star wars seven erkek
orjinal üçlemenin değerini bilen erkektir.
poppers
4-5 kez falan denedim, sonrasındaki saçma baş ağrısı dışında bir etkisini göremedim, bir buçuk dakika falan çok hoş ama.
kızların gaylere söylediği şeyler
senin gibi oğlum olmaz olsun.
umarım çocuğum sana benzemez.
özlemekten yorulmak
belirli bir noktaya kadar giderilmezse bir çeşit takıntıya, doğal bir şeye dönüşüp vücuda yerleşiyor ve yıllarca kurtulamayacağınız ama daha hafif sancıların olduğu bir döneme giriyorsunuz. birini en son son ne zaman gördüğümüzü bilmemek çok üzücü.
*
mutluluk veren küçük şeyler
dışkı yedirmek işkence değildir
gay kanallarında sevgili arayan insan
sitenin verdiği detaylı bir profil özelliği varsa kesinlikle mantıklı bir insandır. yani gidip aptal bir barda 2-3 adamı tanımaya çalışmaktansa kılınızı kıpırdatmadan istediğiniz özelliklere sahip birilerine bakıp ortak bir nokta yakalamaya çalışıp sohbet etmek daha mantıklı, ha uymadı mı, en azından zaman ve efor kaybetmezsiniz saçma yerlerde. tabii hayatınızda rastgele karşınıza birisinin çıkmasını da bekleyebilirsiniz, size kalmış.
30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam
bakıma muhtaç bir annesi/babası olabilir, hayatının büyük bir kısmından vazgeçiyordur.
unknown artist
track01 parçası ile meşhur bir şarkıcı.
tra jedi
eski başlıklardaki entryleri ile çok pis yaran yazar. bayadır yazmıyor gibi.
şaka maka 2015 in bitmesine 1 ay kalması
idrak edildiğinde dumur eden gerçek.
götü orman gibi kıllıları sabaha kadar yalayarak inletirim
mesajlara geç cevap veren insan modeli
kritik bir mesaj sonrası 10 dakika yanıt alamayınca "tamam her şey bitti" moduna giren bir bireyseniz ekseriyetle uzak durmanız gereken kişi. bahaneleri de şu "mesajlaşmayı sevmiyorum" lan 2015 yılında yaşıyorsun, emoji gönder, ses kaydı falan at, facebook'dan dürt bir şey yap bahane üretme bana.
orgazm taklidi
prostat orgazm taklidi yapanlar da vardır, profesyonel porno filmlerinde kolaylıkla görülebilir.
(bkz:
bana bi titreme geldi)
götünde dinamit patlatılması gerekenler
fem
chat dilinde feminenin kısaltması.
kadınlardan da hoşlanan bear
estetik bazında olan hoşlanma, gidip bir tablodan da hoşlanabilirler. kadınlar bunlardan hiç hoşlanmıyor ama.
lorde
no better ve the love club gibi iki parçayla ergenliğe döndürür.
gods of egypt
gerard butler ve nikolaj coster-waldau'yu antik mısır kostümleri içerisinde izleyeceğimiz film, gerard'da da ne baldır vardı ama.
beğeni karşıtı kamuoyu oluşturma timi
tüm ötekileştirmelere karşı olarak tc şafak pavey'den bir alıntı yapmak istiyorum tşk...
“size bu konuşmayı; her şeyin yasak olduğu genel kurulda yapıyorum... ortalama yaşın 50 olduğu bir mecliste su içmenin dahi yasak olduğu bir genel kurulda çalışıyoruz. yaşlı haklarının, hasta haklarının bile düşünülmediği bir genel kuruldan söz ediyorum.
turist olarak bile gitmediğiniz coğrafyalarda, afganistan’da, yemen’de, iran’da, yıllarca türban kullanmaya mecbur edilmiş biri olarak yapıyorum. mecliste pantolon giymesi, bir erkek vekil tarafından engellenmiş, bir kadın vekil olarak yapıyorum. olmayan bacağı, erkekler tarafından siyaset sohbetine dönüştürülen biri olarak yapıyorum. ve artık akp ’nin başı açık vitrin vekillerinin; emanet oyları, gerçek sahibelerine geri verme zamanının gelip çattığını düşünüyorum. akp’yi iktidara taşımış asıl kadınlarının meclis koltuklarını almalarının hakları olduğuna inanıyorum.
elbette ülkemde sekülarizmin geleceği ile ilgili muazzam endişelerim var. ama kaygım türbanla, kırmızı ruj arasına sıkıştırılmış semboller değildir.
demokrasi paketinde aynı ideolojiyi paylaşan erkek polis doğal karşılanırken; türbanlı kadın polise yasak gelmesine çok şaşırmıştım. daha vahim bir cinsiyet ayrımcılığı olabilir mi? ben polisin başındaki türbandan değil, bana vaat ettiği şiddet geleceğinden korkarım.
mecliste, cemevi açmak için diyanet’ten fetva isteyen anlayıştan korkuyorum. yani bir inancın ibadet hakkını diğer inancın iznine bağlayan anlayıştan korkuyorum. hukukun karşısına dini koyan anlayıştan korkuyorum.
kadın özgürlüklerinden asla korkmam. söylemek isterim ki; özgür bir hayat çok yavaş kurulur ama çok hızlı yıkılır.
