ayı sözlük itiraf

  • /
  • 178
hornette ve instagramda uzun süredir takip ettiğim yakışıklı, angaralı ve karın kasları olan bir gay var. 6 aydır peşindeyim. neyse o gün buna yazdım. bildiğiniz yalvarıyorum adeta. " mırıbı bin sirkın ıygın ılırsı sizi yimik ismırlımık istiyırım dışırdı ." aynen böyle yazıyorum. neyse. o gün başka bir pasif ile muhabbet ettim. olmadı sex konusunda anlaşamadık. artık arkadaşça dost sohbeti yapıyoruz. bu pasif arkadaşa istersen benim sana tavsiye edebileceğim yakışıklı, kaslı ve angaralı bir gay var onda şansını dene ama cvp vermez asla kimseye, götü onun kalkıktır dedim, ona göre . "ok" dedi . tmm dedi. 3 dk sonra ark bana yazdı. şu an o yakışıklı, kaslı, angaralı gay ile sohbet ediyoruz . ben şok . ben sustum. ben durdum . " lanet olsun , vay aq, ben 6 aydır en iyi fotolarımı paylaşıyorum, yazıyorum ama o bana hiç cvp bile göndermedi , nice insanı reddettim ama o resimsiz, benim yolladığım (salak gibi ) bi pasife anında cvp verdi ". sonra benim ark dedi "aaa şimdi bana tel. verdi vatsap a geçtik ". oha amk . bunlar konuştular 2 -3 saat . helal olsun benim bu ark bana ayıp olmasın diye benim için taş gibi adamı red etti. ........ neyse sonra bir baktım bu yakışıklı, kaslı angaralı gay bana yazdı !!! ben pandalar gibi yerde yuvarlandım. bir iki laf ettik. sonra " gel gruba katılmak ister misin " dedi yak, kaslı ank . gay. ben affaladım " ne grubu vatsap grubu mu sex mi " . benim ki koptu tabi " :ddd " diye yazdı. " tabi ki grup sex " dedi. ben kalakaldım. elimde telefon . bir ona bakıyorum bir yazdığına. dedim ki "ben daha önce yapmadım grup sex , düşünmem lazım " dedim. "ok :) " dedi. ..... bu ibne beni mahvetti moralimi . hem 6 ay sonra bi msj anca cvp verdi . verdi de ark ile grup sex yapalım diye teklifte bulundu. lan aq. bu muydun sen ?
durum güncellemesi formunda entry girmek istemiyorum buraya lakin kendime itiraf ederken de ürperdiğim bir konu var. alzheimer olmaktan çok korkuyorum. hafızam kendimde en güvendiğim özelliklerimden biri ve ufak detaylara varana kadar gerekli gereksiz tonlarca şeyi aklımda tutabiliyor ve gerektiğince çağırabiliyorum. unutmak ne kadar rahatlık verici görünse de ben unutmuyorum, daha çok görmezden gelmeye çalışıyorum. çekindiğim konu ise hafızasını bu kadar yoğun kullanan insanların ilerleyen yaşlarda alzheimer riskinin daha yükek olduğunu okuduktan ve büyükanneme alzherimer başlangıcı teşhisi konmasından sonra kendimde de bunu yaşayabilme ihtimalim.
bugün bir tane almanla buluştum. denize falan girdik, bayağı bi yürüdük falan. sonra bu biraz cimriliğinden midir nedir, 10 lira vermedi otobüse, bayağı yürüdük, 30 dakika falan aralıksız yürüdük. öldüm bittim. ne kadar kibarsın falan dedi. sonra tam otobüs terminaline gelirken, ıssız bir yer vardı. oraya gelirken beni durdurdu, götümü elledi. sonra "seni öpebilir miyim?" dedi. öptü. biraz nemliydi ve dudaklarını hissedemedim ama fena değildi. sonra ben de onun elini tuttum. "ellerin ne kadar tatlı" falan dedi. sonra bilet almaya giderken, yanlış bir biletçiye yönlendik(başka bi adam yönlendirdi bilerek). sonra parayı ödemeyip kaçtık. adam arkadamızdan "hoop" falan dedi. neyse sonra otobüse bindirdim, gitti. biraz hüzünlendim.
yerin dibine dibine girip böyle yıllarca çıkasım yok. biri gelsin patates kalk herşey bitti desin. şarkılar sana kimseyi hatırlatmayacak, iyi olacaksın desin. işiymiş masterıymış çok sıkıldım ve kafam hep geride.
hint kültürü çok hoşuma gidiyor. bir gün çok param olursa sanskrit öğrenip, hindistan'a gidip kendimi doğaya vereceğim.



