ayı sözlük itiraf

  • /
  • 179
https://youtu.be/6wshvLyz5kI?t=50s

bu şarkının bu kısmına deli gibi oynamam normal mi?
ganymedes’in nickini gördükçe kendi nickim gözüme hazır çorba markası gibi geliyor.
westworld'ün 2. sezonunu dün bitirdim. insanlığımı sorgulamak yetmiyormuş gibi bayramı ve doğum günümü** yalnız geçireceğim gerçeği malum arkadaş gibi** kafama sıkma isteği uyandırmıyor değil. kronik bir yalnızlık olmasa da yalnızlığı iliklerime kadar hissedeceğim iki gün var önümde.
sosyal fobim var. yabancı kişilerle tanışmakta zorlanıyorum. bu yüzden fazla eşcinselle tanışmışlığım yoktur. beraber olduklarımdan yalnızca ikisinden gerçek anlamda hoşlanmıştım. beraber olacağım kişiyle yalnızca tensel temas kurarsak rahat olabilirim. öbür türlü biraz çekingen görünebilirim. eski sevgilimi de çekici bulurdum. ona çoğu zaman onu sevdiğimi söyledim. ama daha ziyade ondan nefret ederdim. zaten uzak mesafe ilişkisiydi. haliyle tam bir yakınlık kurduğumuzu hissedemiyordum. fakat bir günde 8-10 saat iletişimde olurduk. ama beni yıldırdı. açıkçası beni manipüle ediyor ve egosunu tatmin ediyordu. bunları görüyordum ama hep taviz verdim kendimden. çünkü beni terk etsin istemiyordum. ne olduysa buluştuğumuzda oldu. ilkin güzel gidiyordu ama ertesi gün onun benim yanımdayken mutlu olmadığını fark ettim. çünkü gülmüyordu hiç ve çok az iletişim kuruyordu benimle. ufak bir tartışmada fırtınalar koparacağı belliydi ki. öyle de oldu. saçma bir sebepten kavga ettik. uzaktayken bir şekilde kavgalarımızı telafi ederdik ama yan yanayken çok zormuş bu. kızınca ben ağzıma geleni söylerim fakat aşırı duygusalımdır. o da ben onunla bir şeyleri çözmek için konuşmaya çalışırken çok kayıtsız kaldı. daha fazla dayanamayıp onu terk edip gittim. omzumdan bir yük inmişti sanki fakat kısa süre sonra farklı ruh hallerine girdim. bana çok ağır şeyler yaşatmıştı. hepsini düşünüp duruyordum. sonunda psikiyatriste gittim. iki ayda iyileştim. bundan sonra tekrar birleşip ayrıldık ve sonra yine birleşip ayrıldık. onun karşısında farklı biri vardı artık. beni kullanamadığını ve sahte gözyaşlarının işe yaramadığını görünce keyfi kaçtı. hep ona haksızlık ettim diye düşündüm ama kendisi ayrılıktan dört gün sonra hornette çıplak bedeniyle seks arayışına girmişti. ve söylediği şeyleri, bana oynadığı oyunları söylesem onun yüzüne tükürürdünüz. aptaldım evet ama bir daha aynı oyunlara gelmem. üstelik hâlâ içinde ilk sevgilisinin hıncını taşıyordu. bu herif bana insanlara asla güvenmemem gerektiğini öğretti. dediği şeyler ettiği hakaretler aklıma geldikçe kötü oluyorum. kötü hissetmemin sebebi benim onun gibi düşük profilli biriyle neden bir ilişki yaşamış olduğumu anlayamamam.
artık görünmez olmak istemiyorum. birilerinin beni fark etmesini istiyorum. her şeye tamam diyen biri değil tamam dedirtecek biri olmak istiyorum.
