tespitlerine, olaylara olan ılımlı ve seviyeli yaklaşımına, entrylerindeki dili kullanma şekline, bakış açısına ve entelektüel birkimine son derece saygı duyduğum, takip ettiğim kadarıyla bir çok konuda hemfikir olduğum sözlükte iyi ki var dediğim ve tanışıp sohbet etmek istediğim yazarlardan biridir.
an itibarı ile hali hazırda moralim ultra bozukken okudum. bağıra bağıra ağladım. persona hep gülsün lütfen o güzel yüzü ile çünkü bir tek ona yakıştırıyorum bu sıra gülmeyi. var olsun.
o kadar üzgünüm, o kadar mutsuzum ki şu an sözlük bağıra bağıra ağlamak haykırmak istiyorum... yine gece olur sessizlik çöker de ağlarım, kahrolurum diye bundan kaçmak için, sızmak için bir sürü içki içtim ama nafile... hayat denilen kısa sürenin farkına hep ölümle yüz yüze geldiğimde varmanın iki yüzlülüğünün içinde olmamdan dolayı da kendime çok kızgınım.
bir adam düşünün sözlük; öyle bir adam ki çizgili dizaltı çorabı, mikili tshirtü ve mini şortu ile nice beyaz yakalıya kafa tutmuş, karşısındaki homofobik çoğunluğun gözlerinin içine baka baka kormadan, çekinmeden; "seve seve sokak yapar, sevişe sevişe şehirler üretiriz. görünür olmazsak yok oluruz!" demiş ve bir an bile korkmamış. bir adam düşünün ki amerikadaki #lovewins devrimi sırasında türkiyenin aktivist lgbti figürü olarak amerika'ya davet almış, bizleri dünyaya, hiç çekinmeden savunmuş ve tanıtmış... tüm bunların ötesinde bir adam düşünün ki gezi direnişinde lgbti oluşumunu mücadeleye katmış "cesaret bulaşıcıdır!" mesajı ile nice lgbti'yi o günden sonra daha duyulur, daha görünür hale getirmiş...
bu mükemmel adam "boysan yakar" artık yok... kısacık yaşına bir ömür sığdırarak, o ömre nice insanın yapamayacağı başarılar katarak aramızdan ayrıldı... hala hazmedemiyor, hala kabullenemiyorum... daha çok yolumuz vardı... yoldaşımız, kardeşimiz, sevgilimiz, arkadaşımız, dostumuz boysan... olmadı hiç olmadı boysan bu...
boysan'ı duyduktan sonra bir umut bahsi geçen zeliş belki de o değildir diye umduğum, hatta keşke hiçbir zeliş olmasaydı diye içimden geçirdiğim, gerçeği öğrenince ikinci kez yıkıldığım, esaslı kadın, feminist, aktivist, çılgın zeliş... rahat uyu...
sabahın köründe aldığım haberle yıkıldım resmen! nasıl olur yahu? nasıl? trafik kazasında kaybetmişiz boysan'ı inanılır gibi değil! beynimden vurulmuşa döndüm! daha iki ay önce onur yürüyüşünde birlikte büyük lgbti bayrağını taşımıştık, onedio'ya içerik olmuştuk, sevinmiştik beraber... daha çok güzel işler yapacaktın... hiç olmadı boysan bu hiç... eksik kaldık sensiz... kelimelere sığmıyor ne desem çok üzgünüm çok...
mükemmel atilla ilhan şiiri, ergüder yoldaş'ın müthiş bestesi ve nur yoldaş'ın eşsiz yorumu ile efsane bir şarkıya dönüşmüştür... ne zaman duysam bir garip olurum bu şarkıyı... çocukken ilk duyduğumda da aynı o tarif edemediğim şey olmuştu içimde, büyüdüm hala daha aynı tarifsiz hisleri yaşatmaya devam eder... hep ayrıcalıklı kalır, çok sevdirir kendini bu şarkı.
"savrulurken raconun kırmızı pelerini o zarif öfkeye, zaman ki sana hasta olmuş,
incelikli haytasın...
nüksederken raksına mahallenin maşallahı, eyvallahı,
güzelleş be oğlum!
şimdilik, ölümüne kadar hayattasın!