yeh dunya, ye mehfil...
kafa yapım, hedeflerim ve üşengeç bünyem bir döngü halinde hayatımı sikiyor. konuşmamı kafa yapım engelliyor, yazmamı üşengeçlik, çizmemi hedeflerim... yeni şeyler yapmak istediğimi sanıyorum ama yapar yapmaz pişman olup güvenli bölgeme çekiliyorum. zaman kavramım kayboldu, kendimi bir mekanda soyutladım. yaşıyorum ama boşa gidiyor bir şeyler. işin kötü yanı bir şey hissetmemem. kötü olmam gerekiyor, ağlamam, içimi dökmem gerekiyor ki iyi olabileyim. o sürecin bile dışındayım ama. memnunum belki de halimden. keşke ağaç olsaymışım.
epeydir konuştuğum ve hayatımın en başına koyduğum birinin aslında bana aylarca yalan söylediğini öğrendim bugün sözlük.. yani insanların duygularıyla oynamak neden birilerini mutlu ediyor ki? nasıl uyuyabiliyorlar bu insanlar anlayamıyorum.. üzgünüm,kırgınım,nrfret doluyum.. hissettiğim güzel duygulardan, gelecekle alakalı mutlu planlarımdan çok pişmanım. keşke bu kadar önemsemeseydim. ve evet kimseye güvenmemek gerekiyormuş napalım güvendik bu da son hüzünlü ilişkim olur umarım. burdan da ona kocaman bir yazıklar olsun gönderiyorum.. arkadaşlar sevsek bir dert sevmesek bir dert.
ameliyattaki anestezi uzmanı olan adam çok tatlıydı. hem ciddi, hem havalı, hem gözlüklü. ilaç kullanıyor musun diye sorduğunda antidepresan kullanmıştım deyince gözüme hmm diye bakması çok hoştu.
bugün taaa liseden iki kız iki tane de erkek arkadaşımla birlikte buluştuk. liseden mezun olalı yaklaşık 5 sene oldu ama o günden beri bu arkadaşlarımla görüşmeyi sürdürüyorum. onları çok seviyorum ama içimde hepimizde olduğu gibi bir ukte vardı. kendimi tüm çıplaklığımla onlara açsam beni hala severler mi? tabi cesaretsizlikten mi yoksa hazır olamadığımdan mı ne hiç kalkışmadım böyle bi işe. derken bugün bi muhabbet döndü aramızda. erkek arkadaşlardan biri "lgbtiler de amma çok ses çıkarmaya başladılar ya yok onur haftasıymış yok yürüyüşmüş. ramazan ayında yaptıkları yetmiyormuş gibi bir de sokak ortasında birbirlerine mastürbasyon yapıyorlar" dedi. ben de bu sefer kendimi tutamayıp "rahatsızlığını anlayabiliyorum ama asıl ramazan ayı onur yürüyüşüne denk geliyor, onur yürüyüşünün tarihi her sene aynı" dedim. ayrıca sokak ortasında mastürbasyonun kişisel düsüncem olarak bana da abartı geldiğini ama öpüşmenin el ele tutuşmanın cinsiyet ayırt etmeksizin rahatsız etmemesi gerektiğini düşündüğümü belirttim. arkadaş "ya olur mu öyle" dedi. "bi özgürlük verilse hepsi sokakta birbiriyle seks yapar ben bunları görmek istemiyorum" dedi. ben yine ortaya anti tezler koyunca bu sefer de "arkadaşlar nikimsi de lgbtilimiş (sanki öyle bi takım var da taraftarıymışım gibi)" dedi güldü. "yürüyüşlere falan da katılmış galiba" dedi (ki katılmıstım ama o bilmiyordu). o an kendince şaka yaptığını, amacının benimle dalga geçmek olmadığını biliyordum ama napacağımı bilemedim. diğer üç arkadaşımda hiç bir tebessüm dahi yoktu ve "olsun bu bizi ne ilgilendirir ki onun bedeni onun kararı onun aşkı bize saygı duymak düşer. lgbtileri sonuna kadar destekliyoruz" dediler. o an o kadar mutlu oldum ki sadece tebessüm ettim ve az önce bana o şakaları yapan arkadaşın "orası öyle tabi" deyişini büyük bir zevkle izledim. sanırım uzun süreden sonra geçirdiğim en hoş gündü bugün *
