3 yila yakindir hayatimdaydi, o zamanlar ayrilmistik desek de hep gorusurduk. ( o da benim gibi kadin) su an o baskasiyla takiliyor, bir kiz bulmus kendisine. icim o kadar acidi ki.. o'nu nasil unutacagim? sence onunla iletisime hep devam etmeli miyim?"

(green apple, 02/11/2015 07:05)

ah kızım, ne desemki şimdi sana. sen zaten seçimini yapmışsın çoktan. onla isteyerek mi yoksa baskıdan dolayı mı ayrıldınız söylememişsin ama senin birisiyle evlendiğini çok da zevk ve mutlulukla izlediğini tahmin etmiyorum. sen bir başkasını tercih etmişsen, onun da bunun yasını senelerce tutup seni bekleyeceğini mi zannediyordun a kızım? bana kalırsa o da yapabileceği en mantıklı şeyi yapmış bir başkasını bulmakla. hala görüşüyor musunuz bilmiyorum ama, onun bu ilişkisi senin canını acıtıyorsa, iletişim halinde kalmanız seni daha da üzecek, eğer kendini kontrol de edemezsen, içindeki bu acı ona karşı normalde söylemek istemeyeceğin şeyleri söyletecek, istemeden onun da canını yakmana sebep olacaktır. hem belki onun için de senle görüşmek can yakıcı ama bunu sana söyleyemiyor. en iyisi mi siz ilişkinizdeki güzel günlerin, mutlu anların hatrına, iyice düzeninizi oturtup, ilişkinizin mazide hoş bir anı haline gelmesine kadar görüşmeyin derim. zaman herşeyi küllendiriyor, acılar soluyor yavrum, sen de seçimini yapmışsan sonuçlarına da katlanmalısın bundan böyle. ayrıca duygularınız bu noktadayken görüştüğünüz takdirde, birbirinizi kırmasanız bile, bu senin kocana da, onun sevgilisine de haksızlık olmaz mı? onları da bu denklemin içinde düşünmelisin, öyle kararını vermelisin kızım.
"muhterem şeker anam!
ne olacak bizim lgbt milletinin hali? diye sormanın ötesinde, daha pratik şeyler sormakta yarar var tabi ki.

örneğin, yoğun yalnızlık ve bunalım dönemlerimizi atlatabilmeyi kolaylaştırmak için ne tür önerileriniz var acaba?
yanıtınız için şimdiden teşekkür eder, ali huzurunuzda reverans ederim..."

(horizonmersin, 04/11/2015 22:30)

sevgili yavrum, güzel sözlerin için teşekkür ederim ama sorunda kendin hakkında hiç birşeyden bahsetmemişsin, derdin ne, neden yalnız hissediyorsun, neye sıkılıyorsun. bu nedenle ben de ancak genel yazabileceğim. soruna yanıt olarak git arkadaş edin, sevgili bul, ailenle daha çok vakit geçir, yalnız kalma, bir kursa yazıl, bir hobi edin, spor yap, zamanını bilgisayar başında geçirme, git bir temiz orman havası al, tatile çık, yardıma muhtaçlara el uzat, çocuklarla zaman geçir, hiç biri seni kesmezse bir psikologla görüş, kendini anlat, antidepresan yazsın vs. tarzında herkesin diyebileceği şeyler söyleyebilirim. bunların hepsi aslında gayet yerinde öneriler ve kesinlikle salık verdiğim şeyler olmakla birlikte, bunları geçici, imkanının olmadığı veya asıl sorununun kaynağına inmeyen şeyler olarak görebilirsin. en iyisi sana bunalım hakkında içgörü sağlayacak pratik bir tavsiye vereyim, belki faydasını görürsün.

bunalımın nedeni genelde hayatında hissettiğin bir eksiklik veya geleceğe dair oluşan umutsuzluktur. bunu “bunalım = beklentiler - gerçekler” şeklinde basitleştirebiliriz. yani, eğer beklentilerin içinde bulunduğun gerçeklerden daha fazlaysa ve bu arayı kapatma umudun pek yoksa, bunalım hissi doğuyor. dolayısıyla burada yapabileceğin iki strateji var. ilkinde gerçekleri beklentilerine yaklaştırabilirsin. yani bir düşün, hayatında ne eksik, neyin eksikliğini hissediyorsun, onları bir yaz, belirle. sonra da bu açıkları nasıl kapatırım diye bir plan yapabilirsin. öte yandan kimi durumlarda kendi yaşamından beklentilerin, kendi kapasitenin üstünde şeyler olabilir, ya da gerçekten imkansız veya ancak çok uzun vadede gerçekleşebilecek şeyler olabilir. o zaman da yapman gereken beklentilerini düşürmek olmalı. aslında kendinden beklentilerin olan çoğu şeyin sana başkaları tarafından dayatılmış, senin de bilinçaltı düzeyinde kabullendiğin şeyler olabileceğini hiç düşündün mü? belki de gerçekten ihtiyacın yok tüm o heveslendiğin şeylere. gerçekten neye ihtiyacın olduğunun bir muhasebesini yapabilir, “şunlardan şunlardan vazgeçiyorum, şunları da daha sonra işler yoluna girdiğinde düşünürüm, şu anda sadece şunların olması benim için önemli, onlar için de bütün gücümle çabalayacağım” diyebilirsin.