beni çokta tutmayan 7 ayısever arkadaşıma aşık olma seviyesinde beğendiğim hetero birinin fotoğrafını gönderdim.sonuç olarak 7si de çok beğendi hatta çoğu ölüp bitti diyebilirim.tam tanışma hesapları yaparken durumu anlatınca hayal kırıklığına uğrayıp içlerinden küfür etseler de en azından bu yoklukta anlıkta olsa bir umut ışığı oldum.sonuç olumlu çıkarsa zevk sahibi biri olduğum için mutlu olurum diye düşünmüştüm ama onun yerinde olup beğendiğin kişiyi kolayca elde etme isteği daha ağır bastı.bu küçük deneyin sonuçları doğrultusunda diğer seçenekler elendiğine göre erken jübile yapmakla , her şeyi askıya alıp kariyerime odaklanmak arasında bir seçim yapmanın zamanı geldi sanırım.*
son 4-5 yildir araliksiz kiz-erkek biraz samimi herkesten popomla ilgili yorum aliyorum. estetikli mi o? squad mi yapiyorsun? nasil o kadar kalkik ve yuvarlak? basina is alirsin sen bunla falan filan takiliyor herkes. bende normal bir uzuv abartmayin duzgun sadece diye geciyorum ama benimki begeni limiti haline gelmis. birisinin poposu hakkinda yorum yapiliyorken benimki ile kiyaslaniyor once. o kadar sacma muhabbetler oluyorki kipkirmizi kesilip yeter artik demem sadece o gunluk olani bitiriyor. en son baskalarinin popolarini hedef gostererek algi operasyonuna girdim, bakalim bakalim...
yalnızca çarşamba günleri sipariş verildiğinde gelen tatlı çocuk,
seni görmek için her çarşamba acılı kanat söylüyorum; tadı güzel olduğundan değil ya da siparişi geciktirip buz gibi ettiğinizden hiç değil.
kapıya geldiğinde on kere teşekkür etmem servisinizden memnun olduğumdan değil ya da sürekli bulabildiniz mi şurdan gelseniz daha kolay olurdu diye her hafta aynı yol tarifini yapmam takıntılı oluşumdan değil; seninle birkaç saniye daha konuşabilmek, gözlerine birkaç saniye daha bakabilmek için.
ulan ne güzel şeysin,belki evlisindir ya da nişanlı,belki de kız arkadaşın vardır...
ya senin de niyetin bozuksa benim gibi...ne güzel olurdu değil mi?
sanki eşcinsellere has bir terbiye var mizacında; nazik,ilgili,meraklı ama gururlu...
konuşurken neşelisin; kelimleri özenle seçiyorsun; sanki sadece servis elemanı değilim bir ben var bende benden içeri der gibi...
paketi alırken elime dokunuşun gözümden kaçmıyor -belki kazaradır belki ben büyük anlamlar yüklüyorum kendi kendime safça- ama her hafta aynı şey olur mu be güzellik.
geçen sizin dükkana geldim seni göremedim; belki sipariş götürmüşsündür gelirsin diye vakit öldürmek için sizin patronla iki saat muhabbet ettim, siyaset,ekonomi,futbol...konular bitti küresel ısınmayı bile konuştuk sen gelmedin...
geliver yanıma güldür yüzümü
bugün abimle yürüyoruz. karşıdan feminen bi gay geliyor. şortunun boyu mini etek boyu. çantayı dirseğini kırarak taşıyor falan... "sağa çek sağa çek" diye fısıldıyor bana. ben de ona inat adama yaklaşıp geçtim yoldan. sonra neyse bana "bi türlü alışamadım şunlara" dedi. "üniversitedeki bütün kankalarım bunlardandı ama, bundan sonra gökkuşağına alışsan iyi edersin" dedim. sorsan en aydın, en feminist kendisidir. böyle başka sı adına utandırdığı anlarda aklımda mfö çalmaya başlar. "peki peki anladık."