şimdilik, ölümüne kadar hayattasın..."
değişik bir etkisi var benim üzerimde bu şarkının. kesinlikle bende de dinledikten hemen sonra rakı sofrasına oturup arabeskin dibine vurma isteğini tetikler. ilginç.
tam anlamıyla sözlüğün son halidir. bir okur olup, yahu neymiş bu ayı sözlük diye tıklasam şu günlerde karşılaşacağım manzara; insanların birbirine hakarete varan yakıştırmaları, bireylerin farklılıklarına, inançlarına, siyasi görüşlerine hatta yer yer cinsel yönelimlerine bile türlü hakaretleri içereceğinden açmam ile kapatmam bir olacaktır büyük ihtimalle. nefret söylemleri havada uçuşuyor. sözde özgürlükçülüğü benimsemiş, özgürlüklere saygılı bir sözlüğüz. yersen.
nusayri olarak adlandırılan arap alevilerini tanıma ve birlikte çokça zaman geçirme fırsatım olmuştu. bir çok ritüeli anadolu alevilerinden farklı olup sünnilere yakın bile sayılabilecekken yine bana her seferinde farklılıklarımız zenginliğimizdir dedirten insanlar olmuşlardır. iyi ki varlardır. hep var olsunlardır.
bir insanı sadece cinsiyet kimliği transeksüel olduğu gerekçesiyle vahşice katledebilen insanlar nasıl rahatlıkla yaşayabiliyor? hiç mi sızlamıyor vicdanları! doğru bir şey yaptığı için gurur duyanı bile var! işte bu dehşete düşürücü! ve anneler ah o anneler gelir her ölümde hemen aklıma. acıyı en derinden en gerçek yaşayanlar, yananlar! her trans cinayetinde defalarca çınlar kulaklarımda 2010 yılında vahşice katledilen irem okan'ın annesi melek okan'ın feryadı;
hawaii'nin resmi simgesi olan renkli bir balık türüdür. hawaii dilinde bu şekilde isimlendirilen bu balık yabancı kaynaklarda reef triggerfish olarak da geçmektedir.
benim açılma hikayem çok çok ilginç olmuştu. ailem bir şekilde ajanlıkla bunu öğrenmişti fakat aldığım olumsuz tepki çok gariptir ki şuydu; böyle bir şeyi neden bizden saklıyorsun, biz senin aileniz her şekilde yanındayız, aptal mısın sen neden bizden saklıyorsun diye daha çok sinirlerimi bozmuşlardı. aradan aylar geçince inanın herkes alışıyor o kriz bir şekilde aşılıyor.(tabii benim ailem kabullenip sağlıklı biçimde bunu aşan tipe örnek) şimdi annem yüzümün gülüşünden anlıyor, sevgilimle barışık mıyım?, ayrı mıyım?, kavgalı mıyım? diye. hatta son günlerde aramızda geçen bomba muhabbet;
"ay ona mı üzülüyorsun oğlum, yavrum be! bir senin güzelliğine bak bir de şu adama, haşlanmış yumurta gibi! üzme kendini sen en iyilerini bulursun!" *
yine de şu var ailenin bireyi kabulu ve anlayış göstermesi çok önemliyken aynı şekilde açılmamanız da bence bir sorun çıkarmaz. yani illa ki bilmek zorunda değiller. eğer bu sosyal ilişkilere zarar verecek derecede ailede bir bozulma yaratacaksa en iyisi açılmamaktır. ayrıca kimse kusura bakmasın ama evladını her şekilde kucaklayamayan aile, aile değildir! siz onları reddedin, kendi hayatınızı kurun, dostlarınız, sevdikleriniz, aşklarınızla kendi ailenizi kendiniz kurun! unutmayın açık ya da gizli; ne yanlışız, ne de yalnız!
ben çocuğumun doğumundan sonra yemin ediyorum disipline girmiş bir kadın olarak, sen kimsin beni yargılıyorsun? sen kimsin? sana bir tavsiyem, yazık o git kızına sahip çık önce. inşallah allah seni kızınla terbiye etmesin. inşallah allah seni, o geride bıraktığın karınla terbiye etmesin. sen çok alçak bir adamsın, çok alçak. insanlara belden aşağı vuracak kadar. senin akıl hocalarını da biliyorum. senin akıl hocaların, kendi karılarının çektiği pornolara baksın. hepsini çıkarırım! oğlum ayağınızı denk alacaksınız. herkes ayağını denk alacak! öyle kolay değil bu memlekette ahkam kesicem, beni hükümet..seni hükü kim koruyor? hangi hükümet o, hangi hükümet seni koruyor! kim?? herkesten hesabını sorarım. kimse bana bu konuda konuşamaz. dört dörtlük yaşayan, bu memlekette çalışıp, köpek gibi çalışıp kraliçe gibi yaşamaya çalışan, evladını ailesini en iyi derecede yaşatmaya çalışan, aslan gibi vergisini veren, yardımlarını yapan. ne yaptınız ulan siz? ne yaptınız! nerde ne yaptın! pis! yediği kapıya pisleyen şerefsiz adam. onu bile bir adamlık sayıyorsun, o bile bir adamlık değil. git intihar et be. yediğim kaba pislemem be ne olursa olsun. git ulan kendini as. asarım kendimi, öyle bir kadınım biliyor musunuz? ekmek yediysem, o insanlar ne olursa olsun, beni ilgilendirmez arkadaş. görmedim bilmiyorum derim be!