birkaç sene önce blogunu takip ettiğim ve daha kitap yayınlamamış pek de popüler olmayan bir yazardan hoşlanıyordum kendi çapımda ama tanışmamıştık tabi, beni tanımıyordu. sonra kitap yayınlayınca en çok satanlara yerleşti hatta bi ara aldım kitabı okudum. sonra tanışmayı kafaya koydum mesaj attım kitabıyla ilgili falan cevap yazdı konuşmaya başladık. sonra o da bana mesaj yazdı bikaç kez. imza gününe davet etti tanışmak için tanıştık. numaralaştık ayrılırken . ama numaramı verdikten sonra hiç yazmadı bikaç gün bekledim neyse ben de yazmadım. instagramda boş boş gezerken dmlerime tıkladım öylesine. imza günü telefonum sıfırlandı numaranı tekrar atsana diye mesaj yazmıs bir hafta sonra da heey yazmıs. tabi ben bunları üç ay sonra görüyorum. neyse vatsaptan yazdım sonra. bana atar yaptı oo nerden esti falan dedi. ben de yazmışsın yeni gördüm dedim beni mesajı görmediğim için tersledi ben de sen kim köpek iki kitap sattın göt tavan imaları yaptım ve bi daha konusmadık. ama hala da acaba mesajı görseydim nolurdu diye merak ediyorum bu da böyle bir anımdır dnennfsjd
sevdiğim adamın evinin önünden istisnasız her gece arabayla geçiyorum. yolumun üzeri değil güvenmediğimden değil sadece onun orda yaşıyor uyuyor olduğunu bilmek görmek beni mutlu ediyor. duruyorum mal gibi evi izliyorum felan odasına bakıyorum. *
hoşlandığım kişiyle ilk buluşmamızda arkadaşının evine gidip hep beraber vakit geçirecektik. her kırmızı şarap içtiğimde kusarım. o gün de şarap içmeye karar verdik. eve geldik ve içmeye başladık. ev küçücüktü ve tuvalet evin salonundan sürgülü tahta bi kapıyla ayrılıyordu. ikinci şişe de biterken herkes mayışmış ve kulağını müziğe vermişti. ben de öyleydim ta ki karnımdan boğazıma doğru çıkan sıvıyı hissedene kadar. hızlıca yerimden kalktım ve tuvalete koştum. tam tuvalete girdim sürgülü kapıyı kapatıyordum ki bi baktım içtiğim tüm şarap tahta kapının üstünde ve aşağı doğru akıyor. evet içimdeki şarabı 2 saniye daha tutamamıştım ve çocuğun tahta kapısında cinayet işlemiş gibiydim. kapının her yeri kıpkırmızıydı ve tahta resmen tüm şarabı içine çekmişti. ne yapacağım nasıl temizleyeceğim derken hoşlandığım kişi iyi misin diyerek yanıma geldi ben de onu içeri aldım. kapıya baktı, bana baktı, ben ona baktım ve anırarak gülmeye başladık. evden çıkarken çocuğa kapısının ne halde olduğundan hiç bahsetmedik. muhtemelen kusmuk lekesi hala o kapıda. eğer bunu okursan, sürgülü tahta kapına kustuğum için çok üzgün olduğumu bilmeni istiyorum.
