ibnisaatchi

Durum: 486 - 0 - 0 - 0 - 02.02.2018 23:34

Puan: 6824 - Sözlük Kezbanı

7 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

Tembelim, tombulum, sevimliyim. Panda tadında yaşam formu, Bisiklet yaşam tarzı, hadi kamp yapmaya gidelim.
  • /
  • 25

ötenazi

hollanda, belçika, kolombiya, abd ve kanada nın belirli bölgelerinde uygulanan, ademin kendi isteği ile uyutularak öldürülmesi yöntemi.
yasal bir hak olmasını çok normal buluyorum, halı hazırda çaresiz hastalık veya büyük acılar çekmesine de gerek görmüyorum. adem karar verdiğinde ve kendini buna hazır hissettiğinde yada zamanı geldi diye düşünüyorsa, hayatına son verme hakkı olmalıdır.
bunu ona yasal olarak konforlu ve en az acılı biçimde yapmazsanız o mutlaka bir yolunu bulur, bu kamuya açık bir alan yada evinde tek başına da olabilir.
haktır verilmelidir özellikle az gelişmiş, üçüncü dünya ülkeleri diye tanımlanan bölgelerde.

yazarların mesleklerinde çok kullanılan kelimeler

süt, yumurta, uyku, çiş, kaka, pipi, elma, park, bisiklet, momo(animasyon karakteri), çikolata, anne, dadı, resim, boya, oyuncak.

interaktif sözlükler ocak 2018 sıralaması

bir dönem ilk ona girmiştin sevgili sözlük yanılıyor da olabilirim. birçok nedene bağlanabilir bu durum, kaybedilen yazarlar çok fazla başlık ve girdi açılmaması gibi. ama temsil ettiğini düşündüğüm hemcinslerim adına tebrik ederim. iyi ki varsın !

ekşi sözlük

çok severek başladığım ekşi yazarlığı macerası da son buldu. an itibariyle üyeliğim ile birlikte yaklaşık 8 yıllık entry gecmisimi de sildim. çünkü;
-homofobisi
-linc tayfası
-hic bir durum ve girdiyi beğenmeyen ergen tayfası
-kadrolu aşağılama memurları
-kendisi dışında herkesi aşağılayan ilk nesil yazar tayfası
bitmiyor, bitmeyecek!
oysa bir parçası olmaktan gurur duyduğum bu oluşum yeri geldiğinde muhalif bir duruşu olmuş, yeri geldiğinde toplumsal olaylara mantıklı yaklaşımlar ile gelen, gerçekten bilen, okuyan bir grubun olduğu bir sözlüktü.
şuan herşey ve her durumla dalga geçen bir ergen ve çaylak tayfasının elinde bulunmakta, yazık!
neden bu kadar iclendim bilmiyorum ama üzüldüm gercekten, ademlerin zorbalığı, yobazlıgı, vahşi linç mantığı asla yok olmayacak bu ülkede.

ayı sözlük zirveleri

katılmayı çok istediğim zirvelerdir. farklı şehirlerde yapılması, zaman uyuşmazlığı gibi saçma sebeplerle katılamadım.
şimdi de 6.yaş kutlaması yapılmakta ve ben zaman-para ikilisini bir araya getiremiyorum, umarım katılanlar çok iyi vakit geçirirler.

platonik aşkın yaptırdıkları

- dünzenli olarak kaydettiğim yada sosyal medyasında olan fotoğraflarına bakmak(bu düzen mastürbasyon sıklığına göre değişim gösteriyor)
- denk gelinen her çakma parfümcüde, burnum düşene kadar deneme yaparak kokusunu aramak.
- hayatında biri var mı diye sürekli sosyal medya hasaplarında ki hareketlerden anlam çıkarmaya çalışmak.
- yolunu uzatsa da her gün onun iş yeri önünden geçmek, molasına denk gelince tesadüf gibi yapıp konuşmak.
- belirli aralıklarla ne aradığını bilmeden arama motorlarına adını yazmak.

ayı sözlük'ü seviyorum çünkü

*bir başlıkta yazdığınız entrynin ardından özel mesaj, yorum, devam eden entry şeklinde linç edilmiyorum.
*benim gibi düşünen, hisseden, seven adem ve havvalarla, fiziken olmasa bile bir arada olmak çok rahatlatıcı bir eylem.
*çok duyarlı ademler var yazılanları okuyup durum veya duygularınıza ilgi gösteriyorlar.
*seviyorum buraları :-)

kendi kendine sövmek

sürekli ve tekrar eden hatalar yapılıyorsa, haklı, yerinde ve rahatlatıcı bir eylem olacaktır.

seks hayatınızı iki kelime ile anlatın

ayı sözlük yazarlarının unutulmaz filmleri

önem sırasına göre;
vesikalı yarim(her izlediğimde ağlarım)
v for vendetta(her izlediğimde düzene karşı bir başkaldırı, bir devrimci uyanır içimde)
wall-e(dünyanın en güzel aşk filmi olabilir)
agora(her izlediğimde dünyayı yok eden dinlere karşı biraz daha kinlenirim)

birinin ölümünü dilemek

tanıdığınız yada tanımadığınız bir canlının tüm yaşamsal aktivitesinin son bulmasını istemek.

ne ben onu seçebilirdim nede o beni.
asla istediği vurup kıran, futbol oynayıp küfür eden maço "erkek" çocuğu olmadım-olamadım.
gittikçe uzaklaşmaktayız birbirimizden, bana ulaşacağını bildiği yerlerde, bana ulaşması için birşeyler söylemekte. bense hiç tepki vermiyorum.
benden ve bana yaptıklarından dolayı duyduğu pişmanlığı okuyorum yüzünden ki eminim oda benim bakışlarından okumakta birşeyler.
fiziksel olarak bizi bir arada tutan tek varlığı da evimi de satıyorum haftaya baba, artık ne sen beni görmek zorundasın nede ben seni !
elimde olmadan bazen annemin yerine ölmüş olmanı diliyorum.
senin hiç olmamamı dilediğini bilerek.

