caravaggio

Durum: 64 - 0 - 0 - 0 - 12.05.2020 19:02

Puan: 972 - Sözlük Kezbanı

11 ay önce kayıt oldu. 8.Nesil Yazar.

0
  • /
  • 4

daralmak

bu ruh halinin insanın karakterini ele geçirme ihtimali var; dikkat !

recep tayyip erdoğan

troller paçayı nasıl ele veriyor biliyor musunuz : bir birinden farklı sosyal medya mecralarına aynı metinleri yazarak. bugün farkına vardım.
kardeşim aldığınız parayı bir kere de hakedin yaw :)

ödünç kitap vermemek

halbuki şöyle kitap alış verişinde bulunup ardından da bir araya gelip teati yapsak fena olmazmıydı.
güzel şeyler tek tek nostaljiye dönüşüyor hayatlarımızda.

abd doları

geliyor yılan oğlu...


değerinin garantörü ordusu olan ülke para birimi.

köfteci yusuf

köfteci yusuf sadece ucuzdur. başka hiç bir artısı yoktur. mutfakları temizdir lakin pişmiş ürün masanıza son derece kötü şartlarda sevis edilir. tabaklar pis, çatal bıçak lekeli, bardaklar leş gibidir. bir de her bulduklarını garson yaptıkları için ssrvis çalışanları servis standartlarından habersizdir. ama yapıcı konuşmak adına servis standartlarını yükseltme adına bir çalışma yapsalar kendilerine fayda sağlamış olurlar.
tüm bunlarla beraber bu pespayelikler bana son derece samimi de gelir fakat bu bir strateji olmayıp sadece bir boş vermişliğin neticesi de olduğu için hiç bir önemi yok.

çocukluk yıllarını hatırlatan kokular

istanbul

içinden boğazı çıkar, geriye hiç bir şeyi kalmaz.

dorian gray in portresi

wilde'nin karakterine ve sanatına dair çok özel kodları bulabileceğiniz oldukça nadide dokunuşlarla işlenmiş kısa bir romandır. oldukça viktoryen bir atmosferi olmakla beraber wilde'nin özgürlükçü ama dahası daha çok cesur cümleleri ile bir takım tercihlerimizi estetize edebilmenin yöntemlerinide bize öğretebilecek niteliktedir. tabi best of wilde diyemeyiz diye düşünüyorum. eğer de profindus u okumadıysanız siz de demeyin. wilde bu uzun mektubunda o zamana kadar ağızlarından konuştuğu tüm kahramanlarından/kimliklerinden sıyrılmış olarak çıkar karşınıza. ne masallarındaki inler cinler, ne oyunlarındaki asilzadeler, ne de dorian'dır. doğrudan kendisidir. bir zindanda bulmuştur gerçeğini. bu metin insanı hayatındaki tüm çelişkilerden arındıracak duruluktadır. adamı sarsar ve öğretir.

her şeyi siktir edip bir köye yerleşmek

biliyormusunuz ben bunu yaptım. yaşadığım kimi şeyler çok ağrıma gitti ve yıllar yıllar sonra yapmayı planladığım şeyi yaklaşık üç ay önce yaptım. tabi bu kararı bu kadar hızlı ve kolay almama sebep hali hazırda gidebilecek bir köyümün olmasıydı. pılımı pırtımı topladım ve başta ailem olmak üzere pek çok yakınımın hayretle dolu bakışları arasında istanbul kariyerimi "s.kerler" deyip bırakıp köye taşındım. tam da virüs salgınına denk gelince az çok doğru bir karar aldığıma iyice inandım. boş bir ahırımız vardı. oraya kör topal bir kaç koyun koydum. önümde ki ilk bir kaç ay içinde nelerin dikimini vs yapıcam onları planladım.şimdi inek alsam mı almasam mı diye düşünüyorum.
velhasıl kendime yeni bir hayat tasarladım ve hala tasarlanma süreci içinde.
ama köylü neredeyse bitmiş ve tükenmiş. öyle şeylere şahit oluyorum ki ağlasam mı ne yapsam bilemiyorum. türkiye köylüsü çökertilip elindeki her türlü üretim imkanı sınırlandırılmış, gaspedilmiş ve değersizleştirilmiş.
fikir ve yorumlarınıza açığım.

edit: nazar mı değdirdiniz la? bu sabah keçilerimden biri öldü :( bir kaç gündür hasta gibiydi ilaç ve vitamin takviyesi yaptık ama kurtaramadım. başımız sağolsun.

