an'ın akışkan ve geleceğe uzandığı gerçeği ile anlam veremediğim felsefe. bir tür carpe diem'e ulaşma çabası ama bana göre anlamsız. gelecek, şu an oluşmaktadır. geçmişten sıyrılmayı anlıyorum ama gelecekte olanını kavramak anlamsız geliyor. elbette her zaman mantık devreye girmemeli yaşamda fakat sürekli düşünmeden hareket etmek ve sezgi ile yaşamak, biraz gerçeklerden kopukluk duygusu yaratıyor olmalı. doğu felsefeleriyle, zen'le, budizm ile zamanında ilgilenmiş bir kişi olarak düşüncelerim bu yönde. affola...
benim için 2004'te* biten ama yine de kıyısında köşesinde zaman zaman bulunduğum oluşumdur.
kanzuk nam zat başak purut'un yönetimi devralmasıyla çaylak alımları hızlanmış ama bu da çökmekte olanı hızlandırmaktan başka bir işe yaramamıştır yazıktır ki... bakalım gelecekte neler olacak? "sedet"* belki gittiği/döndüğü amerika'da* çok daha ilginç ve dünya çapında bir işe imza atabilir. türk internet tarihinde halen sürmekte olan " fenomen" bir yapıdır "ek$i"! sonuç: kantite, kaliteyi bozar.
"velhasılkelam" diye yazılışlarını son zamanlarda gördüğüm, tdk*'nın iyice bozduğu türkçe'de, bir osmanlı türkçesi kalıptır ki, velhasıl-ı kelam demek, sözlerimin özü, lafımın özü, sözümün kısacası, kısaca anlamlarına gelir.
türkçe · çevirisi:
------
ey kervancı, ey kervan!
leyla'mı nereye götürüyorsun?
leyla'm, canım ve yüreğim olduğu halde?
ey kervancı, nereye gidiyorsun?
leyla'mı niçin götürüyorsun?
birbirimize yalnızken verdiğimiz sözlere allah şahitken?
ve aşkımızın karar kılmadığı hiçbir yer yokken?
ey kervancı, nereye gidiyorsun?
leyla'mı niçin götürüyorsun?
inancımın tamamı fani bir dünyaya dair
aşkın kıvılcımları ki yaşamın kendisidir
yarin hatırası aşkın bir katresinden daha güzeldir
aşkın ateşi yaşamaktan daha güzeldir
yarabbi gönüllerdeki muhabbeti her zaman sakla
benim gönlümde sakladığın gibi
leyla ile mecnun efsane oldular
bizim hikayemizse sonsuza ulaştı
sen hâlâ kaçamak aşkımsın
gözümden okunmaz ki derdim
bilinmez gam içinde ne hallerdeyim
allah biliyor ki senden sonra yaşamadım
gönlümün çayırlığını gör ve git
tufan gibi yık derdin dallarını
gülüm ben, derip de git
ki gül ağacıyım
tufanın dibinde oturan
vücudumun bütün dallarını
tabiatın hışmıyla kır
ey kervancı, ey kervan!
leyla'mı nereye götürüyorsun?
leyla'm, canım ve yüreğim olduğu halde?
ey kervancı, nereye gidiyorsun?
leyla'mı niçin götürüyorsun?
ey sârebân, ey kârevân, leylâ-yi men kocâ mî berî
bâ borden-i, leylâ-yi men, cân u dil-i merâ mî berî
ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî
der besten-i peymân-e mâ tenhâ govâh-e mâ şod hodâ
tâ în cehân ber pâ boved in aşk mâ bemâned be câ
ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân çerâ mî berî
ey sârebân kocâ mî revî leylâ-ye mân koca mî berî
temâmî-ye dînem be donyâ-ye fânî
şerâr-i aşkî ki şod zendegânî
be yâd-i yârî hoşâ katre eşkî
be sûz-e eşkî hoşâ zindegânî
hemîşe hodâ yâ mehebbet-i dilha
be dilhâ bemâned besân-e dil-i mâ
ki leylî u mecnûn fesâne şeved
hikâyet-i mâ câvidâne şeved
to eknûn ze aşkem girîzânî
gamem râ ze çeşmem nemî hânî
der in gam çe hâlem nemî dânî
pes ez tô nebûdem berâye hodâ
to merg-e dilem râ bebîn u berû
çû tûfan sehtî ze şâhe-i gam
gol-e hestîem râ be-çîn o berû
ki hestem men ân direhtî
ki der pây-e tûfân nişesti
heme şâhehâ vucûdeş
ze heşm-e tebiet şikeste
whatsapp kullanıcılarının hem korkulu rüyası, hem de kurtarıcısı veya belası.
uygulamaya kaydettiğiniz kişinin, sizi engellese bile ne zaman ve ne kadar süre ile çevrimde olduğunu whatsapp'ın açıklarından yararlanarak size bildirir.
fransızca, kayboluş anlanımdadır.
georges perec'in hiç " e" harfi kullanmadan yazdığı bir meşhur romanıdır ki, fransızca gibi e harflerinin at koşturduğu* bir dilde bunu yapabilmek, oldukça fazla yaratıcılık gücü, deha ister.
2014 yapımı bir alman filmi.
iki kere ters köşe yapan finaliyle, kategorisinde ilginç bir film olarak değerlendirilmeyi hak ediyor bu " hacker" temalı film.
filmin adındaki almanca sözlerin anlamı da şöyle (ingilizce için whoami'ye bkz.): hiçbir sistem güvenli değildir.
"who am i?"*´dan türetmedir whoami, yani "ben kimim?" demektir.
bir unix komutudur. sistemde kimlerin/kimin olduğunu gösterir. terminal/ konsole vb.'de yazılır.
lodz film okulu (szkoła filmowa w Łodzi), polonya'nın lodz kentinde kurulu, dünyanın en saygın film okullarından biridir.
ücretleri diğer avrupa üniversitelerine göre oldukça yüksektir. okul, burs vermez ama başkasınca, bir kurumca burs verilmiş burslu öğrenci kabul eder; bunun dışında, eğitim ücretlidir.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.
bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.
edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.
edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *
hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.
şöyle ki:
latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.
farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...
arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.
tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*
varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.