kuzucum üzgünüm, bu kadar genel bir soruya ancak bu şekilde genel bir cevap verebiliyorum. sıkıntılarının kaynağı konusunda fikir edinmek için kitapçılarda psikoloji kitaplarını da karıştırıp kendine uyduğunu düşündüğün kitapları alıp okumanı da salık veririm, içgörü sağlar sana, olur mu. sıkılma, bunalma canım, daha çok gençsin, önünde uzun bir hayat ve yapabileceğin pek çok harika şey var. yapamadıklarına değil yaptıklarına, yapmayı sevdiklerine ve yapabileceklerine odaklan derim. öpüyorum yanaklarından.
sevgili yavrularım, bana her türlü sıkıntınızı danışabilirsiniz. bende yargılama yok, ayıplama yok. sizi dinlemek, kafanızı kurcalayan sorularınızda size destek olmak için buradayım. inşallah siz de benden memnunsunuzdur. sizleri çok seviyorum, hepiniz benim için çok değerlisiniz, sizlere de birazcık da olsa faydalı oluyorsam ne mutlu bana. hepinizi gözlerinizden öpüyorum ve sorduğunuz soruya geçiyorum yavrularım...

"sigarayı bıraktım şeker abla, parmak uçlarım dahi karıncalanıyor. madde yoksunluğu yaşıyorum hatta bence hayattan zevk almıyorum. ben nasıl kahve sigara içicem şeker abla?
nasıl nasıl sabah o nikotini peşpeşe yemeden evden çıkıcam..

yok şeker abla ne yapacağımı şaşırdım, sence alkol alırken de mi içmeyim? sadece alkol alırken içsem bir şey olmaz dimi?

sek alkol mu alınır şeker insafa gel adamı dinden imandan çıkarma.. 12 yıllık bir an bile yanımdan ayrılmayan yarimden ayrıldım beni de anla.. "

(zagor, 06/11/2015 00:15)

sevgili yavrum, seni öncelikle tebrik etmek isterim. her ne kadar şu anda şikayetçi olsan da, hayatın ve sağlığın için çok önemli bir adım atmışsın. bağımlılık çok fena bir şey, sadece fiziksel olarak seni tüketmiyor, psikolojik olarak da bir maddenin esiri olma duygusu insanın kendine güvenine çok iyi gelen bir şey değil. bu nedenle eğer hala içmemeye devam ediyorsan, kendini kocaman bir şekilde tebrik et.

sigara bağımlılığı uzmanı değilim ama bence yapman gereken “sigarasız alkol nasıl gider” diye kayıplarına ahlanmak yerine olası kazançlarına odaklanman, onları düşünmen. bu kazançlar ne olabilir diye kendine sor, “artık üstüm başım nefesim sigara kokmayacak”tan tut, “sigaraya harcadığım parayla bir ay içinde kendime bir tatil ısmarlayabilirim” gibi seni motive tutacak şeyler olabilir. ayrıca sana şeker ablandan pratik bir tavsiye, bir takvimde sigarayı bıraktığın günü kocaman bir kırmızı daire içine al, sonra da sigarasız geçen her bir sonraki günü de kırmızıya boya. bir beş-altı gün dişini sıkarsan, bir noktadan sonra en büyük motivasyon kaynağın o kırmızı şeritte bir delik açmamak gibi bir kaygıya dönüşebilir, 21 gün boyunca buna devam edersen, bir bakmışın sigara hayatından çıkmış gitmiş. ama tabii en önemlisi kafada bitirmek yavrum, “içmiyorum bunu artık, sağlığıma iyi gelmeyen birşeyi niye bile bile kendime edeyim?” diyebilmek.

12 yıllık yârimden nasıl ayrılıcam demişsin. ne büyük aşkların bitişlerini gördü bu gözler, ne peri masallarıyla başlayan aşkların çirkin çekişmeli boşanmalara evrildiğini gördü. o yüzden hiçbir şey imkansız değil, en iyisi sana zarar veren yâri kesip çıkarmak hayatından, kanından. bu arada hazır hayatında bir beyaz sayfa açıyorken gerçekten neden alkolü de çıkarmıyorsun? yararı olmayıp zararı olan şeyler bunlar, ayrıca birbirini tetikleyen şeyler. attığın bu güzel adımın devamını da başarıyla getireceğine eminim yavrum.
sevgili şeker abla,çok uzun süredir hayatımda biri yok.bu süre zarfında günübirlik ilişki bile yaşamadım.
ben sevgili bulamayacak mıyım? sorun bende mi yoksa? neler tavsiye edersin?
"sevgili şeker abla,çok uzun süredir hayatımda biri yok.bu süre zarfında günübirlik ilişki bile yaşamadım.
ben sevgili bulamayacak mıyım? sorun bende mi yoksa? neler tavsiye edersin?"

(wonder, 18/11/2015 00:38)

sevgili yavrum, derdini anlıyorum ama kendinle ve sıkıntınla ilgili çok az şey paylaşmışsın, durumunu hiç açıklamamışsın. birini istemediğinden mi yok, istiyorsun ama insanlara güvenini mi kaybettin, yoksa kendine güvenin mi yok, bir sağlık problemin mi var, ilişki bulmak için arama zahmetine girmeye mi eriniyorsun, bana sıkıntının kaynağını söylemeden sana verimli şekilde yardımcı olamam yavrum.