recep tayyip erdoğan

az önce kendisini dinledim. yine olmadı be kanka. olmuyor işte. olmuyor.

onur yürüyüşü

bu ülkede onur yürüyüşü yasaklanmaksızın neşe ve sevinç içinde yapılmadan modern ve medeni dünyanın asla bir parçası olamıycaz.

akp

aklı fikri sekste olmak

recep tayyip erdoğan

çok merak ettiğim bir şey var; acaba nasıl oluyorda bu kadar aleni hatalara sürüklenebiliyor? istanbul seçimleri olsun, akla ziyan konuşmaları olsun, devlet parti arasındaki ilişkilerinin düzenlenmesi olsun ve son olarak şu yardım hesaplarının blokesi konusu olsun nasıl oluyor kendisine de bu kadar zarar verebilecek davranışlarda bulunuyor. basireti mi bağlanmış. sistem gereği kendisi artık devlet aklını da temsil ediyor halbuki devletin tüm bu yanlışlara düşülmemesi için hiç mi tecrübesi, danışmanı, planı, programı, bir geleneği ya da temayülü yok. şahsının bile onca danışmanı varken bu kadar büyük hatalar yapabilmesini aklım almıyor.
.....
.....
.....
aslında aklım alıyor ve hepsi ile ilgili bir iki benimde fikrim var ancak ancak ve ancak işte.
...
türk siyasi tarihinden silinmek üzere olan şahıs. ilk seçimlerde abbas yolcu.

yazarların favori mevsimleri

kesinlikle ilk bahar. hele mevsim değişiminin gün içinde yerli yersiz öyle tatlı bir uyku bastırması vardır ki tadından yenmez.

giorgio vasari

ben bu dayının şu ünlü kitabını okudum ama bana sanatçılarla ilgili çok da ufuk açıcı bilgiler sunmadı. ama o dönemde yaşayan biri olarak sanatçılar ve eserleri hakkında değindiği söylenceler ilgi çekiciydi. kim bilir belki kitabı tam sindirebilecek bir donanıma sahip olmadığım için öyle hissettim. yani kitabı okurken sıkılmıştım bile diyebilirim. bir daha okusam belki daha istifadeli olur.

karantinaya bir kitap film dizi önerisi bırak

böyle anlarda okunacak en güzel seri :kayıp zamanın izinde/proust'tur.

biz bize yeteriz türkiyem

biz bize yetiyoruz da yıllardır size yetemedik

yeni akit

volter hayatta olsaydı bu gazetenin her bir sayfası için ayrı bir "alçağı eziniz" kampanyası başlatırdı.

alevi

anadolunun yaşayan en kadim ve rafine topluluğudurlar. şöyle adam gibi bir antropolog çıksa da bu adamların hali hazırda yaşayan kültürlerindeki hitit babil sümer izlerini açıklasa. sanıyorum ki dünyanın başka yerinde böyle bir halk olsa alıp cam fanusların içinde korurlar. ama yüzlerce yıllık islam inancı binlerce yıllık birikmiş orta asya kültürü ve ondan da kadim ilk çağ medeniyetlerinin arketip unsurlarıyla anadolunun bağrında kozmik bir varoluşa sahipken azınlık damgası yiyerek bir yokoluşa bırakılmışlar.
  • /
  • 4

çirkin gaylere tavsiyeler

öncelikle ölüp bittiğiniz kişiler tarafından her görmezden gelindiğinizde depresyona girmeyin beklentinizi düşürüp yalnızlığı kabullenin.
kariyerinize odaklanın çirkinliğiniz konusunda yapabilecekleriniz sınırlı olsa da iyi bir kariyer ve maddi güç en azından daha konforlu bir hayat yaşamanızı sağlar.
hobiler edinip kendinizi belli konularda geliştirerek özgüveninizi arttırabilirsiniz. üstüne düzenli sporla en azından sağlam kafa ve dinç bir vücuda sahip olursunuz.
yakışıklılık dışında tüm artı puanları topladıktan sonra kültürlü ve bakımlı biri olarak çirkin sevenlerin ilk tercihi olacağınız için sosyal ortamlarda çirkin seven yakışıklı ayı avına çıkabilirsiniz.

ayı sözlük itiraf

ya her aksam ona çeyrek kala bu allahumme salli ala faslı benim ruhumu emiyo

yurtdışında yaşamak isteyenler için tavsiyeler

ne yazık ki en son durumlardan sonra beklediğim, ihtiyacım olan tavsiyeler. artık tükendim.

