kendini küçültme eylemidir. ama umrunda mıdır aşığın küçülmek? zavallı durumuna düşse de, kendini alıkoyamaz iki kelamına hasretlikten. tek o vardır, tek o olacaktır.
aşk bir halüsinasyondur, beynimizin bize oynadığı geçici bir oyundur. oynaması pek bir tatlıdır ama oynadıktan sonraki süreç oynadığına değer mi bilmem.
bünyem aşktan o kadar bunalmış ki daha fazla aşk hikayesi ne okumak ne izlemek ne de duymak istiyorum. adam akıllı şarkı dinleyemez oldum herşey aşkla ilgili yeter bir rahat verin be.
ben aslında hiç bitmeyeceğine inanıyorum. bir kez aşık oluyorsun ve o hiç bitmiyor. belki baskalarınıda seversin, hatta çok seversin. ama sanırım bir kişiye o olsun olmasın ölene kadar aşk besliyorsun.
şahsıma belki baskaları olur, ama onu hep gülümseyerek hatırlıcam. göbeklim*
aşk, kısa süreli bir şuur kaybına neden olan, bir tanımı yapılamayacak kadar soyut ancak etkileri gözle görülecek kadar somut bir delilik halidir. kiminin sebebi bir çift göz, kiminin aklı baştan alıp giden bir gülümseme, kiminin ise sadece körlüktür… nedeni her ne olursa olsun, sonucu; yerinden fırlayacakmış gibi çarpan bir kalp, sürekli meşgul bir zihin, kocaman gülümseyen bir surat, ışıl ışıl gözler, yerden kesilmiş ayaklar, bir karış havada akıl, biraz neşe, biraz özlem ve bir parça da korkudur… tabi korku da vardır içinde aşkın, özellikle de ilk kez başa gelmiyorsa. çünkü hemen hemen herkes bilir aşkın dipsizmiş gibi görünen ama aslında dibi olan bir kuyu olduğunu. kimi düşmemek için sakınır, türlü oyunlarla hep kenarında durur kuyunun, kimi balıklama atlar içinde ne olduğunu düşünmeden, kimi ölçer biçer bir ip salar aşağıya ve yavaş yavaş inmeyi seçer. ne yapılırsa yapılsın, içine nasıl girilirse girilsin, en temkinli davranan bile her türlü deliliğe açıktır onun için. yollar kat edilir, şehirler hatta ülkeler değiştirilir, evler taşınır, yeni hayatlar kurulur, arkadaşlar kaybedilir, yeni dostlar kazanılır, günler geçer, belki aylar, belki yıllar. sonuna gelindiğinde kuyunun, veda vakti geldiğinde aşka, içinden çıkmasını becerebilenler biraz yaralı, biraz kırgın ama daha büyümüş, daha olgun, daha emin bulurlar kendilerini yeni hayatlarında, ellerinde delilik günlerinde biriktirdikleri yüzlerinde tebessüm bırakacak anılarla veda ederler aşka. kuyunun içinden çıkmayı beceremeyenlerse kıvranıp dururlar duvarlara sürtüne sürtüne, her seferinde biraz daha acıtır canlarını bitiremedikleri bitmiş aşkları. solgun bir yüz, feri sönmüş gözler ama hala meşgul bir zihinle her aşk biter kanununa küfrederek yaşamını sürdürmeye devam ederler. nihayetinde aşk tek kişiliktir zaten, yalnız girilir içine ve yine yalnız çıkılır zamanı geldiğinde. o yüzden aşk bitmiş gibi görünse de hiç bitmez aslında. insanın kalbi attığı sürece tekrar çıkacağı günler bekler sadece.
iki ucu boklu değnektir. sevdiğinizle birlikteyken aşka şükredersiniz. ayrılmışsanız ya da kimse yoksa hayatta çin işkencesinden bile beter illat haline gelen üç harfli lanettir.
korkakların, risk almayı sevmeyenlerin harcı değildir. bu insanlar aşık olduklarında bile güvenli sularda yüzmek isterler. böylece hem aşkın adını kirletirler, hem de aşkı paylaştıkları kişinin hayatını mahvederler. herkes aşık olmamalı bir lisansı filan olsa keşke.
michael haneke'nin 2012 yapımı filminin adıdır aynı zamanda. cannes film festivali'nde büyük ödülü almıştır bu sene. film diğer haneke filmlerinden daha az sarsıcı gibi görünse de bittiğinde yarattığı duygu tam olarak "böğrüme öküz oturdu" olacaktır.
adeta süper loto gibi yolumdan bile geçmemeye özen göstermekle meşgul pislik.
daha doğrusu aşk değil de ilişki. beni seven ve benims evdiğim kimseyi bulamadığımdan elit elit takılmak zorunda kalıyorum. yoksa ben de isterim ezik ezik duygusallaşmak, cıvık cıvık yılışmak...