çocukluk dönemi sanrıları

ikiz bebekleri çok severdim,
insanların ikiz bebekler için, bir gecede iki kere sevişmeleri gerektiğini düşünürdüm.
hatta neden ikizim yok diye üzülüp, tembelliği yüzünden anneme uzun süre küs kaldığım olmuştu.
(bkz: tavşan dağa küsmüş dağın haberi olmamış)
benim en absürd sanrım hala hatırladıkça güldüğümdür... bu sözlüğün adına yakışan ebatlara sahip değilim malum çocukluktan böyle geliyor. işte çocukluğum, öylesine cılız, rüzgarla savrulmamak için ceplerime koyduğum çakıl taşlarıyla ayaklarımın yaralandığı zamanlardı. bu yüzden annemin ağzında da tipik özendirici politikası bakımından " bak bilmem ne teyzenin çocuğuna nasıl etli butlu, sen niye yemek yemezsin ki böyle cılız kaldın" gibisinden yıldırıcı politikasını sürekli kullanmıştır..
ben de o zamanki saftirik aklımla sanki izafiyet teorisini ben bulmuşum gibi anneme onlar küçük benden kısalar bastırılıp sıkıştırılmışlar o yüzden göbekleri çıkmış. diye kendimi savunurdum.. heyy heyy kezban amorf zamanlarım. *
yarım ekmek arası kıymayı yemeyip bir kenara koyduktan sonra içinden kurtçuk çıktığını müşahade etmem akabinde yıllarca bayatlayan kıymaların böceğe dönüştüklerini, bir anlamda asıllarına rücu ettiklerini sanmıştım. o böcüğün o kıymanın içine nasıl girdiğini halen bilmem, bundan gayrı da bilebileceğimi sanmıyorum.
dünya durdukça tabirinin yanlış kullanıldığını düşünüyordum. tabirin dünya döndükçe olması gerektiği çok açıktı. ordaki durmanın istop etmek değil var olmaya devam etmek anlamına geldiğini keşfetmem 2000'li yıllara tarihlenmektedir.
o kadar çok grimm masalı dinlemiştim ki okulda veya filmini izlemiştim ki yanıbaşımızdaki ormanda cadıların ve cinlerin beraber halay çekip cirit attığını düşünürdüm. okul gezilerinde sıklıkla ormana gidip piknik yapardık ben tırsardım hep
kadınların durduk yere, kendi kendilerine hamile kaldıklarını zannederdim.
çocukluğunu hatırlayamayanlar için 'bir hiç' i ifade eder.
film ya da dizilerde, öpüşme sahnelerinde oyuncuların gerçekten öpüşmediğini, ayıp olduğu için o sahnelerin hileyle yapıldığını sanardım. sonunda anneme sorduğumda ve gerçekten öpüştükleri cevabını aldığımda şok olmuştum, insanın nasıl olup da tanımadığı biriyle öpüşeceğini aklım almamıştı.
bir de bir keresinde içinde ne olduğunu öğrenmek için ana okulumdan tebeşir alıp eve getirmiştim gizlice. sonra çok kötü hissedip anneme yüzüm kızararak anlatıp cehenneme gidip gitmeyeceğimi sormuştum.
çocuklar ne saf, ne masum şeyler böyle.
yanlış bedende doğduğuma emindim ve ergenliğe kalmadan bir şekilde bedenimin doğru şekilde gelişmeye başlayacağına inanıyordum (bkz: transseksüel çocukların düşleri )
trafik canavarı logosundaki beyaz hayaletimsi şeyi gerçek birisi ve bir şoför zannedip, kazaları bunun yaptırdığını sanardım.karşımıza çıkmaması için de dua ederdim hep.
doksanlı yıllarda yayınlanan goosebumps dizisinin etkisiyle bir süre uzaylı olduğuma inanmıştım.buna benzer birkaç vukuatım daha olunca diziyi izlemem yasaklanmıştı.sonrada yayından kaldırdılar zaten.
cinlerle çok haşır neşir olduğumu sanırdım. hatta bana göründüklerini bazen korkudan altıma yapacağımı düşündüğüm zamanlar olmuştu. tabi bunların hepsi inandığım zamanlardan kalma. artık c leri bile benimle ilgilenmiyor.