her gün intiharı düşünüyorum. birilerinin hak ettiğimiz hayatları hak etmeden yaşadıklarını görmek psikolojimi bozuyor. kendi ülkemizde 5. sınıf insan muamelesi görmek çok zoruma gidiyor. 5 sene önce mezun oldum, ingilizce fransızca biliyorum. 5 senedir çağrı merkezi ve avmde çalıştım. toplam 2 sene çalışamamışımdır. iş bulamıyorum. öğrenim kredimi ödeyemiyorum. param yok. her yer tecrübe istiyor kimse şans vermiyor. hiv+im. artık tükendim. ailemin yüzüne bakamıyorum, acınacak haldeyim. ne hayallerle, borç harç ha bitti ha bitecek diye diye okudum, ama birilerinin torpillileri hayallerimizi, dünümüzü, bugünümüzü çaldılar geleceğimiz de yalan oldu. onu da yediler!

bu ülkeden artık gitmem lazım. dediğim gibi param da yok üstüne üstlük hiv+im. gerçekten yardımcı olabilecek, fikir verebilecek birileri varsa çok sevinirim.

tutunamayanlar

oğuz atay'ın disconnectus erectus tanımını yaptığı enfes romanıdır. peki nedir bu disconnectus erectus? beceriksiz ve korkak bir hayvandır. insan boyunda olanları bile vardır. ilk bakışta, dış görünüşüyle, insana benzer. yalnız, pençeleri ve özellikle tırnakları çok zayıftır. dik arazide, yokuş yukarı hiç tutunamaz. yokuş aşağı, kayarak iner. (bu arada sık sık düşer). tüyleri yok denecek kadar azdır. gözleri çok büyük olmakla birlikte, görme duygusu zayıftır. bu nedenle tehlikeyi uzaktan göremez. erkekleri, yalnız bırakıldıkları zaman acıklı sesler çıkarırlar. dişilerini de aynı sesle çağırırlar. genellikle başka hayvanların yuvalarında (onlar dayanabildikleri sürece) barınırlar. ya da terk edilmiş yuvalarda yaşarlar. belirli bir aile düzenleri yoktur. doğumdan sonra ana, baba ve yavrular ayrı yerlere giderler. toplu olarak yaşamayı da bilmezler ve dış tehlikelere karşı birleştikleri görülmemiştir. belirli bir beslenme düzenleri de yoktur. başka hayvanlarla birlikte yaşarken onların getirdikleri yiyeceklerle geçinirler. kendi başlarına kaldıkları zaman genellikle yemek yemeyi unuturlar. bütün huyları taklit esasına dayandığı için, başka hayvanların yemek yediğini görmezlerse, acıktıklarını anlamazlar. (bu sırada çok zayıf düştükleri için avlanmaları tavsiye edilmez). içgüdüleri tam gelişmemiştir. kendilerini korumayı bilmezler. fakat -gene taklitçilikleri nedeniyle- başka hayvanların dövüşmesine özenerek kavgaya girdikleri olur. şimdiye kadar hiçbir tutunamayanın bir kavgada başka bir hayvanı yendiği görülmemiştir. bununla birlikte, hafızaları da zayıf olduğu için, sık sık kavga ettikleri, bazı tabiat bilginlerince gözlemlenmiştir. (aynı bilginler, kavgacı tutunamaynların sayısının gittikçe azaldığını söylemektedirler). din kitapları, bu hayvanları yemeyi yasaklamışsa da gizli olarak avlanmakta ve etleri kaçak olarak satılmaktadır. tutunamayanları avlamak çok kolaydır. anlayışlı bakışlarla süzerseniz hemen yaklaşırlar size. ondan sonra tutup öldürmek işten bile değildir. insanlara zararlı bazı mikroplar taşıdıkları tespit edildiğinden, belediye sağlık müdürlüğü de tutunamayan kesimini yasak etmiştir. yemekten sonra insanlarda görülen durgunluk, hafif sıkıntı, sebebi bilinmeyen vicdan azabı ve hiç yoktan kendini suçlama gibi duygulara sebep oldukları, hekimlerce ileri sürülmektedir. fakat aynı hekimler, tutunamayanların bu mikropları, kasaplık hayvanlara da bulaştırdıklarını ve bu sıkıntılardan kurtulmanın ancak et yemekten vazgeçmekle sağlanabileceğini söylemektedirler. hayvan terbiyecileri de tutunamayanlarla uzun süre uğraşmış ve bunları sirklerde çalıştırmak istemişlerdir. fakat bu hayvanların, beceriksizlikleri nedeniyle hiçbir hüner öğrenemediklerini görünce vazgeçmişlerdir. ayrıca birkaç sirkte halkın karşısına çıkarılan tutunamayanlar, onları güldürmek yerine mahzun etmişlerdir. (halk gişelere saldırarak parasını geri
istemiştir). filden sonra, din duygusu en kuvvetli hayvan olarak bilinir. öldükten sonra cennete gideceği bazı yazarlarca ileri sürülmektedir. fakat toplu, ya da tek gittikleri her yerde hadise çıkardıkları için, bunun pek mümkün olmayacağı sanılmaktadır. başları daima öne eğik gezdikleri için, çeşitli engellere takılırlar ve her tarafları yara bere içinde kalır. onları bu durumda gören bazı yufka yürekli insanlar, tutunamayanları ev hayvanı olarak beslemeyi denemişlerdir. fakat insanlar arasında barınmaları -ev düzenine uyamamaları nedeniyle- çok zor olmaktadır. beklenmedik zamanlarda sahiplerine saldırmakta ve evden kovulunca da bir türlü gitmeyi bilmemektedirler. evin kapısında günlerce, acıklı sesleriyle bağırarak ev sahibini canından bezdirmektedirler. (bir keresinde, ev sahibi dayanamayıp kaçmışsa da, tutunamayan, sahibini kovalayarak, gittiği yerde de ona rahat vermemiştir). şehirlere yakın yerlerde yaşadıkları için, onları şehrin içinde, çitle çevrili ve yalnız tutunamayanlara mahsus bir parkta tutarak, sayılarının azalmasını önlemeyi düşünmenin zamanı artık gelmiştir.

