ayı sözlük itiraf

  • /
  • 175
insanların niyetlerini çoğunlukla anladığımı düşünsem de anlamıyor olabilirim. insanların benim niyetimi ne kadar anlayabildiğini, anladığı kadarını ne kadar kabullendiğini, ne kadar anlamazdan geldiğini sürekli sorguluyorum. çünkü bende başka hiç kimsede olmayan bir şey var. bu yazdığım yazı. başka bir şey daha var, başka hiç kimsede olmayan.
niyetime geri dönersek; niyetim kendim olarak kalmak, kendim olarak yaşamaktan zevk almak. bu dediğime bile düşmanca bakacak çok insan vardır. herkes birbirine benzesin, herkes bana benzesin, herkes sana benzesin, herkes ona benzesin, falan diyenler. görüntü olarak anlıyorlarmış, pencereden gelen sesler.
niyetime geri dönersek; niyetim kimseye ne yapıp ne yapmayacaklarını, ne söyleyip ne söylemeyeceklerini, ne olup ne olamayacaklarını söylemek değil. param var, hem de bok gibi.
kimse kendini benden sorumlu hissetmek zorunda değil. ben kendimi kendimden sorumlu tutuyorum. kalabalıklardan, gürültüden, birbirinin götünü kollayan insanlardan, birbirine koşullarla (maddi koşullar olsun, manevi koşullar olsun) bağlı insanlardan bıktım. arkadaşım yok. kimseyi sevmiyorum. ailemi seviyorum, evimi, en çok da odamı seviyorum. yalan sevmiyorum. aktifim, geyim, erkeğim. yuva yıkanları sevmiyorum. çocuk sikenleri sevmiyorum. ırkçılık yapanları sevmiyorum. beni insan olarak görmeyi değil de ten rengimi, saç rengimi, göz rengimi, burun kıllarımı falan görmeyi seçenleri sevmiyorum. kıskanç insan sevmiyorum. yetinmeyi bilmeyen insan sevmiyorum.
müzik seviyorum, sevdiğim şeyleri seviyorum. karanlıkta, sessizlikte uyumayı seviyorum. çok bira içince gelen baş ağrısını seviyorum. kusmayı seviyorum. tırnaklarımı oraya buraya sürtmeyi, garip sesler çıkarmayı, ağzımı yamultup çenemi kaydırmayı seviyorum. gözlerimi şaşı yapmayı seviyorum, burnumun ucuna bakmayı seviyorum, masamın tozunu kendim almayı seviyorum. halısız zemine çıplak ayakla basmayı seviyorum. duş almayı seviyorum. itiraf etmeyi seviyorum. tek kişilik bisiklete binmeyi seviyorum. mezarlıklarda yürüyüp isimler okumayı seviyorum. kendi kendime konuşmayı seviyorum. kıllı erkek seviyorum. öpüşmeyi seviyorum, emmeyi seviyorum, ayak seviyorum. bacaklarımı onun bacaklarına sürtmeyi seviyorum. onun bana bakmasını sevmiyorum, ima sevmiyorum, arkadan konuşma, laf çarpıtma (yanındakiyle konuşup beni tarif ettiği zaman) sevmiyorum. benim karşımda ezildiklerini çaktırmamak için, aşağılık duygularını yenmek için dürüstçe gelip benle konuşmayı denemek yerine gölgeme saklanıp beni kendilerine rakip yapan -hiç tanımadığım- insanları birbirleriyle eşit görüyorum. kendimi çok seviyorum. çok çok çok çok çok. bir elim havada şimdi. yemek yemeyi seviyorum. yeme işini seviyorum. yemeğe bakmayı seviyorum. falan filan.
günlük itiraf vaktim geldi. bazı şeylerle, özellikle de geçmişle ilgili şeylerle yüzleşmeye biraz korkuyorum. yalnız bu değil; ölüm gerçeğiyle yüzleşmek zorundayım, yalnız kendim için değil, bir tek ben yaşamıyorum. ne kadar bencil de olsam, ne kadar "kimse bana destek olmasın, ben de kimseye destek olmayayım" desem de, kendimi -kocaman bir yanılgı içinde- kaf dağında da görsem, "benden şu şu konularda daha iyi olan şu şu insanlar var" diyerek kendimi mütevazı göstermeye de çalışsam, gerçekten benim gibi olan, benim gibi olabilecek olan kişilerin varlığının farkında da olsam...

