izlandanın ilk kadın başbakanı, dünyanın da ilk lezbiyen lideridir. eski başbakan geir haardenin ülkedeki mali kriz sonucunda istifa etmesinin ardından 2009 şubat ayında seçildi. izlandada eşcinsel evlilikleri yasallaştırdıktan sonra ilk evlenen isim oldu. **
sertab erener'in 14 şarkıdan oluşan son albümü sade 'nin dinleyebildiğim ikinci şarkısıdır. ilk şarkısı bilindiği ve sevildiği üzere "iyileşiyorum" olan albüm kaliteli tınılar çıkartmaya devam ediyor. 12 nisan'da müzik marketlerde yerini alacak olan albümün bu şarkısı bir iyileşiyorum değil ama eğlenceli sitem etmeye birebir.
http://www.izlesene.com/video/sertab-ere...
öğrenci evinin sabah speciali, kahvaltıyı vazgeçilmez öğün haline getiren şey. bir de şu aralar nar ekşisini kahvaltıya sokmama yardımcı olan yemek. ufak bir kaç damla nar ekşisiyle güzel bir aramo yakaladığım söz konusudur. çeşitli uygulamalarla arada sucuklu yumurtayı sucuklu yumurta olmaktan çıkarabiliyorum..
(bkz: avrupa yakası)
(bkz: yalan dünya)
yer zaman aynı hatta tipler de aynı ama karakter yaratmada mükemmel bir zeka. sevenleri tarafından popüler kalmıyor dizisi bittiği halde replikleri yaşanırlığını sürdürüyor..
derin derin nefes alıp nefes alamıyormuş gibi hissettiğin fakat bu hissiyattan sonrasını hatırlamadığın dönemdir. kısa sürüyorsa eğer benimkisi, gibi baygınlık hali de denebilir.
tek bir düşüncenin beyinde az öncekine tur bindirir şekilde dönmesi sonucunda beynin eror vermesi ve vücudun kendini kapatıp açma işlemi de denebilir..
modern dans yaptığımdan dans ederken yeterince gergin ce point durumdayken çok gördüğüm bir erkek uzvudur. tırnak batması ya da herhangi bir şeye karşında bakımlıdır şahit olduklarım
dans salonumun spor salonuyla ortak kullandığı soyunma odasından daha ilgi çekici olduğunu pek düşünmüyorum. şimdi bi futbolcu vücudu var bi de vücut çalışan birisinin vücudu var. ki şorttur formadır tozluktur çıkartmak var, seksi bol dekolteli atlet çıkartmak var
amanda seyfried - the name of the game
mis gibi bir müzikal film olan mamma mia'nin ost'sini başa sarıp dinliyorum bana enerji ve mutluluk veriyor. hem merly sevgimi de pekiştiriyorum böylelikle
lanet ismail yk şarkılarıyla imtihaım genelde bu şekilde olduğundan "bomba bomba"sından tutun "facebook"a kadar düet yapabilecek derecede dile dolanmışlıkları vardır. ama günümüze yakın bir örnek gerekirse, elbette önceki entrydekiler gibi gülşen dilimde başı çeker dolanma açısından hatta "hoop" bölümüne kendi yorumumu da ekleyip dile dolanmayı zevkli hale getirmişliğim de vardır
benim hiç öyle kitaplarım olmadı pek meraklıyımdır genelde hemen sonuna erişebilmek adına hızlı hızlı okurum. belki beklemediğim sonla karşılaştığım zamanlarda keşke bitmeseydi dediklerim olmuş olabilir şu an anımsayamıyorum.
benim en absürd sanrım hala hatırladıkça güldüğümdür... bu sözlüğün adına yakışan ebatlara sahip değilim malum çocukluktan böyle geliyor. işte çocukluğum, öylesine cılız, rüzgarla savrulmamak için ceplerime koyduğum çakıl taşlarıyla ayaklarımın yaralandığı zamanlardı. bu yüzden annemin ağzında da tipik özendirici politikası bakımından " bak bilmem ne teyzenin çocuğuna nasıl etli butlu, sen niye yemek yemezsin ki böyle cılız kaldın" gibisinden yıldırıcı politikasını sürekli kullanmıştır..
ben de o zamanki saftirik aklımla sanki izafiyet teorisini ben bulmuşum gibi anneme onlar küçük benden kısalar bastırılıp sıkıştırılmışlar o yüzden göbekleri çıkmış. diye kendimi savunurdum.. heyy heyy kezban amorf zamanlarım. *
1 2 gün öncesinden haber aldığım bir zirveydi, sözlükte toplam 5 6 entryim vardı sadece. porter dan aldığım buluşma duyumuyla hırs yapıp hoş geldim sözlüğe ve anında buluşmaya damladım (geç de olsa). hayatımda bu kadar ayıyı hiç bir arada görmemiş biri olaraktan pek eğlenceli geçirdim zirveyi kendi adıma konuşmak gerekirse.
sevecen. hoş sohbet yeni arkadaşalr tanıdım. izmir'in her köşesine gittiğimde yanına uğrayabileceğim samimilikte arkadşlıklar edindiğime inanıyorum ve zirvedeki ayucanların yanında minik panda yavrusu gibi kalmama rağmen izmir ayularına kanımın pek ısındığını dile getirmek isterim...
benim en absürd sanrım hala hatırladıkça güldüğümdür... bu sözlüğün adına yakışan ebatlara sahip değilim malum çocukluktan böyle geliyor. işte çocukluğum, öylesine cılız, rüzgarla savrulmamak için ceplerime koyduğum çakıl taşlarıyla ayaklarımın yaralandığı zamanlardı. bu yüzden annemin ağzında da tipik özendirici politikası bakımından " bak bilmem ne teyzenin çocuğuna nasıl etli butlu, sen niye yemek yemezsin ki böyle cılız kaldın" gibisinden yıldırıcı politikasını sürekli kullanmıştır..
ben de o zamanki saftirik aklımla sanki izafiyet teorisini ben bulmuşum gibi anneme onlar küçük benden kısalar bastırılıp sıkıştırılmışlar o yüzden göbekleri çıkmış. diye kendimi savunurdum.. heyy heyy kezban amorf zamanlarım. *