vladimir nabakov

1899’da st. petersburg’da doğdu. varlıklı, liberal bir ailenin en büyük oğluydu. bolşevikler iktidara geldiğinde aile rusya’dan ayrılarak önce londra’ya, sonra berlin’e gitti. nabokov, öğrenimini cambridge, trinity college’da tamamladı. 1923 ile 1940 arasında anadilinde romanlar, hikâyeler, oyunlar, şiirler yazdı ve kuşağının seçkin rus göçmen yazarlarından biri olarak ün kazandı. 1940 yılında karısı ve oğluyla abd’ye göç etti, 1941’den 1948’e kadar wellesley college’da dersler verdi. 1955’te yayımlanan lolita’nın (iletişim, 1999) dünya çapındaki başarısından sonra, 1959’da cornell üniversitesi rus edebiyatı profesörlüğünden emekli olarak isviçre’ye yerleşti. nabokov, ingilizce yazdığı ilk romanı the real life of sebastian knight’ı (sebastian knight’ın gerçek yaşamı, iletişim, 2003) 1941’de yayımladı ve ondan sonra bu dili şaşırtıcı bir yaratıcılıkla kullanarak eserlerini ingilizce yazmaya devam etti. vladimir nabokov 1977’de, isviçre’nin montreux kentinde öldü.

babanın koyu akp'li olması

içinde bulunduğum beni çok etkileyen durum. artık gerçekten dayanılmaz bir hal almaya başladı. ailecek oturup televizyon izleyemiyoruz bu durumdan sebepli. bütün tv kanallı yandaş zaten. nereyi açsa konuşmaya başlıyor ileri geri. daha önce çok tartışıp laf anlatmaya çalıştım ama nafile. bir iki senedir sessiz bir şekilde duymazlıktan geliyorum konuştuklarının. yalnız bazen o kadar kamçılıyor ki bu sözleri kendimi zor atıyorum odama. çoğu zaman eve giresim gelmiyor bu yüzden. az önce bile chpliler yok içki içmişler de bilmem ne yapmışlar. onlar kazanırsa herkes içermiş vs deyip gitti. gerçekten yoruldum bundan...

edebiyat

öyküleştirmeden yapamayan insanların, hayatın binlerce sorunuyla kavga ederken yüz yüze geldiği en önemli meselelerinden birisi ‘ruhundaki bulanıklık’ galiba. alabildiğine gürültülü, karmaşık bir düzende ilk olarak benliğini, akabinde mevcudiyetinin manasını anlamak/anlamlı kılmak için gereksinim duyduğu suallerden kaçtıkça sorunlarından da uzaklaştığını zannediyor.

