sinan

Durum: 2308 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34252 - Sözlük Kaşarı

Live Seviyesi: Yayıncı

12 yıl önce kayıt oldu.
5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 116

yan yana gelince bambaşka bir şeye dönüşen şeyler

ilk aklıma gelenler:

ben-iz

anti-kor

mod-el

mor-artmak

taxi

taksi tahran

iran filmi. ödüllü. izlenesi. orijinal adı "taxi".

http://www.imdb.com/title/tt4359416/

--- spoiler---
taksi tahran’ın hikayesi, iran’ın başkenti tahran’ın sokaklarında gezinen, görünürde diğerlerinden hiçbir farklı olmayan bir sarı takside geçiyor. tahran’ın renkli sokaklarında ilerleyen taksi, her türden yolcuyu konuk eder ve şoför koltuğunda oturan kişi her yolcuyla farklı bir konu üzerine çeşitli röportajlar gerçekleştirir. direksiyondaki isim ise ünlü yönetmen jafar panahi’den başkası değildir. panahi, taksisinin ön panosuna monte edilmiş kamerasını yolculara çevirerek farklı konular üzerinden yürüttükleri sohbetlerle, izleyiciye içerisinde dram ve komedinin bir araya geldiği zengin bir tahran portresi sunuyor.
--- spoiler ---

(bkz: jafar panahi)
(bkz: cafer panahi)
(bkz: taxi)

jafar panahi

batılıların, anglo-saksonların cafer panahi'yi yazış şekli.
kaynaklarda taratırken, bu tür isimleri batı imlasıyla taratmak daha çok veriye ulaşılmasını sağlayabilir.

(bkz: cafer panahi)

jafar panahi

cafer penahi (a ince, i uzatılarak) okunması ve yazılması gereken iranlı film yönetmeni.

(bkz: jafar panahi)

alttaki yazara soracaklarım var

sinemada izlemeyi önereceğim film "taksi tahran".*
(bkz: jafar panahi)
(bkz: taxi)
(bkz: taksi tahran)

alttaki yazara:
deniz ürünleri ile aran nasıl, bir deniz ürününü* (balık, karides, ahtapot, sushi...) hazırlayıp, sofraya koyup eşine dostuna sunabilir misin?

ulrike meinhof

"radyo yayını yapma imkanı olsa da dinleyebilsek" denebilecek kadar kaliteli müzik zevki olan, sert görünüşünün ardında harika bir kişiliği saklayan, sohbetine doyamadığım, oldukça özgün bir bireydir ki, benden az evvel yazar olmuş olup, sözlüğe de, hayata anlam kattığı gibi, çok şey katacağına inandığım güzel insandır kendisi.* *

ayı sözlük yazarlarının şu an okuduğu kitaplar

abû'l farac tarihi i. cilt, gregory abûl-farac (az kaldı, ii.cilde geçmek üzereyim)*

http://ayisozluk.com/lnk/abulft

ve

körlük, yazar: josé saramago

orluk

big brother

büyük birader.*
ayrıca (bkz:#42010)'da bahsedilendir.

(bkz: george orwell)
(bkz: 1984)

bitkinlik

yorgunluk hissi, halsizlik, isteksizlik. tükenmeye yakın oluş.

varoluşmayış

yan anlamı, kendi varoluşunun farkında olup, aynı zamanda mayışık olma halidir.* varoluşsal mayışma.

(bkz: bitkinlik)

nomen est omen

latince, "ad / isim kehanettir" anlamındaki söz öbeği.

kişinin adının, kendi geleceğinde belirleyeceği olacağı manasındadır.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

semra can

1971 rize doğumlu, halen penguen mizah dergisi çizeri, elemanı, kadın karikatürist. çarşaf, leman, öküz, fesat, panik, dinozor, pazartesi, milliyet çocuk dergisi, arıza dergileri başta olmak üzere mizah ağırlıklı çeşitli dergilerde çalışmaları yayınlandı.

illüstrasyon, kitap resimleme de yapan semra can, mimar sinan üniversitesi, güzel sanatlar fakültesi geleneksel türk el sanatları bölümünü 1994-1995'de, aynı üniversitenin seramik bölümünü 1995-1998'de okumuş, bitirmiş ve öncesinde de 1992'de marmara üniversitesi tekstil öğretmenliğinden mezun olmuş, alaylı olmayan, oldukça donanımlı bir çizer.