facebook ve instagrama yaptığı ve yediği yemeğin fotoğrafını koyan hasta insan

eğitimle alakası olduğu düşünülebilir yada sosyal çevre, hava atma isteği, görgüsüzlük v.b. adı ne olursa olsun hoş değil efendim.
dayı oğlum ve eşi böyle garip tiplerdir, tüm sosyal medya hesaplarındaki fotoğrafları yemek masasında çekilmiştir. gerçi fiziksel durumları da bunu inkar etmez ama benim için dayanılmaz bir duruma ulaşınca her ikisini de hayatımdan çıkardım.

evden erkek atmak

önce o eve bir erkek atmak lazım efendim.

anlamsızca mutlu eden şeyler

ilgi gördüğümü hissettiğim an. biriyle havadan sudan bir konuşma başlar, ardından yaptığın bazı şeyleri güzel bulur ve iltifat eder. sonra aptalca bir mutluluk yüklenir yüreğine, bir sürü saçma hayal kurar, plan yaparsın. sonra gülümseyerek bir mesaj okur, biri gelir yanına muhtemel bir havva ki bacakları belimden kalın. gider göz kırparak görüşürüz der bir de!
bir daha nerede görüşeceksek?

yok yok en iyisi cevizli dondurma, param olduğu sürece sahip olabileceğim en büyük mutluluk.

seks sırasında birlikte olduğu adama benim kadınımsın diyen erkek

aşırı itici hatta asagilayici tanımlama sözcüğü.
ademe sorarlar bu kadar kadın istiyorsan bu altındaki/üstündeki adamla işin ne.
bunu kabul etmek yada hoşlanmak da bana garip geliyor ama zevk meselesi ona girmeyeceğim.
kesinlikle itici !

en uzun gece

yirmi bir aralık ekinoksu, kuzey yarım küre de kış, güney yarım kürede yaz başlangıcı.

sezen aksu'nun 1981/ ağlamak güzeldir albümünde bir şarkının adı.

2018 yılından beklentiler

evimi satabilmeyi,
cesedini satan insanlarla makul bir fiyatta anlaşabilmeyi,
ek iş bulabilmeyi,
dövülmemeyi,
öldürülmemeyi,
bekliyorum!

elci

çukurova da işveren ve mevsimlik tarım işçisi arasında iş bağlantısı yapan kişi.
çiftçiye gerekli olan işçiyi bulur getirir işi bitirene kadar kontrol eder ve komisyon alır. komisyon işçi sayısına yapılan işe göre değişiklik gösterir.

yaramdan değil sorandan usandım

başına kötü bir olay gelen ademin, etrafındaki meraklı ve dedikoducu topluluğun soruları yüzünden kendi derdini, acısını bir tarafa bırakması. bu durum üzerine serzenişi.