yine de sana bu konu hakkında şunu söyleyeyim, sevgili olmak için sevgi gerekir, sevgi demek karşılıklı güven, özveri, emek, koruma, fedakarlık, yardımlaşma, arkadaşlık, paylaşma demektir. bir sevgilin olsun istiyorsan, karşına çıkan insanlardan bunları hakettiğini düşündüklerine bunları vermeye hazır olmalısın yavrum. bunları sana verebilecek olanları da seçmeye çalışmalısın. bir de, bir ilişkiye başlarken, eğer karşı taraftan bunun olabileceğine dair bir sezgi alıyorsan, sen baştan bu konularda eli açık ol, sevgini göstermekten çekinme. insanlar sevgilerini de, sevmeye ve sevilmeye ihtiyaçlarını da göstermeye çekinir oldular yavrum, oysa bunlar bizi insan yapan en önemli özelliklerimiz. “yanlış mı anlar, korkutur muyum, beni şıpsevdi mi görür” gibi düşünceleri bir kenara bırakarak bu konuda biraz cesur davranmanı, gerçekten biriyle sevgili olmak istiyorsan öncelikle sevgini ifade edebilmeyi becerebilmeni tavsiye ederim. tabii sevgiyi ifade etmek derken balkonunun altına geçip serenat yapmak, aşk dolu şiirler okumak gibi, karşısında aşkından salya sümük ağlamak gibi abartılı davranışları kastetmiyorum; kalbini açmak, beğendiğin özelliklerini belirten ufak sevgi sözleri, ara sıra yapılan ufak jestler, küçük fedakarlıklar ilişkinin ilk dönemleri için yeterli olacaktır. bunları karşındaki yapmıyor diye yapmamazlık etme, karşındakinin bu konularda geri kalmasının arkasında pek çok neden olabilir. sevdiği ve sevilmeye ihtiyaç duyduğu halde bunu ifade etmesini bilmeyen pek çok kişi var bizim toplumuzda yavrum, sen bunlardan birisi olma derim. böyle bir tutumun ne kilitli kalpleri açabileceğine inanamayabilirsin.

son olarak şunu demek isterim, sevgilin yoksa ve çabaladığın halde olmuyorsa, bu durumu hayatının merkezine koyup kendini üzerek zamanını geçirme yavrum. buna üzülmekle geçireceğin zaman yerine kendini başka konularda geliştirmeye bak, değişik ortamlara gir, becerilerini geliştir, farklı deneyimler yaşa, hayatını zenginleştirmek için uğraş. sonunda öyle bir insan ol ki, seninle birlikte olmak istemeyen biri tam bir aptal olsun. hayatın sunduğu pek çok farklı güzellik var yavrum, kendini iyimser ve hayata sıkı sıkıya bağlı tutarsan, yarattığın enerji elbette etrafındakileri de sana çekecektir. şeker ablan olarak öpüyorum gözlerinden.
"merhaba seker abla,

mecburiyetten evlilik yaptim. kadinim ve evlendigim kisi biraz egolu ve inatci birisi.

gecenlerde araba kullanirken beni yetersiz gordugu icin araba yuzunden bana bagirdi. daha sonra is inada binince aramiza bir sogukluk girdi. inadina tahminimce evdeki islere de pek yardim etmiyor. bana gelince ben de onun gibi cok kinci ve inatci biriyim. haliyle kendisini de sevmiyorum dusunsene seker abla, evlendigim adami yeterince sevmiyorum. kin duymaya basladim. erkekleri sevmiyorum...

simdi ben buna nasil davranmaliyim? bu adamin inadi, kini nasil kirilir?"

(green apple, 18/11/2015 17:22)

sevgili kızım, evliliklerin ilk yılları zordur, alışma dönemi gerektirir, karşılıklı anlayış, çaba, alttan alma gerektirir. anlattığın araba veya ev işleri sorunları aslında üstesinden gelinmeyecek şeyler değil, zamanla bir rutine oturur bu tür şeyler, bir yolunu bulursunuz. ayrıca evliliğini götürmek istiyorsan, başka nedenler ile (örneğin ekonomik, toplumsal baskı, çocuk sahibi olmak istemek, ailenden kaçmak vs.) evlenmişsen, bazen çok da sevmediğin biriyle de evlilik yıllar boyu götürülebilir. bunlar olmayan, hiç yaşanmayan şeyler değil, her evlilik de ruh ikizinle, aşık olduğun kişiyle, sevgi bağıyla yapılır, bunlar olmazsa o evlilik yürümez diye bir şey yok. mecburen evlendim demişsin, eğer evlenmendeki neden devam ediyorsa, bu bu evliliğin devamına muhtaçsın anlamına geliyor. eğer zıtlaşmayı sürdürdüğünde adamın da seni terketme gücü varsa, alttan alan, taviz veren taraf sen olacaksın güzel kızım. bunu gurur meselesi haline getirme, bu dünyada herkes birşeylere katlanır. kinciyim, inatçıyım deyip bu işi iyice hayatını zehir edecek şekilde zorlaştırmamanı tavsiye ederim. evliliğinizdeki bu dengeleri bir gözden geçir, ona göre stratejini belirle. bir ihtimal sen bu inatçı halini yumuşatıp, daha alttan alır davranırsan, eşinin de bunu görüp tavırlarını yumuşatma ihtimali var. ama adamın karakteri hakkaten inatçı, kincidir, karakter değiştirecek mucize çözümüm yok maalesef.

