genellikle evliliği iyi geçmemiş ama boşandıktan veya daha doğrusu kocası öldükten sonra dul kalmış kadınların, bu durumdan sonra şen-şakrak bir halde "ortamlarda" boy göstermesine(!), kocasından kalan mirası yemesine denen durum ve bu durumdaki kadın kişisi.*
günümüzde, seksist olmayan bir yaklaşımla şendulu tanımlarsak, yukarıdakine ek olarak, kadın olmayabilecek başka bir cinsten, cinsel yönelimden kişi de olabilir. kocası yerine, karısı, eşi, sevgilisi, partneri de denebilir...
şendul, ayrı da yazılır " şen dul" olarak. tdk'nın nice bileşik isimlere katliamından nasibini almıştır.
bir diğer doğru ifade şekli de eski türkçe'dir. ancak eski türkçe dendiğinde, daha eski türkçe dilleri ile (göktürkçe, oğuzca, kıpçakça, çağatayca vb.) karışabileceğinden, osmanlı türkçesi denmesi daha akla yakın gelmektedir ve doğrusu da budur.
"bir kurum, kuruluş veya kimsenin lafını bir başka kurum, kuruluş veya kimseye iletmekle görevli olan, illettiği laftan, bu sözlerden sorumlu değildir.
sözler kime aitse, günahı da, sevabı da ona aittir; dolayısıyla bunda aracı olan elçinin hiçbir suçu ve hatası yoktur" anlamındaki atasözü.
eski kaynaklarda "kal'a"* diye de geçen, önem taşıyan bir bölgeyi ve kale içindekileri korumak için yapılmış, duvarlarla çevrili, burçları olan, topun icadından sonra burçlarına top da konulmuş olan, mazgallı, asker barındıran, korunaklı alan ve geniş yapı. ahşap örnekleri de vardır ama genellikle taştan olur kaleler.
kalenin koruma amaçlı yapıldığı yerdeki halk veya halkın bir kısmı, o bölge düşman tarafından işgale uğradığında, kuşatıldığında kaleye sığınırdı. ayrıca kalelerin önemli olanlarında, tahkim edilmiş bir "iç kale" bulunurdu. son bir savunma yapabilmek veya fırsatını bulursa düşmanı püskürtmek adına, kale duvarlarını düşman aşarsa, en önem taşıyan kişiler bu iç kaleye sığınırdı. en çok ortaçağ'da revaçta olmuşlardır.
kkk'nın kuruluşundan evvel yazar olma talihine veya talihsizliğine uğramış olduğum için, kkk tarafından karşılanamayışımın derin hüznü veya neşesi içinde oluşumun, duygusal olarak bir tezahürüne neden olabilecek komite.**
" boşaltın sözlüğü almanyadan kolim gelecek" şekinde yazılmış olan, doğrusunun " boşaltın sözlüğü almanya'dan kolim gelecek" şeklinde olması gereken ve cümleyi parçaladığımızda, farklı anlamlara garkeden(!) bir başlık:
- boşaltın sözlüğü: "sözlüktekileri boşaltmak" ile "sözlüğü boşaltmak" arasında anlam vermekte bocaladığım ifade.
- almanya'dan kolim gelecek: ev sahiplerinin kiracı çıkarmak için kullandıkları bahaneye kinaye üzerinden, en az her iki anlamdaki " koli" ifadesi ile cümlenin en anlamlı bulduğum kısmı.*
genel olarak, almanya'dan gelecek olan kolinin, sözlüğün içindekiler yani yazarlar olduğu sürece, sözlüğe sığamayacağını düşündürten; buradan da, almanya'dan gelecek olan koli kişisi veya nesnesinin, oldukça iri olduğunu çıkarsayabileceğimiz bir ifadedir. gelecek olan kolinin, sözlüğü doldurabileceği zannına kapılıp da açılmış bir başlık, edilmiş bir ifade olabilir kanımca.
aksanlı "i" ile ispanyolca olarak "día", gün, gündüz, gün ışığı, doğumgünü ve mecazi olaraksa, yaşam-yaşanmış yıllar anlamlarına gelir. çoğulu días'tır yani "günler" veya doğumgünü anlamlarındadır.
game of thrones izlemeyi bırakamam.
bırakamam, çünkü hiç izlemeye başlamamıştım.
sözüm meclisten dışarı...
dizi izleyeceğime, aynı vakti dünya sinemasının kaliteli örneklerine ve kitap okumaya harcamayı tercih ediyorum çünkü.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.
bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.
edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.
edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *
hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.
şöyle ki:
latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.
farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...
arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.
tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*
varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.