not: abimle mesafeli bi ilişkimiz var zaten. sıradan bi abikardeş değiliz.
ondan tamamıyla koptuğumu hissediyorum artık. biriyle bağ kurduktan sonra ondan ayrı düşmek ve onun yokluğuyla mücadele etmek ne zormuş. her ilişki böyle mi acaba? yani yokuş aşağı mı gidiyor her şey bir anda, sonra bir duvara çarpıp parçalara ayrılıyorsun. sonunda iki taraf da birbirlerini suçluyor. sorun şu ki, direksiyonda kim vardı, ikiniz de bilmiyorsunuz. insan aklına güzel hatıralar getirmek istiyor ama bu kolay değil. çünkü yaşanan pek de güzel şeyler yok ortada. zaten insan hep kötüyü hatırlarmış. bir insan bize iyilik ettiğinde bile onun iyiliğini değil bize ettiği kötülükleri hatırlarmışız. bu yüzden herhalde hayatıma giren çoğu insandan nefret ettim. genel bir şey bu. herkes nefret eder. ne diyordum, evet, onunla ilgili ne çok kötü hatıra birikmiş, ondan sonsuz derecede nefret ettirecek kadar beni. ben, ona yaptığı tüm şeylere izin verdiğime yanıyorum. safçaydı, evet. neyse ki bitti, ve artık aklıma onun bedeni geldikçe mide bulantısı hissediyorum. arındığımı düşünüyorum. insan hayatında artık olmayan biri için üzülmemeli.

onunla yaşadığım bu deneyimin oldukça can acıtıcı oluşunun sebebi, onun bana travma yaşatmış insanlar gibi davranmasıydı. çok iyi bir çocukluk geçirdiğim söylenemez. istisnasız her gün yaşıtlarımın sözlü ya da fiziksel tacizlerine uğrardım. bunun eşcinsellikten kaynaklandığını ve çoğu eşcinselin çocukluklarında aynı şeylerle karşılaştığını yeni yeni fark ediyorum. küçücük bedenim mücadele etmek için çok zayıftı. ürkek ve savunmasızdım. oldukça da duygusaldım. kavga etmekten korkardım ama şimdi olsa ve o zalim çocuklar karşıma dikilse kendimi savunacak gücü kendimde bulurum. büyümek buymuş demek. büyümek güçlenmek, sesini çıkartmak, dünyadaki var oluşunu savunabilme yetisine sahip olmak demekmiş. bu gücü tam anlamıyla erkek arkadaşımdan ayrıldığımda buldum kendimde. şu an kimseye taviz verecek halim yok. kimseye de gereğinden fazla değer vermem. aşk meşk bunlar gelip geçici duygularmış. hatta bazen hastalık seviyesine vardıkları da olurmuş. insan birine bel bağlamamalı. hepimiz eşsiziz ve eğer varlığımızı bir başkasının varlığına muhtaç hale getirirsek, kendine saygısı kalmamış bir varlık olarak yolumuza devam ederiz.

bu günlerde de biraz dalgınım. hayatıma birinin girebileceğine ihtimal vermiyorum. bence hiçbir şey için çaba gösterilmemeli. her şey tesadüfen gerçekleşmeli. hayatın kanunu buymuş zaten, öğreniyor insan.

bu şarkıyı da yeni buldum. o kişi bana yeniden yazsa, bunu gönderip, aramızdaki son çekimi de sonlandırmak isterdim;
dünyayı hedonizm,narsisizm,egoizm yönetiyor ve ben bunu kabullenemiyorum. herkesin herkesi eşitçe sevebilmesini, bununla böbürlenmemesini bekliyorum ama gördüklerim böyle olmuyor. dünyayı ve insanların bu yaşam tarzını kabul le ne mi yorum
buraya yazmaya çekinecek kadar gizli gay'im.
(şunu yazmadan önce bile 6 farklı şey yazdım)
iyi bir insan olamaya yemin edersin ardından kendini sürekli durdurursun ama sürekli içinde kalır ardından bir dostun sana der ki "mutsuz olacağıma vicdanım rahat olmasın"(buradan kendisine selam ederim).
intikam,hırs,başarı,düşünceni,isteklerini kabullendirmeyi çok özlemişim..