babanın trafik kazası yapması

26 kasım da yaşadığım elim olay, hatta olaylar örgüsünün başlangıcı.
sabah 06.00
halamdan gelen telefon ile durumu ağırlaşan babaannemin ölüm haberi üzerine yola çıktım, babamı aramak aklıma bile gelmedi, nasılsa bir haber veren olmuştur diye düşündüm belkide şimdi hatırlayamıyorum.
sabah 06.48
babam arıyor !
-efendim baba
-nerdesin
-imamoğluna varmak üzereyim ne oldu ?
-kaza yaptım, bir yaya arabaya çarptı!
-nasıl yani ? nerede? sen nasılsın? adam nasıl?
-öldü?
-geliyorum!
hiç bu kadar hızlı araç kullandığımı hatırlamıyorum, birkaç arkadaşımı arayıp yardım istedim. olay yerine ulaştığımda babamın aracını görünce aracın takla attığını düşündüm. tüm camları kırılmış, tavan sacı çökmüş, farlar ve tüm stop lambaları kırılmış, aracın sağ taraf kaportası içine çökmüştü. aracın biraz ilerisine park edip, olay yerine yürüdüm ve ilk jandarmaya;
- şoför nerde ?
-şoför yok çekil!
-ben oğluyum gösterin arabaydaysa !
o an karşıdan gelen rütbeli koluma yapışıp beni aracıma doğru sürükler vaziyette götürürken
-sen salak mısın git buradan şoför kaçmış!
size saçma gelebilir ama tüm bunlar ağır çekimde oluyormuş gibi geldi o an. komutanın sarsmasıyla irkilmem, yerde cesedi görmem, etrafımda bana doğru gelen kalabalığı fark etmem, aracın aslında ölen kişinin yakınları tarafından bu hale getirildiğini anlamam aynı birkaç saniyeye denk geldi. komutan aracıma bindirdi ve git dedi! o anda babam aradı ve en yakın jandarma karakoluna sığındığını söyledi.
karakola ulaştım henüz karakol komutanı gelmemiş babam nöbetçi komutan ile bir odada, içeri girdim, şaşkın, korkmuş, yüzü gözü şişmiş kan revan içinde.
-nasıl oldu
-normal giderken karşıdan köy yoluna dönmek için iki araç sinyal verip yolun orta boşlukta durdu, bende birden çıkarlar diye yavaşlayıp sağ şeride geçtim. araçları geçtim yaklaşık yirmi metre sonra sol cam üzerime patladı, birşey atıldı sandım. ilerden dönüp geldim yolda bir adam yatıyordu. bu arada işçi taşıyormuş minibüsler, adem de elcisiymiş işçilerin, köy yolunda durdular, insanlar geldi baktılar, acili jandarmayı arayıp yardım istedim. öldüğünü fark edince saldırdılar bana ellerinden birileri aldı beni buraya geldim.
-adam nasıl sol kapıya çarpar? hadi çarptı cam nasıl patlar? adamın öldüğünü nasıl anladılar?
-boynu kesilmişti kan kaynıyordu, bilmiyorum.
arkadaşlarım yanıma geldiler bu arada olay tamamen muamma, karakol komutanı gelince işlemler başladı, alkol muayenesi, karakol ifadesi ardından savcı ifadesi.
o ana kadar ne yapılması gerekir bilemiyor adem oğlu. sadece bir suru şey geçiyor aklımdan kimdi bu adem, evli mi, çocuğu var mıydı, o saatte orada ne işi vardi, araca nasıl yandan carpar vb
savcı babamın ifadesine inanmıyor çünkü cesedin yeri babamın tarifi ile uymuyor, bu arada emniyet görevlisi arkadaşım olay yeri inceleme ekibi getirtti ve onlarda dahil oldular duruma. işin rengi bundan sonra daha da değişti.
babam darp edilip olay yerini terk edince, bu "çok üzgün" yakın akrabalar cesedin yerini değiştiriyorlar. yolun sol şeridinde duran cesedi kaldırıp orta refuje taşıyorlar ve yayaya burada çarptı diyorlar, aracı da buna uygun şekilde tahrip ediyorlar. tüm bunları uzmanlar anladı ve kaza raporları tekrar değişti, bu şekilde babamın ifadesi ile birebir uyar hale geldi.
tüm bunları duyana kadar gerçekten üzülmüstüm ölen adem ve yakınları icin, o an nasıl bir profesyonellik bunu gerektirir diye düşünmeye başladım.
hafta sonu olduğu için o gece nezarethanede kaldı babam tabi bende oda katılamadık babaannemin cenazesine.
ertesi gün mahkeme süreci oldu, avukatımız dahil hiç kimse serbest bırakılmasını beklemezken acil ve jandarmayı kendisinin araması, cana kasıt olduğu için olay yerini terk etmesi ve gelip karakola teslim olması, 67 yaşında olması, kanser hastası olması durumlarını göz önüne alan hakim denetimli serbestlik ile serbest bıraktı. biz apar topar taziye evine gittik tabi.
hani derler ya yaramdan değil sorandan usandım diye tam o durum aynı olayı her kişiye tekrar anlatmaktan helak olmuşken bir telefon aldım. bana ölen kişinin yakını ve köyünün muhtarı olduğunu söyleyen biri;
"biz siirt/pervari den geldik, bari taziye evine gelseydiniz, bu adamın 7 tane çocuğu var, bunlar ne olcak? yanınıza kalır sanmayın, bunun kardeşi dağda, devlet sizi koruyamaz"
içerikli cümlelerle bir dolu tehdit sıraladı, o an aklıma sadece "ne derece profesyonel olduğunuzu cesedin yerini değiştirmeniz den anladım " demek geldi ama malum birinin alttan alması gerekli. bizimde cenazemiz olduğunu, aracımızı o hale getirdikten sonra canımı yolda bulamadığım için taziyeye gitmedigimi, bunları şuan konuşmanın uygun olmadığını, durumun zaten mahkemeye yansıdığını isterlerse ayrıca şikayetçi olabileceklerini izah ederek kapattım. avukatı aradım durumu anlattım. mahkeme sürecinin beklenmesi gerektiğini kimseye maddi manevi bir söz vermemem gerektiğini, amaçlarının para almak olduğunu, zaten sigortadan bu tazminatı alacaklarını söyledi. tabi bunlar insanı pek rahatlatmıyor.
bu durumda çevreden gerekli gereksiz bir sürü konuşan adem çıkıyor, ama iş birşeyler yapmaya gelince kimse yok ortada.
ertesi gün bu muhtar yine aradı ve kaza raporunu istedi, avukata sordum isterse bir yakını gidip savcılıktan alır siz alıp veremezsiniz dedi. aynı şekilde iletmeme karşın ısrarla 4 gün daha arayıp vazgeçtiler. ben bu arada sigorta uzmanları ile görüştüm ve çok farklı durumlar öğrendim. ben verilecek tazminatın hakim tarafından karar verilen bir rakam olduğunu düşünürken, hakimin sadece kazada kusur oranını belirlediğini, tazminatın ise uzmanlar tarafından hesaplandığını öğrendim. tazminat hesaplanırken örneğin bir doktorsa; bu adem okurken ne harcadı, ailesi devlet buna ne yatırım yaptı, kendisinin devlete faydası, verdiği vergi, bakmakla yükümlü olduğu kişiler vb göz önüne alınıyormuş. işin boktan tarafını uzman şöyle özetledi;
-sizin adem muhtemelen yeşil kart alabilmek için gelir testinde sıfır kazanç belirtti, sigortası ve mal varlığı yok, devlete vergi vermiyor ve vasıfsız tarım işçisi sınıfında, tek tutar dalı 7 çocuk! (37 yaşında 7 çocuğu ne ara yaptın be arkadaş?)
- yani ?
- kan parası ödemeye hazır mısınız?
- o nedir ?
- sigortanın ödediği tazminatı az bulan aileler kendi aralarında bir değer biçerler ve ödeme alırlar, buna kan parası denir.
- ha siktir avukat haklı çıktı adam resmen para için aradı !
10. gün muhtarın ısrarlı telefonlarına dayanamayıp görüşmeyi kabul ettim. açıkça ilk tehditlerini aynen sıraladıktan sonra, "sigortadan pek birşey alamayacaklar, adem gelip arabaya çarpmış, ortada kalmasınlar, sen 200 bin ver ben aranızı bulurum, barış olsun" dedi.
- 200 bin? adem zaten suçlu? arabayı hurdaya çıkardınız! biz savaşta mıyız sizinle ?
- artık hasımız kan büyümesin genç adamsın sana yazık olur.
dedi ve gitti !
avukatım devletin bu gibi durumlarda bir arabuluculuk üstlendiğini (beni korumak yerine) tarafları bir araya getirdiğini ve anlastırdığını söylüyor. bu toplantıyı beklemem gerekiyormuş parayı vermek için. ulan ne parası ben her şeyimi sarsam 100 bin etmez! sanırım hayatım bir kan davası içerisinde son bulacak! ne saçma değil mi sözlük!
süreç ne gösterir belli olmaz, yaşarsam yazmaya çalışırım sözlük!