öte yandan “ne biçim bir açmaza düştüm, ne bahtsızmışım ben” diye düşünüp kendini üzme kızım. hayat sürprizlerle dolu, evliliğinizdeki bu güç dengeleri ilelebet böyle kalacak diye bir kural yok. gün olur devran döner, bir bakmışsın kariyerinde ilerlemişin güç pozisyonları tersine dönmüş ya da çocuğunuz olmuş ve çocukla beraber o inatçı adam yumuşamış, pamuk gibi biri olmuş ya da anası babası ölmüş, bu dünyada tek tutunacağı dalı olarak karısı kalmış, ona sarılmış, herşey olabilir hayatta. o nedenle gönlünü ferah tut derim. ama kızım baktın o kadar da mecbur değilsin, bu evliliğin de yürüyecek durumu yok, artık katlanamaz duruma geldin, o zaman da hayatını o evliliğe götürmeye mecbur hissetme derim. kadınlar olarak bizim bu tür durumları idare etme yetimiz daha güçlü kızım, durumu iyi tahlil edip kendin için en doğru kararı vereceğine eminim yavrum.
sevgili şeker abla;
ablacığım 2016da 39 yaşında olacak belli bir kariyeri fena olmayan bir hayata sahip biriyim. bu yaşıma kadar hep yaşıtlarım ya da benden büyük insanlarla beraber oldum. sevgili yada sevgili adayı olarak. fakat artık kendi yaşıtım yada bana yakın yaştaki insanların yaşlı sınıfına girdiğini yani aslında yaşlandığını yeni anlıyorum. en son kendi bankamdan biri ile ciddi bir yakınlaşma yaşadık... sağlam bir temel olması için olaya sex değil ilişki gözü ile baktık ama şunu anladım kendimden çok küçüklerle anlaşamıyorum ciddi anlamda sanki kuşak farkı var aramızda... burada da o çıktı ortaya ve ileride daha fazla üzülmemek adına ilişki olmamasına karar verdik... ne yapmalıyım ablacığım gençlerle hiç anlaşamayacakmıyım?
sevgiyle öperim ellerinden...
sevgili şeker abla;
ablacığım 2016da 39 yaşında olacak belli bir kariyeri fena olmayan bir hayata sahip biriyim. bu yaşıma kadar hep yaşıtlarım ya da benden büyük insanlarla beraber oldum. sevgili yada sevgili adayı olarak. fakat artık kendi yaşıtım yada bana yakın yaştaki insanların yaşlı sınıfına girdiğini yani aslında yaşlandığını yeni anlıyorum. en son kendi bankamdan biri ile ciddi bir yakınlaşma yaşadık... sağlam bir temel olması için olaya sex değil ilişki gözü ile baktık ama şunu anladım kendimden çok küçüklerle anlaşamıyorum ciddi anlamda sanki kuşak farkı var aramızda... burada da o çıktı ortaya ve ileride daha fazla üzülmemek adına ilişki olmamasına karar verdik... ne yapmalıyım ablacığım gençlerle hiç anlaşamayacakmıyım?
sevgiyle öperim ellerinden...
“sevgili şeker abla;
ablacığım 2016da 39 yaşında olacak belli bir kariyeri fena olmayan bir hayata sahip biriyim. bu yaşıma kadar hep yaşıtlarım ya da benden büyük insanlarla beraber oldum. sevgili yada sevgili adayı olarak. fakat artık kendi yaşıtım yada bana yakın yaştaki insanların yaşlı sınıfına girdiğini yani aslında yaşlandığını yeni anlıyorum. en son kendi bankamdan biri ile ciddi bir yakınlaşma yaşadık... sağlam bir temel olması için olaya sex değil ilişki gözü ile baktık ama şunu anladım kendimden çok küçüklerle anlaşamıyorum ciddi anlamda sanki kuşak farkı var aramızda... burada da o çıktı ortaya ve ileride daha fazla üzülmemek adına ilişki olmamasına karar verdik... ne yapmalıyım ablacığım gençlerle hiç anlaşamayacakmıyım?
sevgiyle öperim ellerinden...”

(bankacibear, 28/11/2015 12:51)

sevgili yavrum,

öncelikle insanın kendini hissettiği yaşta olduğuna inanan, rakamsal değerin çok da önemli olmadığını düşünen biriyim. ayrıca her yaşın da kendi cazibesi vardır, olmasaydı bu yaşına kadar kendinden büyüklerle beraber olmazdın. kendine yakın yaştaki insanların artık yaşlı sınıfına girdiğini yazmışsın. sadece rakamsal ilerlemeden dolayı bu yargıya varmadığını umuyorum, o yaş grubuna gelmiş kişilerin çoğunluğunun davranışlarının ve hayata bakış biçimlerinin sana hitap etmediğini hisettiğin yönünde bir genelleme yaptığını düşünüyorum, bu da makul ve mümkün bir durum. gerçi bana sorarsan 40'lı yaşlar altın yıllardır, hayatın optimum noktasıdır. hem hayata dair hırsların yerini kendini anlamaya bıraktığı, hem de hayat mücadelesinde yeterince tecrübe yaşanıp temkinli, sakin ve ne istediğini bilen bir noktaya ulaşıldığı yaşlardır. gerçi tabii kişisine göre değişir elbette bu ama ekseriyette böyle. gençlere bu yaş grubunun çekici gelmesinin nedeni de bu saydığım nedenler oluyor genelde. bazen genç yaşında kendini yolunu kaybetmiş hisseden kişiler, kendilerine bu dünyada biraz da rehberlik edebilecek, kendilerini yanlarında sakin ve güvende hissedebilecekleri yaşça büyük kişilerde buluyor mutluluğu. sen de zamanında kendinden büyüklerle olduğunda, sana neyin çekici geldiğini bir düşün istersen. eşcinsel dünyasının belli bir kesiminde gençlik kültürünün fetiş derecesinde yüceltildiğinin farkındayım yavrum fakat bunun bir pazarlama ürünü olduğunu düşünüyorum, herkesin gençlerden hoşlanması gerekir diye bir kaide yok, belli bir yaşın altındaki kişileri tercih etmeyenler var. bu nedenle illa kendinden gençlerle olmak zorunda hissetme.

