şimdi, yanında kimse olmamasına rağmen yalnız hissetmemek neymiş anlamış oldum. en son itiraftan bu yana birkaç kişiyle bir araya geldim, hiçbiriyle arkadaş kalamadım, hatta ikisiyle kavga bile ettim. aslında itiraf ediyorum, bir nevi terapi olarak tanışmak için kendimi zorladım çünkü buna hiç hazır değildim. (şimdi okuyunca nasıl hazır değilsen demeyin, değildim sjsjsj)
biri bana hızlı düştü, sevişmeyi beklettik (iyi de olmuştu çünkü çekim hissetmemiştim), elleştik, öpüştük, 4. buluşmada uzun uzun seviştik, sevişirken kalkmadı bile çünkü götü baya kötü kokuyordu, penetrasyonu erteleyelim yalanıyla sadece totosunu elleşirken boşaldı. gidip ellerimi dirseklerime kadar yıkadım, yetmedi duşa girdim. 3ü 1 arada duş jeliyle selamlaştım. bu sayede kendimin yeni bir yönüyle tanıştım. demek ki kalkmayabiliyormuş, bu özelliği ne ara eklediler? ertesi gün arkadaş kalamayız falan filan diyip bahaneyle salladım.
birinin tipinden çok hoşlandım, hazır da yürüyor diye hadi bakalım ya nasip dedim. hoşlandığım cinselliğiydi muhtemelen çünkü evire çevire 2 haftada 11 kez buluşup mutlu ettim. ama neden sonra, alakasız bir yerde aniden çok toy çok çocuk geldi, son buluşmada boşalma sonrası gelen açılmayla bir anda bıraktım. burada tehlikeli yaş sınırımı öğrendim, benden 7 yaş küçük (takribi 26) bana çocuk kafalı geliyormuş.
biriyle daha ilk birada yok dedim, kalktım gittim. bir diğeriyle uzun uzun muhabbet ettik, hayatımda tanıdığım en boş insandı. bir diğeri neden yaşıyor, neye yarıyor dedirtti. bir diğerinin ağzı çok iyi laf yapıyordu ama ağzına aldığında yok oldum, kardeş, o nasıl kötü bir sakso, taşak niye ısırılır? bir diğeri çok kötü öpüşüyordu, götü harikaydı ama nedense nefesi göt kokuyordu.
biriyle 2 3 hafta görüştüm, baya azdırdı üstelik beni ama son seferlerde tertemiz üzerime sıçtı, üstelik bir kez de değil. hadi birde olur böyle şeyler, iki de yani tamam ama üçte artık isteyerek mi yapıyorsun yoksa ben zurna mıyım he?
diğerlerinden birinden gerçekten çok hoşlandım, sevişmesi eh işteydi ama başka her şeyine bayıldığımdan sevişirken ben kudurdum. basit bir tartışmada egosuyla tanıştım, kardeş, benim egomla sen henüz tanışmadın diyip ağır kavga moduna girdim, üzdüm, birbirimizi hızla bıraktık. hatta sonra pişman oldum çünkü kendi iliski travmamla yepyeni bir maceranın içine sıçtım. deniz sıçmakla kirlenmez ama bizim daha bir bardak suyunuz vardı ya da yoktu, hepsi bok oldu.
sonuç olarak sahalara dönsem dönermişim dedim, kalsın teşekkür ederim kararına vardım. sırf depresyondan çıkacağım diye birilerinin daha kalbini kırmaya gerek yok, gerçekten hoşlanırsam ne ala dedim. çok iyi sevişiyorsun, harikasın tescilimi yenilettim, sertifikamı çerçevelettim ve yeni tarihi cvye yazdım.
tekrar spora başladım, bu kadar curcunada korunsam da testlerimi yaptırdım, temiz çıktım fakat sadece bedensel değil, mental açıdan da kendime iyi bakmaya karar verdim çünkü her yönümden memnun olsam da kendimi tekrar sevmeye inat ettim. tekrar en sevdiğim hobilerimi merkeze çekip bu süreçte en başta dediğim gibi yanında kimse olmadan yalnızlık çekmemenin zevkine varmaya karar verdim.