benim yirmi yaşındaki evladıma sen kimsin? sen onu üzebilir misin? ben onun tırnağına taş değdirir miyim? hele senin gibi bir soytarıya. soytarı. sende evlat mevhumu olsa çocuğunu barlardan, seninki kız çocuğu bi de. git çocuğunu barlardan topla. git geride bıraktığın karına sahip çık. ben aslan gibi ortadayım bak. aslanım be. valla. senden daha adamım. bi de sen kadınlarla uğraşıyorsun. çok üzülüyorum, hayır ne gibi bir sorunun var, bir sorunun var senin? var, hep kadınlarla. bu adamın ilk bana kini nasıl başladı bana anlatıyorum. bu adamın aramızda geçen bir şeye kadar (anlatmıyor, orada fark edip susuyor) hepsi elimde!
bi de bu hükümetin adını kullanıyorsun bu hükümet hangi hükümet kim bu başka bir hükümet daha mı var? başka benim bilmediğim bir hükümet mi var? direkt hükümet diyor! gene yazmış 'hükümetim var arkamda, bizim ne var arkamızda! benim kimse yok kardeşim arkamda, kimse yok. gel ulan, gel! böyle bir şey var mı ya? bir tane adam çıkacak onun karısına kızına çoluğuna çocuğuna namusuna her şeyine laf atacak, biz de onun bulunduğu ortamda ay dur bulaşmayayım da bana da bunu demesin. diyorsan de hadi git! hadi git lan! git de! senin karının memeleri sen yanındayken ekrandan ağzımıza giriyordu? bulun o görüntüleri. buldururum hepsini! hepsi var. yazık o kadıncağıza da yazık. evine geldim bir kahve içtim diye bu kadar sustum, pislik. popstarda sen çıktın gülşen'e olan aşkını ilan ettin. sonra da gülşene dedin ki, bu kadar türk halkının önünde evliyim ama seviyorum ne yapayım dedin, sonra da kadına dedin ki gülşenin üstünden dozer geçti dedin reha muhtar için. yazık. midem bulanıyor benim. midem bulanıyor.
ben hiçbir ayrılığımın arkasından konuşmadım. hiçbiri de benimle ilgili konuşmadı. çünkü ben gerçekten kimseye kötülük yapmadım, yapmam da. hep iyiliğim dokunmuştur, hep. çünkü ruhum öyle değil benim ya. kimseye zarar veremem, vermedim. hayatım boyu vermedim. vermedim. iki üç tane bunun gibidir konuşan. onlar da zaten benle kafayı yediler. bu kadaaaaaar yılların içerisinde ne mutlu sedanıza ki iki tane üç tane, soytarı üç taneyi geçmez (eliyle iki yapıyor) dikkat edin. üç soytarıdır bu. en fazla iki soytarıdır konuşan. iki tane soytarı. işlerine baksalar belki de yol alacaklar. bunlar soytarı. bunlara prim vermeyiniz. bunların yazdığı söylediği her şey yalan. erol köse, karşındayım, bir kadın olarak. hiçbir adam senin karşına dikilemedi, ben dikiliyorum ulan. gel konuşalım, gel. gidip başka yerlerde soytarılık yapma. sen zaten soytarısın, seni türk halkı soytarı olarak tanıdı. soytarı olarak tanıdı? e soytarısın, devam ettiriyorsun. ben doktorum diyorsun beni ezmeye çalışıyorsun kültürsüzlükle. ben senin okuduğun üniversitenin beş tanesini bitirdim burda be. ben gecekondu çocuğuyum, ordan geliyorum. benim evimin tuvaleti dışarıdaydı. kurban olurum. kurban ol bütün gecekondu çocuklarına. bütün orda yaşayanlara kurban ol sen kurban ol!'