ilişkine gelecek olursak, anladığım kadarıyla kendinden yaşca bir hayli küçük, mesela 20'li yaşlarının ortasında birisiyle beraberliğin olmuş. eşcinseller arasında çok da nadir görülen bir durum değil bu biliyorsun evladım. hatta eşcinsellerin en sevdiğim yanı sanırım böyle yaş, sosyal statü, kültür farkı gibi genelde toplum tarafından insanlara zorlanan kıstasların ilişkilerinde önemini yitirmesi, sevdiklerini seçerken daha özgür davranabilmeleri herhalde. öte yandan kuşak çatışması durumu da hiç olmayan birşey değil. sadece aradaki yaş farkının getirdiği bazı anlayış, hayata bakış, zevk farklılıkları olabilir ve bunlar çok normal. yine de temel belirleyici faktörün yaştan ziyade karakter meselesi olduğunu düşünürüm ben. gayet sakin yaradılışlı, daha olgun muhabbet etmesini seven gençler olduğu gibi, daha zevkine, eğlencesine düşkün, gününü gün etmeyi seven orta yaşlı insanlar da var, bu nedenle ilişkiler konusunda daha ziyade karakter uyumu aramak lazım derim. tam olarak ilişkindeki sorun neydi yazmamışsın, o nedenle neyin ters gitmiş olabileceğini kesin söylemeyeceğim yavrum ama demek istediğim sorun yaş farkından kaynaklanmıyor olabileceği gibi, belki de sen gereksiz yere kendini gençlerle beraber olmak zorunda hissediyor da olabilirsin. eğer yaş farkının senin için bir problem teşkil ettiğini düşünüyorsan, bunu da görmüş oldun, bundan sonraki adımlarını ona göre atarsın.

bir de “sağlam bir temel olması için olaya sex değil ilişki gözü ile baktık” diye yazmışsın. bununla tam olarak neyi kastettiğini bilemiyorum fakat kısaca şunu söylemek isterim, cinsellik çoğu durumda bir ilişkinin olmazsa olmaz parçası ve partnerine sevgini göstermenin en güzel yollarından birisi. ilişkimiz sağlam olsun, ciddi olsun deyip işin cinsellik boyutunu önemsiz veya çok sonraları gelmesi gereken bir şey olarak da ele almayın. bilakis cinsellik iki insanı birbirine daha çok yaklaştıran, aralarındaki bağı sağlamlaştıran, hatta kimi durumlarda sorunları bile çözme, arayı yumuşatma gücüne sahip bir etken. bu nedenle cinsellik eşcinsel dünyasında maalesef ayağa düşmüş, biz ciddi bir şey yaşayacaksak bunu baştan cinsel arzular temelinden uzakta tutalım diye bir yanılgıya düşmemenizi tavsiye ederim yavrum, bu sadece işleri daha da zorlaştırır. uyumlu ve sevgi dolu bir cinsellik üzerine bir ilişkiyi daha kolay inşaa edersiniz. umarım birazcık da olsun yardımcı olabilmişimdir. gözlerinden öpüyorum.
"şeker abla merhaba yine ben :)

eklemek istediklerim var . geçen hafta xxxxi evime çağırdım ailemle tanıştırdım onu ve cok güzel geçti odama geçtik onunla yatağıma uzandık film izledik ve filmi çok beğendi. filmin adı ''kader'' yabancı bir yapıt. konusu çift cinsiyetli bir kadının geçmişte yaşadığı olayları anlatıyor ve zamanda ameliyatla erkek olarak (ama bu kendi isteğiyle değil doktorun buna haber vermeden yaptığı bir ameliyat... zorunda kaldığı) yolculuk yaparak kendisiyle tanışıp aşık oluyor kendisine ve bu zamanda bassına gelen olaylarda hepsi kendisi oluyor cocuğu da kendisi sevdiği kadın da adam da karmaşık beyin yakan :)

her neyse xxxle uzanıyorduk yatağımda. bir anda elim xxxin dudaklarına gitti parmak uçlarımla dudaklarını okşadım ve şöyle dedim: '' ne güzel dudakların var '' dedim ve baktım öylece xxx fazla bi sey demedi belki de utandı bilemiyorum. sonra ben ona '' benimkiler incecik seninkiler ne güzel'' dedim. o an çok utandım ben de dayanamamıştım ona, kalbim küt küt attı ve kulaklarımdan ateş fışkırdı çok etkilenmiştim. bir vakit xxx'in yüzüne bakamadım utandığımdan. o yanımda mı şimdi bu gerçek mi diyordum kendime. samki yanımda değilmiş de ben hanisülasyon görüyorum gibiydi. ama gerçekti yanımda uzanıyordu. benim pijamalarımı giymişti. kokusu hala duruyor pijamamda sabahları onu kokluyorum. evet aşık olmaktan korkuyorum galiba aşık olmaya başladım gibi.