müdürüm her seferinde kızlardan bahsediyor, ama geçen gün telefonunda horneti gördüm. sonra ben şüpheleniyordum zaten diye salak salak gülümsemeye başladım.
evde sıkıldıkça porno izliyorum kimseyede böyle birsey anlatılamıyor tabiki normal bişey mi yoksa sorun bende mi hala merak konusu benim için
çok sarhoş olduğum bir akşam arkadaşımın babasına, adam sevgilisinin yanındayken, yavşamıştım. bana bira ısmarlayıp eve güvenli bir şekilde gitmemi tembihlemişti.
az önce dışarı çıktım. çok tatlı bir adam çatal ve göbek frikiği vererekten kamyonete bir şeyler yüklüyordu. kendimi alamadım yükleme işi bitene kadar iç çeke çeke izledim adamı. sonra kamyonetine bindi ve gitti. (böğürerek isyan eder) tanrım hayat niye porno filmlerdeki gibi değil?
sabah şen şakrak vaziyette kahkahalar atarak uyandım hatta sözlüğe girip entry bile yazdım kendimce komikli.

yarım saat sonra çok üzücü bir haber aldım. dünya başıma falan yıkılmadı önce ama içim cız etti. annemin haberi verirken kurduğu o cümle ve sonrasında yaşananlar belki şu an yerle bir etti beni. annemin "ah tek kaldı anacığı, ölmüş garibim, ah benim çileli eminim" cümlesi bambaşka bir yere dokundu nedense içimde. iki ev ötemizde oturuyorlardı mehmet emin ve annesi şadiye teyze. hayatları gibi evleri de müstakildi. yoksullardı, bir emekli maaşı vardı şadiye teyzenin kocasından kalan. kimseye muhtaç değillerdi kendi kendilerine de yetiyorlardı ama biz aile olarak ve mahalleli sürekli yardım etmeye kendi çapımızda bir şeyler yapmaya çalışırdık. şadiye teyzenin küçük oğluydu mehmet emin. şizofreni tanısı almıştı uzun süre önce bunun yanında kalp rahatsızlığı/dolaşım problemleri ve midesinde rahatsızlıklar vardı. bağırıyordu acıdan gece gündüz. ameliyat ettirdik bir süre iyi geldi ama sonrasında da dolaşım problemleri yüzünden tutunamadı. bugün öldü. şadiye teyzenin büyük oğlu da ameliyatta ölmüştü. apar topar cenaze evine gittik hepi topu altı yedi kişiydik. şadiye teyze 1.45 boylarında minyon, dünyanın el kadar en tatlı teyzelerinden. küçücük elleriyle dokunmuş tabuta belki de aklında acısı, bundan sonraki yalnızlığının korkusu var. babanla abine selam söyle emin bayramda hepiniz birliktesiniz bak emin derken hayır ağlamayacağım dedim dişlerimi sıkmaktan ağzım ağrıyor şu an. günlük hayatta böyle şeyleri görmezden gelen haberlerde kötü haberleri hiç izlemeyen ben burun buruna geldim bugün şadiye teyzenin çaresiz gerçekliği ile. mezarlıklar müdürlüğüne gittik kimsesiz diye yazmışlar ilk olarak adını ikinci cızlama oldu içimde, gözlerim doldu, yediremedim! hayır dedim kimsesiz değil benim kardeşim oluyor! işlemleri babam halletmek için kaldı mahalleden üç kişi, ben, tabutta emin cenaze arabası ile günlük hayatımda hiç uğramadığım yere geldik. camiye. imam sordu cenaze sahibi kim? kimseden çıt yok! benden daha yakın pek tanıyan da yoktu emin'i. öyle ya emin şizofren, akıldan eksik, o farklı, başka o! kimse öyle sahiplenmek istemez! ölüsünü bile! neyse, benim dedim sahibi, benim akrabam! o zaman başında durun cenazenin dedi! peki dedim. bekledim. öğlen namazına girdi yanımdaki üç kişi, oradaki cemaatten bir kaç amca da. biz kaldık bahçede; tabut, içinde emin ve ben üçümüz!