ülkenin en geniş gay porno arşivine sahip tsk'nin solo kategorilerdeki arşiv eksiğini gidermeye yönelik bir girişim de olabilir. hani şaşırtmaz yani.
edit: şu yazdığım şeyi eksileyen ibnelerin zavallılığından daha zavallı bir durum yoktur herhalde. ulan sizi obje yerine bile koymayan, doğanız gereği var olan benliğinizi her fırsatta aşağılayan. heteroseksüel bir insana kursa kan çıkacak (yine heteronormatif ahlaktan ötürü tabii) cümleyi hiç düşünmeden kurup "bize sikilirken bir videonu getir belgele" diyen kurumun yardakçılığını yapmaya ne meraklısınız be. gurursuzsunuz. onursuzsunuz hatta üzgünüm.
bazen çok severek seçtiğim ve yaptığım mesleğimin ağır geldiğini hissediyorum sözlük. deliye vurmak, hayatın her anından, her yaşantıdan mizah çıkarmak ve en kötü görünen şeylerden bile yaşanacak değerli yanlar bulmak benim hayattaki misyonum olarak belirlediğim şeydir ama bazen olmuyor. bireysel ya da çevresel koşulların etkisi ile bazen insan aşırı yoğunlaşır ya bugün sanırım öyle günlerden biri. çocukluk döneminde çocukluk şizofrenisi tanısı almış 29 yaşında bir danışanım ile seansım vardı bugün. annesi hakkında iş yerimdeki çalışanlardan bir kaç şey duymuştum ama kendim görmek istedim. danışanım annesi ile geldiğinde annesinin danışanıma olan tavrı, o bir an önce kurtulmak ister hali, o insan yerine bile koymayışı ve çocuğu hakkında bana yapmış olduğu uyarılar beni dehşete düşürdü. sanki çocuğundan değil, bir eşyadan, objeden, gereksiz bir ayrıntıdan bahsediyordu. biliyorum özel gereksinimli bireylerle yaşamak çok zor. bunun bir yerde farkındayım, o annenin de görev ve sorumluluklarından sıyrılmak isteyişini, bir yerde bezginliğini, birey olarak gereksinimlerini anlıyorum ama danışanımın bunların hepsinden aşırı derecede etkilendiğini bildiği halde buna devam etmesi çok yaralayıcı. seans boyunca danışanım sevilmediğinden, içinde bir acısı olduğundan, değersiz hissettiğinden bahsetti durdu. hiç susturmadım. hiç müdahale etmedim. belki de istediği gibi, bir birey olarak, özgürce ilk defa anlattı, anlattı, anlattı dakikalarca... o an şunu fark ettim o kadar benziyordu ki aslında hayatın karşısındaki itilmişliğimiz ve birilerinin, yedi kat yabancının ya da en yakınlarımız, ailemiz, arkadaşlarımız, eş, dostun izin verdiği kadar kendimiz oluşumuz... bitmesin istedi, bitmesin istedim o seans... keşke anlatsaydık saatlerce, günlerce... hafifleseydik biraz. haykırsak, bağırsak, bir kere daha sizin lütfettiğiniz hayatı değil hakkımız olan hayatı yaşamak istiyoruz diye... keşke...
ablamın bilişimci arkadaşları sayesinde bütün yazışmalarımı ip üzerinden tüm veri aktarımlarımı denetlettirerek belgelerle aile meclisinde gay olduğumu kanıtlama gecesiydi sözlük. buna hakkı yoktu, evet özel hayata müdahaleydi ama "artık sen de rahatla biz de ve biz de seni destekliyoruz, yanındayız" demek için bunu yaptığını söyledi. kaldı ki garip olan şuydu annem ve babamın biz zaten biliyorduk sana sorup emin olmak istedik tavrı inanılmaz garip ama bir o kadar rahatlatıcı geldi. bugünden itibaren resmi olarak ailesine açık bir eşcinselim ve çok garip bir his. yılın en uzun gecesiydi hakikaten. çok değişik bir his ilk kez bu evde kendimi kendim gibi hissedip ailemin beni "gerçek" ben olduğum için sahiplendiğini ve sevdiğini anladım.
silopi'de polisin katlettigi mehmet hıdır tanboğa henüz 17 yaşındaydı!
çocuktu!
mehmet hıdır tanboğa yaralı halde hastaneye götürülürken, polisler tarafından hastane önünde katledildi!!!
16'sındaki erdal gibi o da çocuktu!
derdiniz, meseleniz umurumda değil!
çocuklar katlediliyor!
yahu 17 yaşındaki çocuk öldü!
çocuk öldü!
çocuk ulan!
çocuk!