not; şimdi aranızda ırkçılığı körüklediğimi, bu insanları ötekileştirdiğımi söyleyen adem yada havvalar çıkacaktır. ne yaşadığımı anlamanızı beklemiyorum zaten. sadece şu durumu önce kendinize sonra bana açıklayın lütfen.
birkaç dakika önce birlikte çalıştığınız iş arkadaşınız kaza sonucu ölüyor ve siz bu şoku atlatıp onun cesedini sürükleyerek yer değiştiriyor, kanlarını toprak ile örtüyor, kazaya karışan araçı kafanizdaki plana göre tahrip ediyorsunuz. ertesi gün de hemen para derdine düşüyorsunuz.
  • /
  • 25

ibnisaatchi

türkiyeyi bisikleti ile turlarken hakkında kocaya kaçtığı şeklinde haberler çıkan dadlu yazar. yalanmış meğer sözlüğe dönmüş daş bu ya.

Toplam entry sayısı: 486

ölmek istediğiniz şekil durum yer

bundan yirmi üç yıl dört ay onbeş gün sonra, mütevazi zeytinliğimin içinde yer alan evimin bahçesindeki hafifçe sallanan bir hamaktayım, yalnızım her zaman olduğu gibi, annemin öldüğü yaşta ve saatte, görmek istediklerimi görmüş, bilmek istediklerimi biliyorum. garip bir huzur ve sükunet var içimde, kırgın değilim, ne alacağım ne vereceğim var hayata ve hayatta kalacaklara. gözlerimde annemin gülümsemesi ama sesini hatırlamaya çalışıyorum. saat onaltı kıkdört kış ama üşümüyorum. yavaşça batan güneşle birlikte sönüyor yaşam ışığım, kulaklarımda son yankılanan annemin seslenişi, hatırlıyorum gülümsüyorum.

ben geldim sözlük

uzun zamandır yoktum, belki hissettin, sanırım sevgili ekmekarası'nın uçurulmasının ardından yazmadım pek. belki de sen de pek dikkat etmedin, her neyse döndüm, kürkçü dükkanına buralardayım ararsan. bir bilsen başımdan neler geçtiğini !
ah bir anlatsam sergüzeştimi !
nasıl üzüldüm, yıkıldım, aldatıldım sözlük aldatıldım! ayağa kalktım tekrar, çalışmaya başladım hem de iki işte birden. günde dört saat uyuyorum, uyumayınca aklıma da gelmiyor sıkıntılar.
iyileşiyorum diyemem ama değişiyorum.
anlatırım aklıma geldikçe, sen dinle sözlük, en iyi sen dinliyorsun.

ayı sözlük itiraf

birkaç yıldır elimi eteğimi çekmiştim herşeyden biliyorsun, ama birşeyler yeşeriyor içimde tekrar. mutlu mu olmalıyım endişelenmelimiyim bilemiyorum. bir adem için tekrar heyecanlanmaktayım, tekrar ahşapla uğraşma sabrı var içimde, çiçekler ektim pencere saksılarına, kitap okumaya başladım, hafta sonu bisikleti komple söküp kış bakımı yaptım. bildiğin bahar geliyor kış kapıdayken.
başka şeyler de iyiye gitmekte, çiftlik arazisi için yeterli paraya ulaşmama az kaldı haftaya büyük bir adım daha atmış olacağım. umarım böyle devam eder!
yoksa bir film repliği miydi "her şey çok güzel olacak"