söylenemeyecek şeyler var. aile içindeyken bile söylenemeyecek şeyler.
nefret dolu olduğumu kabul ediyorum. normal olmadığımı da kabul ediyorum. herkesi karşıma aldığımda sığınabileceğim yerleri hiçe sayıp kendime zarar vererek gülünç duruma düştüğümün de farkındayım çoğunlukla.
söylenemeyecek şeyler var. onu çok üzdüğümü burada açık açık yazamam. çünkü daha iyi olmak istiyorum. benim için kimin hangi sıfatı taşıdığının, hangi vasıflarla doğduğunun gerçekten çok bir önemi yok. (pencereden duyduğum sese karşılık olarak: bu dediğimi seks düşünen erkekler anlayamayabilir. ben kendime kadın bile derim gerekirse. pipili kadın olurum. hayvan terbiyecisi değilim.)
hangi vasıflarla doğduğunun çok bir önemi yok. insan gibi karşıma geçip konuştuğunda dinlerim. yanıt bekliyorsan yanıt da gelir.

insanlıktan çıkmayı, insanlıktan çıkmanın yollarını, insanlıktan çıkmanın yollarını çeşitlendirmeyi, insanlıktan çıkmanın çeşitli yollarını daha şeytanca, daha kanlı, daha çıldırtıcı hale getirmeyi ben de biliyorum. bunun bir çözümsüzlük olduğunu kabullenilen bir şey gibi görmeye alışmış kimselerin televizyonları benim en büyük düşmanım değildir. televizyonlar her rengi göstermek zorunda.

dipnot: tam burada unuttuğum bir mesele var.

etik yasalarını kendimce uyguladığım her halimden bellidir aslında. kimseye vurmam, biri bana bağırmadıkça bağırmam, içimden gelmeyen bir şeyi sırf bana yapmam zorunlu gibi hissettirildiği için yapmam. bu tarif ettiğim ben, başka bir ben. bu bene biraz uzaktan bakıyorum şu an. bir böcek gibi. böyle böcekleri yerden alıp masama koyarım. yürümelerini, ses çıkarmalarını, kıpırdamalarını, uçmalarını beklerim. hiçbirini yapmayıp öylece durdukları zaman yanlarına başka böcekler gelir. başka böcekler de onları parçalamak istediği için kıskaçlarını, zehirli iğnelerini, keskin çenelerini kabuklarından içeri geçirmeye çalışır. kabuğu sert çıkan bazısına daha da sokulmaya, etrafında dönüp dans etmeye, vızırtılar çıkarmaya başlarlar. o anda da toparlanıp kabuğunun altında gizli kaldığı yerden çıkmak yerine taş kesildiklerini gördüğümde o diğer böceklerin hepsini masadan aşağı atarım. sıra benim böceklerime gelir. kıpırdamaları, ses çıkarmaları, yürümeleri, uçmaları gerek. parmaklarımdan birinin ucundaki tırnakla o böceği masanın kenarına doğru yavaş yavaş itmeye başlarım. ya yürüyecek, ya uçacak, ya ses çıkaracak, ya kıpırdayacak.

dipnot: hatırladığım kadarıyla.
değişim ya da gelişim. düşünmenin arkasındaki önündeki ortasındaki maksat. yaratılmak istenen yeni şey. kazancı yalnızca kazancı. hissettiğin gibi. ülkende bulamadığından. tek başına kaldığında. başkalarını ne kadar savunduğunu sorguladığında. tek başına tek. sen ya da ben. yaratılan yeniliğin kazançsızlığı. kimin umurunda söylesene. ben gittiğimde de umurunda olmayacak olması beni üzer. yeni bir sözcük icat ettim o yüzden. tasmanın ucundaki ipi benim ellerime dolayan bir sözcük bu. söylememe gerek yok şimdilik
değişim ya da gelişim. kimin umurunda. kendim için yaptıklarımı satmadığım koşulda. herkes kendi analarını satmanın derdine düştüğünü yüzüme haykıran lafları fısıldaşırken. anılarımı çöpe attığımı. çöpten yemek toplayanlara mı anlatıyorsun bakalım.