tam da bu nedenle, çiçekli başörtüsü ve daracık pantolonuyla, çamlıca parkının kuytularında, sevgilisiyle öpüşen genç kıza, özgürlüğünü mustafa kemal’e borçlu olduğunu hatırlatmak istiyorum.
türbanla özgürlük ilişkisi bıçak sırtı gibidir. bir yandan inanç özgürlüğünü temsil eder, öte yandan inanç baskısını. birçok kadın inanarak örtünürken, birçok kız kendilerini kontrol eden aile güçleri tarafından zorla kapatılırlar.
clinton, 2007 de 'kadın değişirse, gelecekte değişir’ demişti. hatta emine erdoğan o kadar beğenmiş olmalı ki; geçenlerde konuşmasında kullandı. sosyal özgürlük alanlarımız, geleceğimizden çalınarak, birer birer imha ediliyor. beş yaşında örtülen, on beş yaşında evlendirilen kızlarımıza bakalım. geleceğimiz gerçekten kadınlarımızın hali üstünden, berbat bir şekilde değişiyor. biz kültür olarak hiç önemsemeyiz ama her özgürlük aynı zamanda büyük bir sorumluluktur...
türbanlı kadın vekillerden beklentim büyük; mesela, ülkemin neden, kadın hakları konusunda dünyanın yüz yirmincisi olduğunu anlatmalarını bekliyorum. neden, 57 islam ülkesindeki toplam kadın hakları ortalamasının, tek başına birleşmiş milletlerde bile yer alamayan tayvan seviyesine erişemediğini açıklamalarını bekliyorum. bundan böyle; mini etek giydiği için işten atılan, sol kulağı küpeli olduğu için dövülen, dekoltesi bakanın hoşuna gitmediği için linç edilen, oruç tutmadığı için öldürülen, hıristiyan olduğunu gizlemek için isimlerini değiştirenlerin güvenlikleri, herkesten çok bu kadın vekillere emanettir. artık, türbanı bir insan hakları ihlalinden, bir insan hakları kazanımına dönüştürmek, onların sorumluluğudur. inanç özgürlüğünün en büyük güvencesi, geleceğimizi dini rehberlikle kontrol etmek değil, kusursuz bir sekülerizmdir. ne demek istediğimi,
seküler norveç’te doğup, ülkemde vekil olanlar anlayacaktır. umarım ortak geleceğimize inanıyorlarsa hukuk ve sekülerizmin neden elzem olduğunu taraftarlarına anlatırlar. lütfen hatırlayın, ortadoğu da bizim seküler toplumumuz tek taş pırlanta gibi ışıldıyordu…
oldukça merak etiğim bir ayrıntı var. inanç gösteri için kullanılabilir mi? büyük bir ruh temizliğinden doğan muhteşem bir tevazu ile yaşanması emredilmiyor mu? buraya gelmeden önce, türbanlı vekillerimizin konuşmalarını taradım. başkalarının özgürlüklerine dair tek bir kelime kullandıklarına rastlayamadım. kendi inanç özgürlüklerine gösterdikleri hassasiyeti, ruhban okulu, azınlık okulları, cemevleri, bir inanç biçimin mundar olarak ilan edilmesi gibi sorunlu inanç alanlarında göremedim.
mesela bilimin özgürlüğünü kelepçeleyen yök hakkındaki fikirlerini de bilmiyorum.
ama şu hakareti bütün haberlerde duydum: “başımı açarak, bir daha kirlenmeyeceğim.” bu durumda başı açık olanlar kirlenmişler midir? inanç üstünden öbürünü kirli ilan edebilmek kimin haddi olabilir?
görülüyor ki bir arada yaşama efsanemiz çökmüş... kibirden küfelik olmuşsanız, size benzemeyenin çığlığını nasıl duyacaksınız? bir taraf, bir arada yaşamanın yolunu ararken; öbürü sindirmek, dönüştürmek, özgürlüklerini birer birer yok etmek istiyorsa; bizi yok ettiğinizde; gelecek olimpiyat tanıtımına kimi koyacaksınız? biz sivas’ta yakılan, gezi de vurulan, evlerine işaret konulan, hayat tarzından ötürü cezalandırılanlarız. ama her nasılsa kronik mağdur sizsiniz…
azınlığın çoğunluğu ezmesi sürdürülemez. ama çoğunluğun azınlığı ezmesi sürdürülebilirdir.
gerçekten bu ülkeyi korkunç bir akıbete sürüklemekten kaçınmaya niyetliyseniz; adaletle öç almak arasındaki farkı en kısa zamanda öğrenmelisiniz.
türkiye cumhuriyetinin gelmiş geçmiş en otoriter hükümeti nasıl oldu da, birkaç dakikasını almayacak olan iç tüzük değişikliğini yapmadı. acaba planladığı gösterinin kavgaya dönüşmesini hayal ederek kazanacağı politik kar mı cazip geldi? bunu bilemiyorum ama bir kanun yapıcı olarak ben iç tüzük değişmeden asla pantolon giymeyeceğim. bizden çatışma bekleyenler için altını çiziyorum: biz çatışmıyoruz, var olmak için direniyoruz.
tarihe dönüp bakarsanız hepimizi neyin beklediğini göreceksiniz. kendi yarattığınız radikal canavarın sizi de teslim almasını; sadece bizim var olma mücadelemiz önleyebilir. bundan sonrasını arif olanlara bırakıyorum…”