babanın trafik kazası yapması

26 kasım da yaşadığım elim olay, hatta olaylar örgüsünün başlangıcı.
sabah 06.00
halamdan gelen telefon ile durumu ağırlaşan babaannemin ölüm haberi üzerine yola çıktım, babamı aramak aklıma bile gelmedi, nasılsa bir haber veren olmuştur diye düşündüm belkide şimdi hatırlayamıyorum.
sabah 06.48
babam arıyor !
-efendim baba
-nerdesin
-imamoğluna varmak üzereyim ne oldu ?
-kaza yaptım, bir yaya arabaya çarptı!
-nasıl yani ? nerede? sen nasılsın? adam nasıl?
-öldü?
-geliyorum!
hiç bu kadar hızlı araç kullandığımı hatırlamıyorum, birkaç arkadaşımı arayıp yardım istedim. olay yerine ulaştığımda babamın aracını görünce aracın takla attığını düşündüm. tüm camları kırılmış, tavan sacı çökmüş, farlar ve tüm stop lambaları kırılmış, aracın sağ taraf kaportası içine çökmüştü. aracın biraz ilerisine park edip, olay yerine yürüdüm ve ilk jandarmaya;
- şoför nerde ?
-şoför yok çekil!
-ben oğluyum gösterin arabaydaysa !
o an karşıdan gelen rütbeli koluma yapışıp beni aracıma doğru sürükler vaziyette götürürken
-sen salak mısın git buradan şoför kaçmış!
size saçma gelebilir ama tüm bunlar ağır çekimde oluyormuş gibi geldi o an. komutanın sarsmasıyla irkilmem, yerde cesedi görmem, etrafımda bana doğru gelen kalabalığı fark etmem, aracın aslında ölen kişinin yakınları tarafından bu hale getirildiğini anlamam aynı birkaç saniyeye denk geldi. komutan aracıma bindirdi ve git dedi! o anda babam aradı ve en yakın jandarma karakoluna sığındığını söyledi.
karakola ulaştım henüz karakol komutanı gelmemiş babam nöbetçi komutan ile bir odada, içeri girdim, şaşkın, korkmuş, yüzü gözü şişmiş kan revan içinde.
-nasıl oldu
-normal giderken karşıdan köy yoluna dönmek için iki araç sinyal verip yolun orta boşlukta durdu, bende birden çıkarlar diye yavaşlayıp sağ şeride geçtim. araçları geçtim yaklaşık yirmi metre sonra sol cam üzerime patladı, birşey atıldı sandım. ilerden dönüp geldim yolda bir adam yatıyordu. bu arada işçi taşıyormuş minibüsler, adem de elcisiymiş işçilerin, köy yolunda durdular, insanlar geldi baktılar, acili jandarmayı arayıp yardım istedim. öldüğünü fark edince saldırdılar bana ellerinden birileri aldı beni buraya geldim.
-adam nasıl sol kapıya çarpar? hadi çarptı cam nasıl patlar? adamın öldüğünü nasıl anladılar?
-boynu kesilmişti kan kaynıyordu, bilmiyorum.
arkadaşlarım yanıma geldiler bu arada olay tamamen muamma, karakol komutanı gelince işlemler başladı, alkol muayenesi, karakol ifadesi ardından savcı ifadesi.
o ana kadar ne yapılması gerekir bilemiyor adem oğlu. sadece bir suru şey geçiyor aklımdan kimdi bu adem, evli mi, çocuğu var mıydı, o saatte orada ne işi vardi, araca nasıl yandan carpar vb
savcı babamın ifadesine inanmıyor çünkü cesedin yeri babamın tarifi ile uymuyor, bu arada emniyet görevlisi arkadaşım olay yeri inceleme ekibi getirtti ve onlarda dahil oldular duruma. işin rengi bundan sonra daha da değişti.
babam darp edilip olay yerini terk edince, bu "çok üzgün" yakın akrabalar cesedin yerini değiştiriyorlar. yolun sol şeridinde duran cesedi kaldırıp orta refuje taşıyorlar ve yayaya burada çarptı diyorlar, aracı da buna uygun şekilde tahrip ediyorlar. tüm bunları uzmanlar anladı ve kaza raporları tekrar değişti, bu şekilde babamın ifadesi ile birebir uyar hale geldi.
tüm bunları duyana kadar gerçekten üzülmüstüm ölen adem ve yakınları icin, o an nasıl bir profesyonellik bunu gerektirir diye düşünmeye başladım.
hafta sonu olduğu için o gece nezarethanede kaldı babam tabi bende oda katılamadık babaannemin cenazesine.
ertesi gün mahkeme süreci oldu, avukatımız dahil hiç kimse serbest bırakılmasını beklemezken acil ve jandarmayı kendisinin araması, cana kasıt olduğu için olay yerini terk etmesi ve gelip karakola teslim olması, 67 yaşında olması, kanser hastası olması durumlarını göz önüne alan hakim denetimli serbestlik ile serbest bıraktı. biz apar topar taziye evine gittik tabi.
hani derler ya yaramdan değil sorandan usandım diye tam o durum aynı olayı her kişiye tekrar anlatmaktan helak olmuşken bir telefon aldım. bana ölen kişinin yakını ve köyünün muhtarı olduğunu söyleyen biri;
"biz siirt/pervari den geldik, bari taziye evine gelseydiniz, bu adamın 7 tane çocuğu var, bunlar ne olcak? yanınıza kalır sanmayın, bunun kardeşi dağda, devlet sizi koruyamaz"
içerikli cümlelerle bir dolu tehdit sıraladı, o an aklıma sadece "ne derece profesyonel olduğunuzu cesedin yerini değiştirmeniz den anladım " demek geldi ama malum birinin alttan alması gerekli. bizimde cenazemiz olduğunu, aracımızı o hale getirdikten sonra canımı yolda bulamadığım için taziyeye gitmedigimi, bunları şuan konuşmanın uygun olmadığını, durumun zaten mahkemeye yansıdığını isterlerse ayrıca şikayetçi olabileceklerini izah ederek kapattım. avukatı aradım durumu anlattım. mahkeme sürecinin beklenmesi gerektiğini kimseye maddi manevi bir söz vermemem gerektiğini, amaçlarının para almak olduğunu, zaten sigortadan bu tazminatı alacaklarını söyledi. tabi bunlar insanı pek rahatlatmıyor.
bu durumda çevreden gerekli gereksiz bir sürü konuşan adem çıkıyor, ama iş birşeyler yapmaya gelince kimse yok ortada.
ertesi gün bu muhtar yine aradı ve kaza raporunu istedi, avukata sordum isterse bir yakını gidip savcılıktan alır siz alıp veremezsiniz dedi. aynı şekilde iletmeme karşın ısrarla 4 gün daha arayıp vazgeçtiler. ben bu arada sigorta uzmanları ile görüştüm ve çok farklı durumlar öğrendim. ben verilecek tazminatın hakim tarafından karar verilen bir rakam olduğunu düşünürken, hakimin sadece kazada kusur oranını belirlediğini, tazminatın ise uzmanlar tarafından hesaplandığını öğrendim. tazminat hesaplanırken örneğin bir doktorsa; bu adem okurken ne harcadı, ailesi devlet buna ne yatırım yaptı, kendisinin devlete faydası, verdiği vergi, bakmakla yükümlü olduğu kişiler vb göz önüne alınıyormuş. işin boktan tarafını uzman şöyle özetledi;
-sizin adem muhtemelen yeşil kart alabilmek için gelir testinde sıfır kazanç belirtti, sigortası ve mal varlığı yok, devlete vergi vermiyor ve vasıfsız tarım işçisi sınıfında, tek tutar dalı 7 çocuk! (37 yaşında 7 çocuğu ne ara yaptın be arkadaş?)
- yani ?
- kan parası ödemeye hazır mısınız?
- o nedir ?
- sigortanın ödediği tazminatı az bulan aileler kendi aralarında bir değer biçerler ve ödeme alırlar, buna kan parası denir.
- ha siktir avukat haklı çıktı adam resmen para için aradı !
10. gün muhtarın ısrarlı telefonlarına dayanamayıp görüşmeyi kabul ettim. açıkça ilk tehditlerini aynen sıraladıktan sonra, "sigortadan pek birşey alamayacaklar, adem gelip arabaya çarpmış, ortada kalmasınlar, sen 200 bin ver ben aranızı bulurum, barış olsun" dedi.
- 200 bin? adem zaten suçlu? arabayı hurdaya çıkardınız! biz savaşta mıyız sizinle ?
- artık hasımız kan büyümesin genç adamsın sana yazık olur.
dedi ve gitti !
avukatım devletin bu gibi durumlarda bir arabuluculuk üstlendiğini (beni korumak yerine) tarafları bir araya getirdiğini ve anlastırdığını söylüyor. bu toplantıyı beklemem gerekiyormuş parayı vermek için. ulan ne parası ben her şeyimi sarsam 100 bin etmez! sanırım hayatım bir kan davası içerisinde son bulacak! ne saçma değil mi sözlük!
süreç ne gösterir belli olmaz, yaşarsam yazmaya çalışırım sözlük!