radyoda en sevdiğim kanalı açtım. ledzeplin çalıyor. sabah saat 9 falan sanırım şu an. okula biraz geç kaldım. densing deyz. psikolojini bozduğum için özür dilerim. geçmişe dönemeyiz, dönmemeliyiz de. gelecekte parıltıları izleyeceğini düşündüğünü hayal ediyorum. benimle ya da bensiz. parıltıların yansıması kadar gerçek geleceğinde tek başına bile yürüyebileceksin, istediğin zaman, istediğin yerde.
çok açım sözlük. yemek yemeliyim ama önce antrenman yapmalıyım. sağ ol sözlük.
birine bağlanamıyorum. bu beni iyice çıkmaza sürüklüyor.
kimi kişilerin gerçekten gey olduğuma inanmadıklarını düşünmeye başladım.
belki de gurur meselesi falan yaptığımı sanıyorlar. öyle değil. ergenliğe girmeden önce bile gey olduğumun farkındaydım, tabii o zamanlar bunun ne demek olduğunu bilmiyordum.
orta okulda bi çocuk vardı, o gey değildi galiba, fakat ben geydim. çünkü mastürbasyon yaparken hep, her zaman erkekleri hayal ettim. okul müdürünü çok hayal ederdim bir de.

bu gece cips yeyip bira içiyorum, enerji içeceğim, soğuk çayım da var. sigarayı daha bırakamadım.
bir ara çok sıcakladım. gözlerim kamaştı. algılarımın çarpıklaştığını anladığımda saate bakıyordum. gerçek ne ki, diye sorma. ben de bilmiyorum. o yüzden sürekli uyduruyorum. en olasılıksız şeyleri düşünüp hayal ettiğine, üstelik hayal ettiğin şeylere inandığına diğer herkesi inandırabilirsen, saçmalıklarını öncelikle kendin yediğin izlenimini başkalarına verebilirsen, olasılıksızlıkların içinde inanmadığına kendini inandırdığın şeylerle yalnız başına kaldığını anlıyorsun. bunları yazmak için aslında para almam lazım.
bugün gittiğim iş görüşmesinin sonucu inşallah olumsuz olur, umarım vodafonedan beklediğim haber gelir, bira zammı iptal olur ve 3 film zirvesi için artık bir tarafını kaldırıp gelirsiniz.
iş görüşmem çok iyi geçti sözlük. fransa kökenli bi şirketmiş. acaba yapabilecek miyim back end developing'i ya. hiç denemedim daha önce.
çok uyuz bir insanım. belli oluyordur da hem. bir yandan da kendimi sevimli buluyorum. itiraf ediyorum, çocukken ayak tırnaklarımı yedim. defterden boş sayfa koparıp uçak falan yaptım. arkadaşlarım bana çok şeyler öğretti. ben de onların yanında durmayı gerçekten düşünmenin hatırlamaktan da öte bir şey olacağına inanamadım önce. internet benim arkadaşım değil. sözlerimi bir kağıda çizip banyoda yaktığımda karbonlu gazların tütsülü kokusunu içime çekip rüzgarın esişini hayal eden bakışlarla izlediğim bir manzara yoktu önümde. tümüyle geçmişten örülü bir gelecek hayal edemiyorum.
hayal ediyorum ki süzgeçlerden geçen dağınık çizgiler yıldızlara varana kadar açılır, uzanır. peynir ezmesi fırlatmış gibi görünen tombul erikler oturan aygıtlara binerler. televizyon kumandası heykelinin yanındaki süpürge tohumu kabak tatlısı olmaya özenir. temiz ayaklar ahşap masalara tutunur. kavruk gözün kepekli kıvrımı tepe ışığında süzülürken, mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi. yaman papyonunu takan sebil tembel resimler çizse de, akü mandalı tutan yumurta kabuğu gibi sesi geç duyulurdu. köpek bu dalda tanrı suyu istemiş. cetvelini kırıp çiçek toplayan temiz ayaklar ahşap masalara tutunur sigara içerken. saçının teri boynundan içeri göğüslerine ıslanıp yapışan anlarda, tırnakları uzamış, göbek deliği, göbek deliği. tuzlu suya teneke kutu süzülerek indi, haziran güneşi batık kayaları geçmişe fırlatırken düşündüğümde ayak parmakların. yağlı boya yere döküldüğü günkü gibi kupkuru meme uçlarında sivri sulardan bacak aralarına parmaklarımın arkası hafifçe değerek eriyen çamurda tüylü dudaklar pense dişlerim kamaşarak biriktirdim yumuşak ellerini yere akıtırken burun deliklerini emdim. mantı sosu acı ezmenin yanında iyi giderdi