geçen hafta atölyedeydim resim kursundayım mola vermiştik. kalemi kağıdı tam bıraktım bir baktım ki telefon çalıyor arayan xxxdi. :) çok şaşırdım ve mutlu oldum. ''napıyorsun canım ben geldim insene aşağıya'' dedi. ve indim aşağıya çok heyecanlandım yanına giderken. yanağımdan öptü bi sigara yaktı konusuyoruz o an ben de gözlerinin içine bakıyorum kalbim küt küt atarken. ve dedi ki ''geçerken uğramak istedim seni göreyim'' dedi. ben de gelsene dedim. ailesinin yanına gideceğini söyledi. yarın bulussak ya dedi. içimden bi ses ayyyyyy dedi. :) olur bulusalım dedim. içimden işte tam sırası artık anlatmanın ben demeden o dedi. bi tek beni çağırdı sanmıştım. oysa öyle değilmiş yanında 2 erkek arkadası daha varmış bunu ona mesaj attığımda öğrendim. ne farkeder dedi. ben de seninle bi konu hakkında konusmak istyorum bu akşam anlatacaklarım vardı önemli dedim dertleşmeliyiz dedim. ya da yarın olur madem arkadaslarını da çaırdın dedim. yarın olsun dedim. o da tamam dedi.

gittim yanlarına gayet neşeliydim zaten o varken hep yanında neşeliyimdir onu görünce mutlu oluyorum. arkadaşlarını ilk defa görmüş olsam da tanışıp kaynaşabiliyorum bu hep böyledir. xxx'in dudağına dokunmam neler hissetti acaba örenmeyi çok istiyorum. işte artık bu akşam ona her seyi söyleyeceğim bi aksaklık çıkmazsa şeker ablacım. ona gül almayı düşünüyordum fazla abartı olur heralde güle kendi parfümümü sıkıp sim döktüreyim diyordum. yanına gittiğimde ona anlatırken elini tutacağım ve etkilenebilmesi için bileğini parmak uçlarımla okşayacağım. bunu yapmam çok etkiliyormuş kadınları içi ürperiyor insanın ve o bakışlar nasıl bakabilirim gözlerinin içine ondan hoşlandığımı nasıl gözlerimle anlatabilirim bilemiyorum ama şu bi gerçek ben onu seviyorum ve hoşlanıyorum. bu akşam onun yanında kendim olacağım nasıl hissediyorsam öyle konuşacağım. şunu da biliyorum ki; olumsuz da olabilir ki büyük ihtimal olumsuz olucak ama ben arkadaslığını kazandığım için ona minnettarım ve söyleyeceğim senin gibi bir arkadaş kazandığım için çok mutluum biz artık dostuz inan ki sen istemeden sana bir sey yapmam benden korkma sen benim gibi değilsen zaten seni bu konuda rahatsız etmem emin ama senden ricam beni böyle kabul et beni mutlu ediyorsun eskisi gibi arkadaşlığını sürdürmeni istiyorum benden uzaklaşma lütfen ben sadece içimdekileri sana söylemek istedim paylaşmak istedim ve ilk günden beri senden hoşlanıyordum yalan değil. arkadasımsın bunu düşünmemem gerekti fakat elimde olmadı bu durum hislerim böyle çünkü sende bana karsı çeken bir seyler var bilmiyorum senden çok etkilendim senin de bu duygulara karşılık vermeni çok isterdim ama kısmet değilmiş seni de zorlayamam zaten değiştiremem de ama denemeni çok isterdim neyse uzaklasırsan benden arkadaşlığını kesersen cok üzülücem bilmeni isterim bunu bana yapmanı istemem sonunda kimseye söyleyemediklerimi içimdekileri sana söylediği için cok mutluyum üstümden bir yük kalktı hafifledim. seninle vakit geçirmek cok güzeldi deyip uzaklasırım yanından belki de. işte böyle düşüncelerim şeker abla."

rumuz yok 30 kasım 2015 14:36

sevgili kızım, düşüncelerini ve hissettiklerini paylaştığın için teşekkür ederim. bir önceki mektubun ve cevabım biliyorsun homojen dergi'de yayınlandı. orada bu kızla olan ilişkin hakkındaki tavsiyelerimi yazmıştım. bu yeni mektubunu da okudum, umarım durumlar istediğin gibi gelişir ama yine de temkinli olmanı ve aynen yazdığın gibi, olabilecek bir olumsuz duruma karşı, kendini çok üzmemek adına, kendini hazırlamanı tavsiye ederim. eğer bu olmazsa da, kendini çok üzüp bu tür ilişkilere kendini kapatmamanı, daha sonrasında mutlaka kendi cinsiyetinden birisiyle bir ilişki yaşamanı tavsiye ederim ki ileriki hayatında bu durum içinde ukte olarak kalmasın, bu tip bir ilişkinin iyi ve kötü yanlarını, güzelliklerini ve zorluklarını görmeni tavsiye ederim. hayatın ne getireceği belli olmuyor, bazen bir evlilik yapmak için toplumsal baskı görebilirsin, bu bizim toplumumuzda olmayan şeyler değil, bu nedenle hazır görece daha özgürken bunları yaşa, ona göre yolunu çiz derim. bunun için de yöneliminden emin olduğun birisi için uğraşmak, en azından önündeki "acaba o da benim gibi kızlara ilgi duyuyor mudur" şüphesini kaldırarak, işini biraz daha kolaylaştırmış, olası bir terslemeyi önlemiş olacaktır. bir de kızım, belli bir yaşın üstünde, yani en azından senin yaşlarına yakın veya senden büyük birileriyle olursan, bu kişi kendini ve cinselliğini keşfetmiş, zorlukları güzellikleri bilen biri olur, hem seni kendi kabullenme sıkıntıları ile boğmaz, hem de sana bu tip ilişkiler için bir rehber olur, ondan öğrenirsin. maalesef eşcinsel ilişkiler okulda, ailede ya da arkadaş arasında konuşulup da öğrenilecek şeyler değil, hep kendin keşfetmen, senin başkalarını bulman, bu dünyada öğrenmen gerekenleri kendi çabanla öğrenmen gerekiyor. sana tavsiyelerim bu şekilde güzel kızım, umarım herşey gönlünce olur, böyle güzel bir kalbin var, umarım hiç boş kalmaz, sana senin verdiğin kadar sevgi verebilen birileriyle tanışmak nasip olsun dilerim. öpüyorum güzel gözlerinden güzel kızım.