çocuklara yönelik çalışmalarıyla da dikkat çeken semra can, samimi üslubuyla ve kendini yerden yere vuran, hicveden, penguen'deki köşesiyle, kedileri miço ve fıçı ile hep sempatik bulduğum bir kişi olmuştur. http://www.semracan.com/ 'dan kişisel sitesine ulaşılabilinir.

iyi ki var.

(bkz: penguen)

ortam dünyanın en telmaşa adamı

sönmez karakurt'un çizdiği, penguen mizah dergisinin karikatür serisi.

bilmeyenlere fikir vermesi açısından, ortam'ın en son macerasının dergide yayınlanan özeti şöyle:

"ortam kondom alma bahanesiyle haddizatında iktidar ilacı için eczaneye gitmiş, ancak döndüğünde kızı evde bulamamıştı. acaba muktedirsizliğime ayıldı da ondan mı gitti sorgulamaları içerisindeyken özlem'den mesaj gelmişti: `` kusura bakma acilen çıktım, annemin hipertansiyonu tutmuş, şarj da bitince arayamadım seni.´´ "

(bkz: sönmez karakurt)
(bkz: penguen)
ve : (bkz:#140624)

ayı sözlük yazarlarının mutsuzluk tanımları

mutluluk anlıktır. sürekli mutlu olabilenler sanırım ancak zırdelilerdir. bu bağlamda mutsuzluk hayatın içinde daha çok kapsayıcıdır.

kimi insan vardır, mutsuzluğu ile mutludur; çünkü doğal bir akış olduğunu bilir ve mutlu olacağı anların geleceğini de bilir.

bir de, mücadele ederken, direnirken, hayata ve olumsuz olarak getirdiklerine karşı durabilirken mutlu olabilen insanlar vardır.

mücadele edemeyecek derecedeki yılgınlık, bezginlik, kendini koyverme halidir öyleyse benim mutsuzluk tanımım.

ayı sözlük itiraf

itiraf ediyorum sana sözlük; sözlüğe beni çeken biri var sözlük; onun isteğiyle geldim. memnun muyum? bekleyip göreceğim. umutluyum ama. sıcak karşılanıyormuş adam gibi gelen her cinsten kişi. öyle duydum. dediler... hatta nickimi bile o seçti sözlük! ne yapayım ben şimdi? en iyisi fırsat buldukça katkıda bulunayım sana sözlük. aç kollarını ben geldim be sözlük!**

yo en la prizion

yasmin levy'nin "romance and yasmin" albümüden derin bir şarkı, hatta ağıt, çığlıktır.

http://www.dailymotion.com/video/x1of0ax... 'dan dinlenebilir.

sözleri şu şekildedir:


o'n la prizion, tu en las flores,

sufro de korason, kero ke yores

las paredes altas, no te alkanso,

demando salvasion del mi dio santo

otro te amava, yo m'enselava,

el amor me armo, yo lo matava

kinze anyos de prizion, kerida,

yo 'sto en kadenas, guay de mi vida

aman, aman, dime ke keres,

yo no me vo kon ti ni si te mueres

guerfana era yo, m'abandonates,

el dio ya te pago porke pekates

vestido preto te vo azerte,

i a la keila k'eches azeite,

kinze anyos de prizion, kerida,

yo 'sto en kadenas, guay de mi vida

no me mandes mas kartikas tristes,

va kemate kon gaz konfor izites

tomi otro haver, un riko ombre,

no kero mas saver ni de tu nombre

------------

türkçe meali ise şöyledir:

ben zindanda, sen çiçekler arasında

kalbim acıyor, isterim ki sen de ağlayasın

duvarlar yüksek, sana erişemem

yüce tanrımdan dilerim kurtuluşumu

başkası seni severdi, ben kıskanırdım

aşkla silahlandım, onu öldürdüm

on beş yıl zindanda, sevdiğim

zincirlenmişim, ömrüm tükenmekte

aman, aman, söyle ne istersin

senle gidemem ölsen bile

ben bir yetimdim, bırakıp gittin

günahın için tanrı hesap sorar

sana siyah bir elbise yaptım

sinagoga gidip yağ süresin

on beş yıl zindanda, sevdiğim

zincirlenmişim, ömrüm tükenmekte

bana hüzünlü mektuplar gönderme,

rahat etmek için gaz döküp yakarım

artık başkası var, zengin bir adam,

ismini dahi hatırlamak istemem

santimantalizm

bireyin, duygularını mantığının önüne koyarak hareket etmesi; davranışlarına duygularıyla yön vermeyi aşırı boyutlara varacak şekilde yapması halidir.
fransızca'dan gelmiş bir kavramdır.

sensizlik

sensizlik... alışamadığımdır. kavrayamadığımdır. kavramaya kalktığımda, bocaladığımdır.

sensizliği kavramak, bir türlü kavranılamayandır.

bir kez sensizlik başına gelince kişinin neye uğradığını şaşırır. artık rüzgarlar esmez, yağmurlar yağmaz (yağsa bile ıslatmaz o yağmurlar), günler geçmez, geceler bitmez olur. kahır çöker ve işte o an, kahrın çöktüğü an kavranılmaya çalışılsa da sensizlik, boşa kürek çekmektir aslında. kişi kendi içine döner. içindeki sen'i arar. o da gittiyse, bulunamıyorsa vay haline!

sonsuzluğu kavramak daha kolaydır sensizliği kavramaktan.

sensizlik, hep bitiştir, tükeniştir, varlığın olamamasıdır.

sana göreyse, bensizliği kavramaktır; bensizliktir. ben, sana göre sensem, kavra bakalım sensizliği, sensizliği kavramak neymiş gör; çektiklerimi çek. ağla ve kudur veya zil takıp oyna. haydi benden bu kadar. ben, sonsuzluğu kavramak ile ilgiliyim artık, ki sen de sonsuza karıştın.

uğurlar ola!
  • /
  • 116
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2308

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

zürefa

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.

homofobiye karşı sokakta soyunan çift

wagaman'ın yazdıklarını okuduktan sonra tekrar düşündüm.

başlıktaki ilk girimde, gece vakti kimsecikler etrafta yokken eylemin yapılmasından dem vurmuştum. gündüz vakti, cadde işlekken, insanla dolup taşarken yapılsa ne olacaktı? belki birileri linç etmeye kalkacaktı; belki birileri üstlerine örtünebilecekleri bir şeyler vermeye kalkacaktı; nihayetinde muhtemelen polis gelecekti.

bu tür protestolarla bir yere varılmıyor. lgbti akımına, hareketine sempatiyle bakan kimi heteroseksüelleri bile bakışlarından soğutabilir ve antipati duyar hale getirebilirsiniz bu tür eylemlerle. peta'nın hayvan hakları için yaptıklarına veya femen tarzı eylemlere benzemez sonuçları. benzemiyor da... istiklal'deki eylem, kesinlikle hareketin o anki tüm büyüsünü bozdu. benzer bir başka eylem de "recep ile şaban'ın aşkına ramazan karışamaz" olandı. belki bu sonuncusu söylem olarak doğruydu ama hangi topluma ne sunuldu? sonuç: harekete yarar değil, zarar verdi.

lgbti hareketi, bana göre toplumda kendine sıkı bir destek istiyorsa, daha çok kariyer sahibi insan dolaptan çıkmak eylemini yapmalı. daha kuvvetli örgütlenmeler ile politik destek alınmalı ve verilmeli. heteroseksüel kesimden de daha çok dost edinebilmeli ki toplumdan ayrı düşmesin, entegrasyon olsun. şimdilik düşüncelerim bu yönde.