the matrix

1999 yılına bomba gibi girmiş bir larry ve andy wachowski filmidir. keanu reeves bu filmle adeta tavan yapmıştır. filmin konusunu kısaca anlatmak gerekirse; yazılım şirketinde çalışan thomas, neo adındaki bir programı kırarak matrix i araştırır. esrarengiz bir şekilde trinity ve morpheus ile tanışan thomas* aslında yaşadığı dünyanın bir simülasyon olduğunu öğrenir ve gerçek hayata morpheusun önderliğindeki ekibe katılarak döner. sonrasında simülasyon olan hayata dönüşler sağlayarak matrixi çözmeye çalışır. bir de bu filmde azalarak bitsinler dememize rağmen durmadan çoğalanlar vardır ki bıkkınlık getirmişlerdi artık.

(bkz: ajan smith)*
milenyumun son yılında bomba etkisiyle ortaya çıkan wachowski biraderlerinin baş yapıtıdır. üçlemesi gerçekten güzel olsa da gerek felsefik yaklaşımı, gerekse de aksiyon sahnelerinin estetiği olarak ilk film kesinlikle serinin en güçlü halkasıdır. ilk izlediğim anı hatırlıyorum da bir internet kafede; uyduruk bir sinema çekiminde bile büyülenmiştim. kaza kudret bir yerlerde denk geldiğimde gözlerimi alamam izlemeye devam ederim. tek kelimeyle seyirlik.
dvd den izlediğim ilk filmdir. o dvd defalarca izlemekten parçalandı ben izlemekten bıkmadım. trinity e olan aşkım da extra seyirlere yol açmış olabilir. en iyi filmler listemde ilk üçtedir.
kırmızı ve mavi haplar aklıma geliyor direkt.

''everthing begins with a choice''

mutlaka izlenmeli.
what is real? how do you define 'real'? if you're talking about what you can feel, what you can smell, what you can taste and see, then 'real' is simply electrical signals interpreted by your brain.

gerçeği nasıl tanımlarsın ? eğer hissedebildiğin şeylerden bahsediyorsan, koklayabildiğin, tadabildiğin ve görebildiğin, o zaman gerçek, basitçe beynine iletilen elektronik sinyallerdir.

repliği ile noktayı koyan muhteşem film. filmin vermek istediği mesajı tek lafla vermeyi başarmış adamlar.