tatile gidiyorum sözlük 1 hafta yokum. tekneyle deniz sefası yapacağım. sanki 1.5 yıldır tatilde değilmişim gibi adsfadsfad. ohh gel keyfim gel.
bir süredir uzağım buralardan :) nedeni; bu sözlük formatı beni açmadı. özgür hissetmiyorum burada bile. bu yüzden kalıp rahatsızlık vermektense gitmeyi tercih ediyorum; hayatımın pek çok yerinde de uyguladığım gibi...
telefon uygulamalarının hepsini indirdim sohbet chat buluşma vs.
en azından cinsel kimliğinden emin insanlarla muhabbet etmek istedim hepsi bu.
hiç mi hiç memnun kalmadım deneyimimden, daha insancıl bir deneyim olurdu diye umuyordum. olsundu ama deneyim işte adı üstünde...
bilgisayarın başındayım izmire bilet alıp gidecemde orda takılabilceğim bizimkilerden biri olur mu bilmiyorum nerelerde kim var yanlız ayı olmaktan sıkıldım artık kıbrıs şehitlerine gidiyorum kahve içiyorum insanlara bakıyorum yemek yiyorum turluyorum dönüyorum akçaya bunalım geldi gitsem mi kalsam mı evde
hiç uykum yok. çoğu gece olduğu gibi. eskiden dinlediğim şarkıları dinliyorum. 00'lı yıllardan bana kalan şeyleri gözden geçiriyorum. eskiden mp3 paylaşmak için kullandığımız msn messenger gibi programların kendi sosyal paylaşım sayfaları vardı, boşluk tarzı sayfalarda arkadaşlarımın arkadaşlarının arkadaşlarının resimleri arasında onun resmini bulup hemen çalmıştım. resmine uzun süre bakmıştım da. sonra sildim o resmi. sonra pişman oldum. geri döndüğümde o sayfa artık orada değildi. geçmişi deşmeyi seviyorum çünkü geçmişte çok hikaye var. karton kahve bardağını tutan eli mi, burnunun kıvrımı mı, gözlerinin çekikliği mi. yoksa sesi mi? sanırım sesine aşık olmuştum onun. pamuk gibi yumuşak teniyle mosmor dudakları. kapıyı suratına çarptığımda da. ta karşıda, uzaklarda, çok uzaklardan bana bağırdığında anlattıkları gözümün önünden gitti. isminin baş harfi damarlarımda. tırmaladım ben de onu, yüzünü, her yerini. kaşım patladı. yürümeyi benden öğrendi. koyu kahverengi ayakkabıları çitleri aştı. benden değil onlardandı. avuç içleriyle göğsüme dokunduğunda, tek başına koridoru seyrettiğinde, geri gittiği yerde. floresan yerine ampül kullananlardandı. patladı. yandı, isini köşelerden kazıyıp mürekkep yaptım, sevdiğim kadar ölü, ölü olduğu kadar saydam yazılı gövdesi bir sene içinde çürüdü.
kahve içerken de sevdim onu, hem de porselen kahve kupasından. sarı tişörtü bile koktu. kendi yoktu ama sesi vardı.
kaslı kürt sevgilim olsun istiyorum. evdeki bütün işleri o yapsın. canım isteyince benimle ilişkiye girsin. sonra beni insanlardan korusun. kölem olsun istiyorum. kürt köle istiyorum.
dating uygulamalarında tanisma aşamasında çok iyi davrananlarda bir bit yenigi var diyip ters davraniyorum. sanırım boşuna yalnız değilim...
rumuz: love bombingzede
date uygulamaları canımı çok sıkıyor, siliyorum ama bir hafta bakıyorum ki yeniden yüklemişim. sonra yine bir kısır döngü.
fala inanmıyorum ama şu an deli gibi fal baktırmak istiyorum.
gecenin bu saatinde canım kek istedi diye kalktım kek yaptım, büyük bir pişmanlıkla onu yiyorum, kendime çok sinirliyim.
lan şaka maka bu cumartesi süper bir sürpriz oldu bana. mini film zirvesi olmasa da dünya kupası ve çılgın bira zirvesi bu yaz için güzel başlangıç oldu. umarım daha nice biralamalı gecelere gündüzlere... dinimiz amin
  • /
  • 175