not; şimdi aranızda ırkçılığı körüklediğimi, bu insanları ötekileştirdiğımi söyleyen adem yada havvalar çıkacaktır. ne yaşadığımı anlamanızı beklemiyorum zaten. sadece şu durumu önce kendinize sonra bana açıklayın lütfen.
birkaç dakika önce birlikte çalıştığınız iş arkadaşınız kaza sonucu ölüyor ve siz bu şoku atlatıp onun cesedini sürükleyerek yer değiştiriyor, kanlarını toprak ile örtüyor, kazaya karışan araçı kafanizdaki plana göre tahrip ediyorsunuz. ertesi gün de hemen para derdine düşüyorsunuz.

ekşi sözlük

çok severek başladığım ekşi yazarlığı macerası da son buldu. an itibariyle üyeliğim ile birlikte yaklaşık 8 yıllık entry gecmisimi de sildim. çünkü;
-homofobisi
-linc tayfası
-hic bir durum ve girdiyi beğenmeyen ergen tayfası
-kadrolu aşağılama memurları
-kendisi dışında herkesi aşağılayan ilk nesil yazar tayfası
bitmiyor, bitmeyecek!
oysa bir parçası olmaktan gurur duyduğum bu oluşum yeri geldiğinde muhalif bir duruşu olmuş, yeri geldiğinde toplumsal olaylara mantıklı yaklaşımlar ile gelen, gerçekten bilen, okuyan bir grubun olduğu bir sözlüktü.
şuan herşey ve her durumla dalga geçen bir ergen ve çaylak tayfasının elinde bulunmakta, yazık!
neden bu kadar iclendim bilmiyorum ama üzüldüm gercekten, ademlerin zorbalığı, yobazlıgı, vahşi linç mantığı asla yok olmayacak bu ülkede.

bizim milli içkimiz ayrandır

ilk olarak içki ve içecek ayrımını yapmak gerekiyor ademler.

içki ; içeriğinde alkol ve türevleri bulunan, damıtılarak yada mayalanarak elde edilen sıvılardır.

içecek ise ; içeriğinde alkol ve türevleri bulunmayan, doğal ürünlerle elde edilen sıvılardır.

bu durumda,

eğer ayranla bu kafaya ulaşıyorsa bu adem ( r.t.e. ) rakı falan içmesin zaten !

peki kımız, türk kahvesi (yemen de üretilmesine rağmen), envai çeşit şerbet, rakı ve özellikle adanalı olarak soruyorum şalgam ne olacak ?

ölmek istediğiniz şekil durum yer

bundan yirmi üç yıl dört ay onbeş gün sonra, mütevazi zeytinliğimin içinde yer alan evimin bahçesindeki hafifçe sallanan bir hamaktayım, yalnızım her zaman olduğu gibi, annemin öldüğü yaşta ve saatte, görmek istediklerimi görmüş, bilmek istediklerimi biliyorum. garip bir huzur ve sükunet var içimde, kırgın değilim, ne alacağım ne vereceğim var hayata ve hayatta kalacaklara. gözlerimde annemin gülümsemesi ama sesini hatırlamaya çalışıyorum. saat onaltı kıkdört kış ama üşümüyorum. yavaşça batan güneşle birlikte sönüyor yaşam ışığım, kulaklarımda son yankılanan annemin seslenişi, hatırlıyorum gülümsüyorum.