o an anladım ki emin aslında benim en iyi dostum olabilecekken koca bir ömürde o fırsatı kaçırmışım! başkalığımız, o mahalledeki başkalarına hep "tuhaf" gelişimiz, itilmişliğimiz hatta başkalarının gözünde bir zavallı oluşumuz! bizi en çok bağlayan şeyler olabilirmiş! yer yer sadece bakışırdık sen yaşarken, camdan bazen acın olduğunda ölüyorum diye bağırırdın, duyar ah ne acı der geçerdim. bugün seninle yer yer o konuşmadığım günlerin ve zaman zaman sana sadece acımaktan başka elimden hiçbir şey gelmeyişinin acısını biraz olsa da çıkartmaya çalıştım. cenaze namazında dört kişiydik emin. ben hiç inanmayan biri olarak sana içten şekilde iyi şeyler diledim bugün. ellerimle gömdüm. üzerine kürekle toprak attım emin.



belki beni hiç tanımadın o kadar çok. hiç oturup saatlerce konuşmadık. belki ne çektiğini, derdini, acılarını, sevinçlerini sana hiç soramadım ama bugün kendimce bir şeyler yapmaya çalıştım emin. annenin kollarımda bayılması, emini götürmeyin ben onsuz ne yaparım diye ağlaması hala kulaklarımda! beni affet emin! bir gün olsun seni yok saydıysam, haline acıdıysam ve sana insanca davranıp iyilik yapamadıysam beni ne olur affet! ve dilerim ki eğer varsa gittiğin bir yer ve orada bir şeyler...

rahat uyu... yalnızlığımız belki de lüksümüzdü... boş ver sen rahat uyu...

hoşça kal emin.
sözlüğe öyle her gün uğramam. lakin ben sözlüğü daha çok, birbirini uzun zaman aramadığı halde görüşünce muhabbete yine kaldığı yerden devam eden bir arkadaş gibi görüyorum. bu yüzden giriş yaptığımda bazen eski entry'lerime şöyle bir göz atarım. az önce de 2 seneden fazla bir zaman önce yazdığım bir itiraf entry'sine denk geldim. ne kadar da mutsuzmuşum o zaman. bazı şeyleri yapamadığımdan, kabuğumu kırmam gerektiğinden ama kendimde bu cesareti bulamadığımdan dem vurmuşum. şimdi geri dönüp baktığım zaman kendi kendime şaşırıyorum. ne kadar da fazla şey yaşamışım, ne kadar değişmişim iki senede. bazen gerçekten tanıyamıyorum kendimi. bu süreçte meslek değiştirmişim, şehir değiştirmişim, yeni arkadaşlar, yeni insanlar, iyi ki tanımışım dediğim, keşke hayatımın bir parçası olmasaymış dediğim insanlar tanımışım. kelimenin tam anlamıyla sıfırdan başlamışım. ve sanki ben eski benliğime dair her şeyi sıyırıp atmışım. sanırım kendine yabancılaşmak deniyor buna. ama günün sonunda külahı önüme koyup kendimi muhasebeye çektiğimde mutlu olduğumu hissediyorum. sanırım sözlüğün, ya da yazmanın güzel yönü de bu. önceden nasıl düşündüğüne yahut nasıl bir insan olduğuna dair küçük fragmanlar sunması. sen bakmaktan kaçsan da o külahı senin önüne koyup "bak bakalım yeni kendini sevecek misin?" demesi.
iliski tarihimin en sikko hareketini yaptım. suan resmen kurtulmaya calıstıgım ve benim icin düzenli iliskisini bitirmis yavvvşak bi sevgilim var ve kimse duymadan kurtulurum dedikce gizli gizli fotograflarımı çekip snaplerimi atıyor sabah aksam ay lav leopaaağğr diye snap atıyo bi cami hocası duymadı bilmem ne yani. of ne salak salak iliskiler bunlar ya dndnd
o kadar mutsuzum ki sözlük... çok ama çok kötüyüm yok olmak istiyorum şu an birden bire... ya da uyuşmak hissizleşecek kadar. çok kötüyüm haykırmak istiyorum. çok kötüyüm. çok.
  • /
  • 178
devark.cloud tarafından geliştirildi.