edebiyatı diğer benzer disiplinlerden ayıran en önemli özelliği yanıtı olmayan sorularla yakın ilişki içine girmesidir. kişi edebiyata gerçek manada temas edince bilinç altındaki karanlık kıyılara kök salmış müphem sorularının kara bulutları ortadan kalkar, iklimi yavaş yavaş pembe mevsim çiçekleriyle bezenir. kişinin zihninde bulanıklığa sebep olan sisler dağılır ve daha önce umutsuzluk dağlarının tuttuğuna inandığı yerlerin yemyeşil ovalarla kaplı olduğunu görerek adeta küçük dilini yutar. bu şoku atlattığında tahayyül sınırları esner, derinlerden gelen yola devam etme hissinin üstündeki balçığı kaldırarak gün yüzü görmesine izin verir, kendisine başka türlü hayat ihtimallerini gösterir.

benliğinin kadim arayışı ve armağanı olan düşünceyle var olanı yıkar, bazen de yıkılanı yeniden inşa eder. yalnız geçmişle değil sezgisel bir gelecek kaygısıyla yüzleşir. kağıt kesiği gibi zihin sızlatan düşüncenin kan davalısı duygularla insana en çok acıyan yerlerinin yüksek çözünürlüklü görüntüsünü nakleder.

Toplam entry sayısı: 64

her şeyi siktir edip bir köye yerleşmek

biliyormusunuz ben bunu yaptım. yaşadığım kimi şeyler çok ağrıma gitti ve yıllar yıllar sonra yapmayı planladığım şeyi yaklaşık üç ay önce yaptım. tabi bu kararı bu kadar hızlı ve kolay almama sebep hali hazırda gidebilecek bir köyümün olmasıydı. pılımı pırtımı topladım ve başta ailem olmak üzere pek çok yakınımın hayretle dolu bakışları arasında istanbul kariyerimi "s.kerler" deyip bırakıp köye taşındım. tam da virüs salgınına denk gelince az çok doğru bir karar aldığıma iyice inandım. boş bir ahırımız vardı. oraya kör topal bir kaç koyun koydum. önümde ki ilk bir kaç ay içinde nelerin dikimini vs yapıcam onları planladım.şimdi inek alsam mı almasam mı diye düşünüyorum.
velhasıl kendime yeni bir hayat tasarladım ve hala tasarlanma süreci içinde.
ama köylü neredeyse bitmiş ve tükenmiş. öyle şeylere şahit oluyorum ki ağlasam mı ne yapsam bilemiyorum. türkiye köylüsü çökertilip elindeki her türlü üretim imkanı sınırlandırılmış, gaspedilmiş ve değersizleştirilmiş.
fikir ve yorumlarınıza açığım.

edit: nazar mı değdirdiniz la? bu sabah keçilerimden biri öldü :( bir kaç gündür hasta gibiydi ilaç ve vitamin takviyesi yaptık ama kurtaramadım. başımız sağolsun.

giorgio vasari

ben bu dayının şu ünlü kitabını okudum ama bana sanatçılarla ilgili çok da ufuk açıcı bilgiler sunmadı. ama o dönemde yaşayan biri olarak sanatçılar ve eserleri hakkında değindiği söylenceler ilgi çekiciydi. kim bilir belki kitabı tam sindirebilecek bir donanıma sahip olmadığım için öyle hissettim. yani kitabı okurken sıkılmıştım bile diyebilirim. bir daha okusam belki daha istifadeli olur.

insanı kahreden anlar

bir keresinde çok uzaktan annemin hüngür hüngür ağladığını görmüştüm. o kadar uzaktaydı ki sesi hiç gelmiyordu bana ama ben onun her bir hıçkırığını ta kalbimin ortasında hissetmiştim. bazen bazı çaresizliklerin bir yunan tragedyasındaki kaçınılmaz kader gibi omuzlarımıza çullanabildiğini ilk orada idrak etmiştim. çok mutlu olanları tanrılarda kıskanır insanlarda ve bütün şehirler senin için tebai oluverir.

kendinizle çıkar mıydınız

yolda görsem yolumu değiştirirdim

ayı sözlük itiraf

ne göründüğüm kadar mutluyum ne de psikolojik olatak normal. kendi kendimi tahkik edecek bir alt yapım olduğunu düşünüyorum. bütün bu gece yarısı nefes nefese uyanmalarımın ya da kafamın içinde dönüp duran dip akıntıların sebebi bu.muhtemelen etrafımda bunun fatkında olan insanlar da var fakat onlar da bu gerçeklerimle yüzleşmek istemiyorlar.başımdan bazı şeyler geçti ve beni çok yıprattı tüm bunlar. sevdiklerim hep yanımda oldu kaldı ki bu zarfta onlar elene elene bir elin parmakları kadar kaldılar. ama en sevdiğim ve canımın içi olmasaydı herşey daha kötü de olabilirdi. hayatımızı paylaştığımdan beri pek çok şeye sadece onun için tahammül ediyorum. biliyorum o da sık sık ağlıyor. ama varız işte bir şekilde.