eve gelen servis elemanı tesisatçı vb nin sevgiliden yakışıklı olması

haftasonu yaşadığım elim olay...
halı yıkama servisinin bayan personeli ile sözleşilir, cumartesi öğleden sonra evde pineklenerek servis beklenir.
genelde servis elemanları hedef kitle olmadığından en paspal halde dolaşılır evde. zil çalar sorulmadan kapı açılır ve olan olmuştur.
ibnisaatchi'nin karşısında 185 boyunda, 100-105 kg civarı, kirli sakallı, üç numara saçları (sanırım yeni askerden gelmiş abi abi deyip durdu yavrum) giydiği v yaka firma t-shirtünün yakasından firar eden göğüs kılları kara kaşlı kara gözlü yağız bir adana delikanlısı o çok tatlı gülümsemesiyle durmaktadır.
tam bir musclebeardır yavru.

ilk önce kekelenir, ismi sorulduğunda hatırlanamaz, sonra antredeki aynadan kendini görür ve lanet edilir ''ev hali''ne.
yakışıklı ayucan tüm halıları çıkarana kadar arzulu ama ezik bir şekilde vücudunun her kıvrımı, sesi, gülümseyişi, terleyen koltukaltları bile hafızaya kaydedilerek köşeden izlenir.
çıkarken makbuzu uzatan eline dokunmak çabası bile yakıştırılmaz bu haldeyken kendine.
merdiven dairesinde gözden kaybolana kadar izlenir, izlenir, izlenir...

buradan halı yıkama firmalarına seslenmek istiyorum; web sitelerinizde personel fotoları, ölçüleri bulunsa ve temizlenmiş halılarımızı hangi personelin teslim edeceğine biz karar verebilsek. müşteri seçme özğürlüğü adına büyük bir adım olacağı kanaatindeyim.

(bkz: umut fakirin ekmeğidir)

24 kasım 2016 adana valiliğine yapılan terör saldırısı

ölümden kıl payı kurtulduğum saldırıdır.
otoparktan çıkıp iki yüz metre ilerledikten sonra patlama sesiyle irkildim, ülkenin durumundan kaynaklı sanırım bir saldırı olduğuna emin bir şekilde durmadan ortamdan uzaklaşmaya devam ettim. kendimce güvenli mesafeden ablama ulaşıp hayatta olduğumuza dair raporlar verip işlerimize döndük.
ne kadar acı değil mi o kadar hazırlıklıyız ki bu duruma, ölmediysek işimize devam ediyoruz ikimiz de. bir süredir evde konuşuluyordu bu durum hazırlıklı olma sebebimiz bu galiba, hayatımın hiç bir evresinde bu gün ki kadar soğuk kanlı olduğumu hatırlamıyorum.
şimdi bu duruma nasıl hazırlıklı olur, ülkenin durumu gibi can sıkıcı konulara girmeyeceğim, hayattayım beni umursayan yazarlar varsa eğer.
şu ana kadar yapılan açıklama da 2 vatandaş hayatını kaybetti 21 vatandaş yaralı.

http://www.sondakika.com/haber/haber-son...

homoseksüelliğe müsade etmeyeceğiz

- abi müsaadenle homoseksüel olacağım.
+ olmaz!
- peki, o halde karşı cinsten biriyle sevişeyim.
+ önce nikah!
- bari önce flört edelim biraz.
+ yok!
- tanımadan etmeden biriyle evlenip napayım?
+ en az üç çocuk!
- hemen olmasın bari, korunsak?
+ doğum kontrolü dış mihrakların oyunu!
- eeh, eve gider osbir çekerim daha iyi!
+ günah!
- ...

* sevişmek kültürümüzde yok
* cinsellikten hoşlanan insanlar var
* doğum kontrolü oyununu artık bozuyoruz
* hamile kadının sokakta gezmesi uygun değil
* çok özür dilerim eşcinsellik
* 10 yıldır kimsenin yaşam tarzına müdahale etmedik

mesele üç beş eşcinsel değil, sen hala anlamadın mı?

ay hayır demeden yapamayacağım, size soran kim ayol !

eşcinsel baba ve oğul ilişkisi

baba olabilmiş yada olması muhtemel eşcinseller vardır fakat bu ademlerin babalık olgusunu tam anlamıyla yerine getiremeyecekleri gözlemlerimle sabittir.
eşcinsel ilişkileri olan bunun yanında ailesi ve çocukları olan ademler, özellikle erkek çocukları üzerinde daha baskıcı olmaktalar. buda kendilerince, kendilerini yetersiz ve eksik görmelerinden, hatta yaşantılarından içten içe utanmalarından dolayı bu boşluğu baskı ve şiddetle tamamlamaya çalışmalarından kaynaklanıyor. çünkü toplumumuzun normları gereği baskı ve şiddeti ''baba'' lar uygular ailelerde. bu ademler bir yandan dürtü ve duygularıyla hareket ederek yaşamak istedikleri hayatı yaşamaya çalışırken, diger taraftan toplum normlarını kabul edip topluma göre standartlar içinde bir hayat sürmeye çalışmaktadırlar. bu durum onların psikolojilerini hatta fizyolojilerini de bozmaktadır.
bu yüzdendir ki escinsel ademler evlenmemelidir, evlenseler bile kesinlikle çocuk sahibi olmamalıdırlar. çünkü bu aileler sağlıksız, çocuklar psikolojik baskı ve şiddet sonucu, şiddeti seven kendilerine ve diğer ademoğlullarına uygulanabilirliğini yadırgamayan bireyler olarak yetişeceklerdir.

doğru insanı beklemek

inanmam ben öyle şeylere diyenlerdendim.
ama bekledim içten içe !
geldi, inanılmazdı, gerçek olamazdı !
olmadı da, yapamadım, gitti !
var öyle insanlar beyler arayın vazgeçmeyin !