şeker ablan
merhaba şeker abla,

az önce itiraf başlığı altında da yakın zamandan beri yaşadığım bu sorunu dile getirdim.
şöyledir ki;
"tabi ki her bulunduğumuz ortamdaki insanlar cinsel yönelimimizi bilmek zorunda değil ve söylememiz de gerek değil ama bunu saklamak, bilecekler korkusu vb kaygılar yaşamakta çok moral bozucu gerçekten.
insan kendini "gizli" hissederken özgür olma duygusunu da kaybediyor.
kendimi hiç özgür hissetmiyorum."

ve bu benim gerçekten motivasyonumu düşürüyor. şuan bulunduğum öğrenim hayatımda yani okulumda da zaten onların o cinsiyetçi konuşmalarına, cahilliğine, faşistliklerine susarken, susmak zorunda kalırken. (çünkü ne kadar konuşsan da anlamıyorlar) bir yandan da bilecekler korkusu. çünkü içleri kötülükten başka bir şey olmayan insanlar. tek işleri başkalarının hayatını eleştirmek ve aşağılamak. ki bir kaç böyle insan da dedikodumu yapıyor ve onlarla aynı ortamda bulunmak zorundayım. duymamazlığa, bilmemezliğe geliyorum ama benim hakkımda konuştuklarını her öğrendiğimde o günümün içine ediliyor. kendimi duvarların arasında sıkışmış gibi hissediyorum. özgür değilim. ve kimse benimle aynı hayat bakış açısına sahip değil ve yalnızım. şahsen yaştan da olsa gerek bu cahillik ve daha oturmamış düşünceler. ama gerçekten zor. mutlu değilim.
ve size de ne yapabilirim diye sormak istiyorum. ya da ne iyi gelir. dışarı çıktığımda mutluyum çünkü beni anlayan insanların olduğunu biliyorum. ama oraya gittiğimde böyle değil. evet hepimizin yaşadığı ve hala yaşıyor olduğu durumlar bunlar.
peki ne yapmalı?
merhaba şeker abla,

az önce itiraf başlığı altında da yakın zamandan beri yaşadığım bu sorunu dile getirdim.
şöyledir ki;
"tabi ki her bulunduğumuz ortamdaki insanlar cinsel yönelimimizi bilmek zorunda değil ve söylememiz de gerek değil ama bunu saklamak, bilecekler korkusu vb kaygılar yaşamakta çok moral bozucu gerçekten.
insan kendini "gizli" hissederken özgür olma duygusunu da kaybediyor.
kendimi hiç özgür hissetmiyorum."

ve bu benim gerçekten motivasyonumu düşürüyor. şuan bulunduğum öğrenim hayatımda yani okulumda da zaten onların o cinsiyetçi konuşmalarına, cahilliğine, faşistliklerine susarken, susmak zorunda kalırken. (çünkü ne kadar konuşsan da anlamıyorlar) bir yandan da bilecekler korkusu. çünkü içleri kötülükten başka bir şey olmayan insanlar. tek işleri başkalarının hayatını eleştirmek ve aşağılamak. ki bir kaç böyle insan da dedikodumu yapıyor ve onlarla aynı ortamda bulunmak zorundayım. duymamazlığa, bilmemezliğe geliyorum ama benim hakkımda konuştuklarını her öğrendiğimde o günümün içine ediliyor. kendimi duvarların arasında sıkışmış gibi hissediyorum. özgür değilim. ve kimse benimle aynı hayat bakış açısına sahip değil ve yalnızım. şahsen yaştan da olsa gerek bu cahillik ve daha oturmamış düşünceler. ama gerçekten zor. mutlu değilim.
ve size de ne yapabilirim diye sormak istiyorum. ya da ne iyi gelir. dışarı çıktığımda mutluyum çünkü beni anlayan insanların olduğunu biliyorum. ama oraya gittiğimde böyle değil. evet hepimizin yaşadığı ve hala yaşıyor olduğu durumlar bunlar.
peki ne yapmalı?

(utopya, 07/01/2016 01:41)

---------------------------------------------------------

sevgili yavrum, sorununu anlayabiliyorum, cinsel kimliğin kişiliğinin önemli bir parçası ve bunu zoraki olarak saklıyor pozisyonunda olmak hem can sıkıcı bir şey, hem de insanlarla arandaki samimiyetini bir noktadan sonra engelleyen bir şey. ama gene de gizli kalmak çoğu durumda katlanılamayacak bir durum değil, ayrıca özellikle bulunmak zorunda olduğun okul gibi, iş gibi ortamlarda eğer ortamın uygun olmadığını sezersen, bu şekilde gizli olarak ortamlarda bulunmaya devam etmek mantıklı. herkesten duyarlı olmasını maalesef bekleyemiyoruz yavrum, hele bu ülkede çoğu yerde homofobi halen yaygın ve kabul edilir bir durum.