insanı kahreden anlar

bir keresinde çok uzaktan annemin hüngür hüngür ağladığını görmüştüm. o kadar uzaktaydı ki sesi hiç gelmiyordu bana ama ben onun her bir hıçkırığını ta kalbimin ortasında hissetmiştim. bazen bazı çaresizliklerin bir yunan tragedyasındaki kaçınılmaz kader gibi omuzlarımıza çullanabildiğini ilk orada idrak etmiştim. çok mutlu olanları tanrılarda kıskanır insanlarda ve bütün şehirler senin için tebai oluverir.

her şeyi siktir edip bir köye yerleşmek

biliyormusunuz ben bunu yaptım. yaşadığım kimi şeyler çok ağrıma gitti ve yıllar yıllar sonra yapmayı planladığım şeyi yaklaşık üç ay önce yaptım. tabi bu kararı bu kadar hızlı ve kolay almama sebep hali hazırda gidebilecek bir köyümün olmasıydı. pılımı pırtımı topladım ve başta ailem olmak üzere pek çok yakınımın hayretle dolu bakışları arasında istanbul kariyerimi "s.kerler" deyip bırakıp köye taşındım. tam da virüs salgınına denk gelince az çok doğru bir karar aldığıma iyice inandım. boş bir ahırımız vardı. oraya kör topal bir kaç koyun koydum. önümde ki ilk bir kaç ay içinde nelerin dikimini vs yapıcam onları planladım.şimdi inek alsam mı almasam mı diye düşünüyorum.
velhasıl kendime yeni bir hayat tasarladım ve hala tasarlanma süreci içinde.
ama köylü neredeyse bitmiş ve tükenmiş. öyle şeylere şahit oluyorum ki ağlasam mı ne yapsam bilemiyorum. türkiye köylüsü çökertilip elindeki her türlü üretim imkanı sınırlandırılmış, gaspedilmiş ve değersizleştirilmiş.
fikir ve yorumlarınıza açığım.

edit: nazar mı değdirdiniz la? bu sabah keçilerimden biri öldü :( bir kaç gündür hasta gibiydi ilaç ve vitamin takviyesi yaptık ama kurtaramadım. başımız sağolsun.

grave of the fireflies

bu filmi hala yaşayan milyonlarca çocuk var bu ülkede ve dünyada. herkes gidip birisine yardımcı olsun. çünkü bir hayatın kurtarılması kurtarılan hayat açısından çok önemli.gidin bi sokak çocuğuna bot alın ya da bir mülteci çocuğuna kaban. sıcak bir çorba bir kaç meyve insanları mutlu etmeye yeter. bu çocukların hayatı kaybetmesine izin vermeyin.

ayı sözlük yazarlarının depresyondan kurtulma taktikleri

saç sakal traşı olurum.

ayı sözlük itiraf

ne göründüğüm kadar mutluyum ne de psikolojik olatak normal. kendi kendimi tahkik edecek bir alt yapım olduğunu düşünüyorum. bütün bu gece yarısı nefes nefese uyanmalarımın ya da kafamın içinde dönüp duran dip akıntıların sebebi bu.muhtemelen etrafımda bunun fatkında olan insanlar da var fakat onlar da bu gerçeklerimle yüzleşmek istemiyorlar.başımdan bazı şeyler geçti ve beni çok yıprattı tüm bunlar. sevdiklerim hep yanımda oldu kaldı ki bu zarfta onlar elene elene bir elin parmakları kadar kaldılar. ama en sevdiğim ve canımın içi olmasaydı herşey daha kötü de olabilirdi. hayatımızı paylaştığımdan beri pek çok şeye sadece onun için tahammül ediyorum. biliyorum o da sık sık ağlıyor. ama varız işte bir şekilde.

hornet

ben hayatımın en değerli parçasını burada buldum ve ilk buluşmadan sonra yani bundan tam 2 yıl önce hesabımı kapattım. yani işe yarıyor aslında.
Henüz takip eden biri yok.