bu süreçte tek sıkıntı, bugün tek başıma tiyatroya gittim. dün tek başıma bir bara gittim. bu hafta yalnız başıma konsere gideceğim. ulan, niye bütün arkadaşlarım bayram diye şehri terk etti? sahi, tek başına gitmek ne garipmiş dedim, bu hissi de tertemiz terleyeceğim, zevkten inletip s*ktir edeceğim bir hedef olarak görmeye inat ettim.
unutmadan, belki tekrar kadınlarla denerim. belli olmaz, bana şöyle temiz, koruyucu bir mommy enerji ve sıcak iki meme çok iyi gelirdi aslında.
terapi out.
gündelik yaşamın telaşı yeterince zorlarken uzun zaman sonra derinden yoruldum, bu öyle bir yorgunluk ki geçmişimden bugüne her şeyi teker teker önüme serdi. varoluşum bir yana üstüne yıllardır fiziksel bir rahatsızlıkla boğuşuyorum ki insan kendini cennetin krallığı filmindeki kudüs kralı baldwin gibi hissediyor. ötekiyim, bulunduğum her yerde çevremdeki herkesten daha başarılı olmak zorundayım, herkesten daha fazla çabalamak ve herkesin gözünde yine herkesten daha "iyi" bir insan olmak zorundayım, aksi halde ben "öteki" olanım, en ufak hatamda bu halim yüzüme çarpılacak ama aynı zamanda bu halimle karşısına çeşit çeşit engeller koyulanım. dışarıda kimsenin empati yapmasını da beklediğim yok, çünkü mümkün değil dahası yaşamı boyunca "düz" ve makbul varoluşa sahip insanların yaptığı basit tavsiyeler midemi bulandırıyor, ne de olsa "bekara karı boşamak kolay". yaşadığım süreçte her zaman daha iyisinin hayalini kurdum, özellikle daha iyi, adil ve merhametli bir dünya ancak gerçekte var olanı da biliyorum, kendimi sıklıkla karanlık bir ormanda kurtlarla koşturan birisi olarak hayal ediyorum, sürüden biriyim ama aynı zamanda değilim çünkü biliyorum ki yeterince zayıf düştüğüm anda ben bu kurtların akşam yemeği olurum. hangi ortama ve kimlerin yanına gidersem gideyim ben onlardan birisi değilim, daha çok orada olan ve sessizce etrafını seyreden biriyim. ve bazen düz normal bir insan gibi yaşamak istiyorum, ne zaman bu derece gevşesem ve kendimi diğerleri gibi hissetmeye kalksam başıma en kötü belalar geliyor adeta toplum bana kim olduğumu kafama vura vura anlatıyor, rezil kepaze oluyorum, ne zaman tüm bunların farkında olan birisi olarak ayağa kalksam bu seferde adeta ss subayı gibi bir tipe bürünüyorum ve olmaktan tiksindiğim kişiliğe bürünüyorum çünkü karşımda duran herkes potansiyel bir düşman olarak beliriyor. başta dediğim gibi yoruluyorum.
geçenlerde annemlere gittim, konuşuyoruz, konu bir akrabamızın hayırsız oğluna geldi. ben "insanlar yaşlılıklarında kendilerine baksın diye çocuk yapıyorlar ama bazen çocuksuz olmaktan kötü duruma dönüşüyor" dedim. annem de babam da "biz çocuklarımızı bir beklentiyle yapmadık ki, sevmek için yaptık, çocuk çok güzel bir şey" dediler. hani tatlı bir laf bu ama yıllar yıllar önce anneme ilk açıldığımda "nasıl yani, çocuğun olmayacak mı? ama çocuk yaşlılığının sigortasıdır, sana kim bakacak yaşlandığında?" demişti. ilk dediği laf. çok da içime oturmuştu o lafı. o içime oturan lafını hatırlatsam mı o an dedim ama gerçekten bir yaştan sonra anne babanızdan beklentileriniz iyice düşüyor, hatırlatsam ne olacak, ne değişecek dedim kendi kendime. hiç o akşamın tadını bozmayayım dedim. daha önceleri bozdum da ne geçti elime dedim.
ama kafamdaki soru şu: çocuğu beklentisiz yaptık derken yalan mı söylüyorlar, yoksa sigorta hikayesi halen var ama bilinçaltına mı bastırıyorlar? yoksa yoksa unuttular mı? gerçekten bilmiyorum. insanoğlu tutarsız bir yaratık yalnız, ne kadar eğitimli, akıllı bilmemne olsan da...