öğretim hayatının hangi noktasındasın bilmiyorum, üniversitede olduğunu tahmin ediyorum. üniversite ortamı genelde ülkenin ortalamasına göre görece daha özgür, daha kendini istediğin şekilde ifade edebilmenin kolay olduğu ortamlar. hatta pek çok eşcinsel için üniversite kendilerini keşfettikleri ve cinselliklerini daha kolay yaşayabildikleri bir yer oluyor. bir de üniversite çağı insanın daha kendi başına ayaklarının üzerinde durabildiği, kendini mutlaka dar bir grubun içerisinde bulunmak ve o normlara uymak zorunda hissetmediği bir yaş oluyor. bu nedenlerle eğer üniversite öğrencisiysen neden boş zamanlarında seni düşünce ve tavırlarıyla rahatsız eden bir arkadaş grubu ile hangi zaruretten dolayı birlikte olmak zorunda hissettiğini bilemedim. biraz olsun laftan anlayacak insanlar olduklarını düşünüyorsan, kibar bir dille konuşma üsluplarını yanlış ve rahatsız edici bulduğunu, yanında bu şekilde konuşmamalarını rica ettiğini söyleyebilirsin. belki böyle bir karşı çıkış, bu konular hakkında mantıklı bir tartışmanın başlangıcını da oluşturabilir ve hepsini olmasa da belki bir kısmını yaptıklarının yanlış olduğu konusunda ikna edebilir. fakat eğer gerçekten laftan anlamayacak insanlar olduklarını düşünüyorsan veya daha önceden durumu anlatmaya çalıştığın halde başarısız olmuşsan, o zorunlu şekilde aralarında bulunman gereken sürede aralarında bulunup, o sırada da söylenenlere kulaklarını tıkamanı, bunları söyleyen insanları da düşük zekalı veya eğitimsiz görerek onlara kızmaya, onlar için moralini bozmaya değmeyeceğini kendi kendine hatırlatarak, o zamanın olabildiğince az sinir bozukluğu ile geçmesini sağlayabilirsin. bu söylediklerim kolay değil belki ama ne herkesi sevmek, ne de herkesten de seni sevmelerini beklemek mümkün değil yavrum. ayrıca çoğu durumda insanların düşündüklerini, onlara öğretilmiş şeyleri de değiştirmek mümkün olmuyor, bu gerçekleri kendine hatırlatarak kendini rahatlatmanı tavsiye ederim. hakkında yapılan dedikoduları da duymamazlığa gel, bunun yerine de orada olabildiğince derslerine yoğunlaş. derslerine yoğunlaşman hem kafanı sorumluluklarına odaklamanı ve etrafındaki saçmalıklardan etkilenmeni engeller, hem de orta vadede sana başarı getirerek hem kendini iyi hissetmeni ve başarılı bir gelecek için kendine yol açmanı hem de etrafındaki insanlar arasında daha çok saygı duyulan biri olmanı sağlar. başarının böyle bir güzelliği de var yavrum, etrafına bir koruma kalkanı geçiriyor çoğu durumda, bu nedenle de baskı gören eşcinsel gençlerin ortalamadan daha çalışkan oldukları konusunda istatistiki veriler var. çalışmaktan zarar gelmez, bu tür can sıkıcı insanları senin başarın için birer katalizör olarak da görebilirsin.

dışarıda senin halinden anlayan insanların olduğunu bildiğinden bahsetmişsin. bu tür insanlardan bir, arkadaş ortamı da kurmuş olduğunu umarım. böyle bir ayrı arkadaş ortamın varsa (bu illa kalabalık bir grup olmak zorunda da değil, bir-iki halden anlayan arkadaş bile yeterli), olabildiğince onlarla zaman geçirmeye çalış, sıkıntılı olduğun konuları onlarla paylaş, canını sıkan insanları onlara anlat ve olan bitenlerle beraber dalga geçmeye çalışın, saçma sapan laflar eden kişilerin yüzüne söyleyemediklerini o ortamda dile getir, söyledikleriyle alay edin, gülün. bunlar seni rahatlatacak, içini hafifletecek, ertesi gün o ortamın içine dönmek zorunda olduğunda kendini çok daha rahat hissetmeni sağlayacaktır.

bir de şunu da ekleyeyim bitanem, okul dediğin aslında şu anda hayatının merkezinde olan, tüm dünyanı kaplayan bir şey gibi gözükse de, aslında şıp diye geçip gidiveren bir dönem. emin ol, o seni rahatsız eden insanlar senin hayatında fazla uzun süre daha bulunmayacaklar, bir beş yıl sonra adlarını bile hatırlamayacaksın. bu dönemde edindiğin tecrübeler ile ileride iş hayatına atıldığında, düzgün kurumlarda çalışma fırsatı bulabilirsen, bu tür gereksiz muhabbetlerin olduğu ortamlarda bulunma olasılığın oldukça düşük. iş hayatının elbette kendine has başka durumları oluyor ama eğer işini iyi yapan birisi olursan, hem sana daha fazla hareket alanı sağlar hem de insanların bu tür rahatsız edici konuşmalarını dinlemek zorunda kalmazsın. bu nedenle durumuna biraz daha uzun vadeli bakmanı, şu anda yaptıklarının ve katlandıklarının, ilerideki çok daha güzel bir hayat için çabaların olduğunu kendine hatırlatmanı ve kısa vadedeki rahatın veya kızgınlıkların yerine, daha uzun vadeli bir rahata ve huzura odaklanmanı tavsiye ederim. gözlerinden öpüyorum yavrum.
  • /
  • 2