hayırlı cumalar

kullandığım tüm sosyal medya kanallarında,
tüm haftayı porno yıldızı gibi yaşayıp cuma sabahı ''hıyırlı cimalar cınım'' diye ileti yayınlayan,
aynı akşam bar bar gezip sabaha kadar kendini kaybeden hemcinslerim;
sizinde amk !

oh bee

azis

cinsiyetsizliğin simgesidir,
insandır,
istediği olabilmektir,
varoluşa baş kaldırıdır,
istersem vamp bir kadınım istersem kaslı sakallı bir erkek demektir
çok eğlenceli, inanılmaz sexsi klipleri olan bulgar pop yıldızı.

karataş

aslında birkaç bölümde incelemek mümkün
a-tarih bakımından;
adana ilçesi karataş m.ö. 1900'lü yıllarda arvaza ve huri krallıklarının, m.ö. 1530'lu yıllardan sonra da hitit krallığı'nın idaresine girmiştir. m.ö. 1200'lerde önce kue, sonra da asur krallığı'na geçmiştir. bilinen yazılı eserlerin çoğu kue krallığı zamanına rastlamaktadır. karataş sırası ile pers, selevkos, roma, bizans, islam arapları ve selçuk türkleri devirlerini yaşamıştır. antik devirlerinde "magarsus" olarak bilinen bu yöre, ortaçağlardan itibaren "karataş" olarak bilinmektedir. coğrafi durumu itibarı ile ilkçağda büyük önem taşıyan bu müstahkem şehir, aynı zamanda ceyhan nehri boyunca sıralanan mollos, mopsuhestia, hemite ve asitavandaya şehirlerine de bir kilit ödevi görmekteydi. mopsuhestia'nın kurucusu olan mopos ile anflokoz'un m.ö. 1181 yılındaki mücadelelerine sahne olduğuna göre, kilikya'nın önemli liman şehri olan karataş, mopsuhestia (misis) gibi çok eski devirlerde kurulmuş bir şehirdir. günümüzde karataş 1986 yılında yüreğir ilçesinin kurulması ile birlikte, köylerinin büyük bir kısmı yüreğir ilçesine bağlanmıştır. bir bucak, 46 köyü vardır. 2000 yılı nüfus sayımına göre toplam nüfus 32.375'dir. ilçe merkezinde 9.189, belde ve köylerde 23.186 kişi yaşamaktadır. ilçenin yüzölçümü 922 km2'dir
b-halkı bakımından
halkı oldukça sevimli, sıcak kanlı, misafirperver vs.vs. gelebilmektedir fakat karataşın yakın tarihine bakarsanız haber olduğu konular genellikle cinayetler, ( belediye başkanı yusuf erenkara ve kardeşi çınar ın evleri önünde kurşunlanmaları, yine belediye başkanı ali bayrak ın amca oğlunun, eşinin, kız kardeşi ve eşinin evlerinde kurşunlanmaları en çok ses getirenleridir ülke gündeminde (bkz: 8 ocak 2008)) ağır yaralıların olduğu düğün kavgaları, kaçak sigara ve alkol çıkarırken yakanıcağını anlayan kaptanın kendi teknesini delip batırmasıyla, kaçak balık avcılığıyla haber olmaktadır.arap alevilevisi olan karataş halkı çoğunluğu elinde bulundurmasına rağmen karataşta yaşayan azınlık türklere karşı ( çoğunluğu memur ve bir kısmı selanik göçmenidir.) karataş alevileri koruma kollama ve yaşatma derneği adında gayet gereksiz bir dernek kurmuşlardır.kimi kimden korudukları muammadır. belediyesinin üstün yetenekli şehir planlamacıları sayesinde karataş çöplüğü bir mahallenin ortasında bulunmaktadır ve yakılan çöpün kokusu mahallenin yarısında yaşamı olanaksız hale getirmiştir.
c-gençlik bakımından
özellikle kanlı düğün kavgaları bu grup tarafından çıkarılmaktadır.kendilerini deli kanlı olarak adleden bu güruh yazın ilçeyi ziyaret eden iki tane yerli turistide taciz edip delirtmektedir. zaten yabancı turistin uğramadığı bu atıl kasabaya gelen yerli turistlerde adananın cono diye adlandırdığı fakir belalı tiplerdir. düğün salonunun bulunmadığı kasabada düğün sahilde yapılır ve genellikle çok yakınların dışında davetiye dağıtılmaz zaten sıcaktan bunalan ve sesi duyan halk toplanmaktadır.bu yönü hoştur çünkü asla pist boş kalmaz ve hayatınızdaki en uzun halayları görebileceğiniz düğünlerdir ki bunlar rekor için yapılan şeylerde değildir.düğünlere tabiki malum turistlerde gelir gençler onların esmer civelek kızlarına takılır ve huurrrraaa kıyamet kopar. karataşlı gençliğin taktiği topluca saldırıp dövmektir ki yabancı dövmek karataş ta statü arttıran bir olaydır havanız olur yani.tabi karşı taraftaki belalı boş değildir.çıkarır kelebeği döşer karşısına çıkana.en son hatırladığım birinin gırtlağını kesmiş ikisininde bağırsağını eline vermişti cononun teki.aynı gençliğin gariplikleride bu kadarla sınırlı değildir. adana ya gidipte taşköprüyü geçen karataşlı ergenler birbirlerini tanımazlar, sınırdır taşköprü gazipaşada görseler bile görmemezlikten gelir yada selam vermemek için başka yere bakarlar.
d-sunuç olarak
halkı ile birlikte şu saddam hüseyinin bir türlü bulunamayan hardal gazı bombaları ile haritadan silinmesi caizdir. haritada yerini bile belirtmesen kimsenin farkına varacağı bile yoktur.