çocukken hayal edilen tanrı şekli

bulutların üstünde zannederdim, bulutlardan oluşan şekilleri kainatın yaratıcısı olarak görürdüm. hayatın düzeni içinde hep bir karmaşa görsem de mutlu olurdum, hayal gücünün ucu bucağı yok imiş. hayat her anlamda çok güzel.
beyaz elbiseli beyaz sakalli yuzu olmayan bulutlarin ustunde duran yasli bi erkek olarak hayal etmisim ben de.
iki gözünüzle baksanız bile tamamını göremeyeceğiniz, büyük bir penisi olan ve dağ gibi kasları olan erkek olarak düşünüyordum.
benim için gökyüzüydü hep vardı ve yukardaydı
hayalimdeki erkek tipi olarak düşünürdüm tanrıyı hele muhammet'i...
sürekli allah büyüktür denildiği için kafamda devasa bir insan profili canlanirdi. bir de yukarda allah var denilirdi. sonuç olarak dünya denen kurenin içinde oldugumuzu, üst tarafinda da allahın yaşadığını düşünürdüm. yağmur yağdığında ise evini yikadigini, o suların üstümüze aktigini düşünürdüm.
minare hatta "allah'ı çizeceğim" diyerek minare çiziyordum. annem ve kız kardeşim de bana engel olmaya çalışıyordu.
portakal büyüklüğünde ve ışıklı.
yasli bir dede. cocukken okudugum bir masal kitabindaki resimden aklimda kalmis.
nasrettin hoca olabilir.
bizimkilerin eskiden oturduğu dairede telefon sehpasının üstünde bulunan ilginç bibloyu allah sanıyordum. biblo aşırı kokoş giyimli bir tombik kadın şeklindeydi küçük bir sandalye'nin üstünde oturuyordu. ben onu allah sanardım ve korkardım ondan, tabi bizim evde din diyanet hiç olmadı anneme sorduğumda da gülüp geçiyor, bir şey demiyordu. çok sonradan- ilk veya orta okul yıllarında- din dersinde hocamız cennette hepimizin allah'ı göreceğini ve her birimize içimizden ona biçtiğimiz suret ile görüneceğini söylemişti. bende mitoloji meraklısı bir çocuk olduğundan allah'ın bana ra şeklinde gözükeceğini düşünürdüm.
that's putperestlik, it's putperestlik.
ilginç. şimdi düşündüm de hatırlamıyorum. gerçi ben 8 yaşımdan önce hiç birşey hatırlamıyorum onunla ilgili de olabilir.
benim hafızam kuvvetlidir, mesela hugo ve tolga abi'deki tolga abinin yüzü hz.muhammed'in yüzüydü aynı zamanda, hatta elinde asasıyla çöllerde yürürken hayal ettiğimi hatırlıyorum.
(bkz:biri beni durdursun)
cami minaresi şeklinde düşünürdüm. hayalimde cami minaresine göz ağız falan ekler onla konuşurdum. ibadet edilen yerin başında cami kutsal bir yer olarak geldiği, tanrı da en yüksek kutsallık mertebesinde olduğu için, cami + camiden daha yüksek bir yere sahip olarak minare ( caminin en yüksek yeri olarak)=yani tanrı tasavvuruna uygun gibi bir denkleme sahiptim sanırım. sonra yaratici mefhumuna yer, zaman, şekil adledemeyecegimizi öğrenince baya bi kotu hissettim uzun süre onu minare siluetinde hayal ettiğim için.
çok ilginçtir ki ben de cami minaresi şeklinde düşünürdüm. @nstrgt
çok söylenmiştir ama selena dizisindeki yüce honos tarzında ak sakallı bir dede modelidir.
  • /
  • 4