üniversite tercihlerinde herhangi bir yere yerleşemedim, ek tercih yapacağım gelmezse yeditepe tıp için hazırlanacağım. god bless me
god bless my brain
unutmak isterdim fakat istemsizce düşünüyorum. hayaller falan kuruyorum. aslında ben insanlara karşı hiç bi şey hissetmezdim ama ona aşık olmuşum. daha önce hiç olmadığım için uzun süre farkına varamadım. nefret ettiğimi zannettim. aslında düşünüyorum da belki, o beni sevdiği için ben de ona aşık olmuş olabilirim. fakat ne olduysa aniden koptuk. ben kağıttan bir kayık gibi okyanuslara düştüm. ona ise hiç bi şey olmadı yeni arkadaşlar, yeni sevgililer edindi. kısa bir süre içinde enkaza döndüm. ilk başlarda ne yaşadığımı anlayamadım ama artık biliyorum ve inkar etmiyorum, aşık olmuşum, büyük bir hata ama, olmuşum. bazen aşağılık bi duygu kaplıyor zihnimi, sevilmemek canımı acıtıyor. keşke bu kadar gurur yapmasaydım diyorum. gözlerim dalıyor, yüzüm düşüyor. benden yıllarımı çalsa da affediyorum. herkesin bağışlanmaya ihtiyacı vardır. bu yaşadıklarımı hatırlayınca gülümseyip geçeceğim günleri bekliyorum
o kadar o kadar o kadar gerizekalıyım ki sırf şehirden elediğim yerleri tercih listeme dahil etmemiştim, allah akıl dağıtırken neredeydim acaba???? şimdi de baktım ve diyorum ki keşke ama keşke yazsaydım, ek tercihlerimi bekleyeceğim ,ulan var ya...
sanırım bir gün intihar edeceğim.
hayallerim gibi hayatım da rengarenk olacak mı mesela. çünkü şimdiye kadar gri yaşadım(yaşatıldım(yaşamak denirse)) korkuyorum çünkü toplum korkuyorum çünkü ailem korkuyorum kaybetmekten bütün korkularım bunlar ailem beni ne kadar destekliyor(desteklemiyor(köstekliyor)) ne zaman bu durum iyileşecek belki tam anlamıyla itiraf sayılmaz ama burada korkularımı itiraf ettim kimseye itiraf edemediğim.
bugün hava aydınlıkken kıyıda bekledim. vapurların geçişi yavaşça gözümün önünde belirdi. kimsesiz bir gün. evde yalnızım. ışıksızlık, suların kesilmesi. yere oturdum. telefonumun ekran ısısını ayarlıyorum. eve pizza söyleyecek kadar onun haline bakıp. beton duvarı tepede kalan yere oturup ayaklarımı sarkıtırım. uzakta bir gölde param yok. anahtarı da odamda bırakmıştım. salondan çıkıp mutfağa girdiğimde karşımda görünmeden bekleyen kişiler arasında seçilebilir olmadığım bir an. yan tarafımda, içkili, sigara kokan biri değildi. gazetemi ona uzatıp kendime bir kahve hazırlamaya başladım. biraz sonra bir söylenti idi; bir kimse var o vapurda, şu taraftaki pelerinli adam. onun yanında, ışığın içindeki esintiyi anlatır gibi, gazete okurken balkona çıkmak içimden gelmedi. dışarısı soğuk. odamın kapısını dışarıdan kapatıp yüzü hep buruşuk ve ıslak gibi, göbeği açık bir kız geçiyor. köpüklü su damlaları. gülümsüyorum, orada bir duruyordu. yaşlı bir adam, irice göbeğini salmış buzdolabının kapağını tutuyordu. ona sarıldım. geride iki kişinin yere bakarak halıda yürüyüşünü gördüm.
  • /
  • 179