kedi

son 6 ayımı inanılmaz derecede keyifli kılan hayvandır. hayvan bile diyesim gelmiyor bebeğim o benim. gece yarısı işten yorgun argın geliyorum. tıkırtımı duyup beni kapıda karşılıyor bacaklarıma sürtüne sürtüne odama kadar eşlik ediyor.

bakması da daha kolay köpeğe göre kumunu yemini koy o hallediyor işlerini. köpek gibi illa dışarı çıkayım ağaca işiyeyim gibi derdi yok. hem misler gibi de kokuyor köpeğe nazaran.

insanlar şikayet ediyor yok kıldır tüydür. mevzu bahis kıl tüy olsa annem de beni sokağa atmıştı çoktan.ben daha fazla döküyorumdur kedicağzımdan. ha bi de o bant roll-onlardan var, alıverirsin biter. hayatımda büyük yer kaplar oldu köftehor kalan boş vakitlerimi onunla değerlendirmek istiyorum nedense hep.benim kedimin güzelliğinden mi yoksa kargaya yavrusu kuzgun gözükürmüş hesabı mı ulan kedimi güzellik yarışmalarına sokasım var bi de fotomodel gibi lavuk kamerayı göster hemen poza girsin *

eğer kendinizi yalnız hissediyorsanız ve cidden bakabilirim diyorsanız * bence bir tane edinin derim kötü enerjiyi emiyorlar sanki o gırr gırr sesiyle.
çenesinin altından seviyorsun ya bunu. böyle "mır mır mır" sesler çıkarıyor. sırnaşıyor sonra. bacaklarına sürtünmeye başlıyor. "sev beni, daha da okşa. hem bak onca insan var burda, senin yanına geldim. kıymetini bil. hıh" diyor. böyle biraz aşifte, biraz sürtük ve biraz da hüzünlü, gamlı. seviyorsun böyle. kucağına geliyor sonra. sokak kedisi. tekir işte. pis biraz. pasaklı maria. "olsun" diyorsun "len kirli, naber?". bakıyor böyle boncuk boncuk gözleriyle. "aa durma, yanına geldim diye su koyverme. sevmeye devam et. hıh" diyor resmen köftehor. emir büyük yerden. pasaklı maria'yı sevmeye devam ediyorsun. teşekkür edermiş gibi bir hali var sanki. hoşuna gitmiş. öyle geliyor sana; öyle diyormuş gibi hissediyorsun. sanırım tam anlamıyla kafayı yedim. kedilerle oturup iki lafın belini kırıyorum. peh!
kedilerin kuyruklarında, kulaklarında, kafalarında koku salgılama bezleri var. sen seviyorsun ya bunu hani. bu böyle sırnaşıyor sana. bacaklarına, kollarına, ellerine sürtüyor başını, kuyruğunu. bunu koltuklara, kanepeye, kapıya da yapıyor hani. hah, işte, bunun kedi dilinde anlamı "hey, dostum! bak, kokumu üzerine bıraktım. sen benimsin artık." demek oluyor. bu bağlamda, sana sürtünen (off, başka yerlere çekilebilir şimdi bu) bu kedi seni sahiplenmiş oluyor. bu demek ki bu kedi seni seviyor. sen de sev onu. mıncır böyle. kafasının altını, sırtını okşa mis gibi. mır mır mır.
bir süre sonra kendinizden daha fazla önem verdiğiniz canlıdır.

xyz : tra jedi doğum gününde ne almamı istersin. ihtiyacın olan birşey almak istiyorum.
tra jedi : kuru mama ve kum.
xyz : ö?gjdh!5d45
severken icine motor kaçtığını düşündüğüm canlı. (bkz: ron ron ronn...)
insanlardan çok önemsediğim günler olmuştur yeryüzünde en sevdiğim canlıdır tam bir estetik harikası yaradılışları vardır, "nankör" lük ile itham ettiği dünya tatlısı hayvancık, onlara nankör diyenlerin dünya dışında yaşadığını düşünürüm çünki onların insanlar hakkinda fikir sahibi olmadığı kesin. hayvan sahiplerinin evine tüy, tuvalet vs. gibi sebepler ile bok atan kişiler yine kedilerin kendilerinden milyon kat hijyenik olduğundan bir haber acizler olduğundan habersizdir.
"köpekler sahipleri onları beslediği için sahiplerinin tanrı olduğunu düşünür, kediler ise sahipleri kendilerini beslediği için kendilerinin tanrı olduğunu düşünür." sözü kedileri çok iyi açıklar. kesinlikle evde size misafir muamelesi yaparlar. patron o dur. kedi beslemiş birisi olarak notlarım,

1. evin bereketi filan kaçmıyor. geçiniz bu hurafeleri. komik de oluyor.
2 nankör değiller. sadece yalaka da değiller. aslına bakarsanız sadece umurlarında değiliz. insanoğlunun "mama verdim şimdi benim için herşeyi yapmalı" beklentisi sadece isimlerini nanköre çıkarmıştır.
3. tüm bunların nedeni aslında hala tam olarak evcilleştirilememiş olmalarıdır. kediye numara öğretemezsiniz. öğrettiğinizi de sadece kendi istiyorsa yapar.
4. yalnızdırlar, tıpkı gayler gibi.
5. köpeklerin yeri benim için ayrı olsa da kediyi anlamak için haşır neşir olmak gerekir. aksi taktirde her zaman soğuk ve itici geleceklerdir.
olsa da yesek,evet yesek ama severken böyle bıcır bıcır elmayra*gibi sıkasım geliyor şerefsizleri.
insanın negatif enerjisini elektrik süpürgesi gibi çeken can dostum. sokaktan edindiğim iki kedim var. biri 4.5 yaşında erkek evin sümbül ağası pan efendi. diğeri de tekir cinsi olan annesini daha 1 haftalıkken trafik kazasında kaybeden ve aç bir kedinin ağzından aldığım kızım lulu hanım. moralim bozukken iki mıncıklıyorum neşem yerine geliyor yahu.

aha bu da benim oğlan http://imgim.com/12188924_10153687678588050_9221441215412002894_n.jpg

bu da kızım http://www.imgim.com/lulu.jpg
insan ruhunu gördüklerine inanıyorum kedilerin. hüznü, kederi, karanlığı; sevinci, mutluluğu, ışığı görebiliyorlar.
o yüzden her insanoğlu; havvakızı, ademoğlu sahip olamaz, bakamaz bir kediye.
zira, bir kediye sahip olabilmek için önce sevebilmeyi öğrenmek ve kendine, kendi aynasından bakabilmek gerekir.
kimseyi siklemeyen,somurtan,pörtlek gözlü şirinmi şirin bir kedidir grumpy cat. neşesiz uyuz bir kedi ama çok şirin


burdada grumpy cat neşelendirilmeye çalışılmıştır
hindistanda ki ineklerin cihangir muadili olan hayvan.
canlarını yediklerimin kavgaları bile çok tatlı oluyor. köpekler kibirli, nankör ve bencil olsalardı nesilleri çoktan tükenmişti. ama bu namussuzlar o kadar şirinki kişiliksiz olmalarına rağmen yine de tapabiliyorsunuz.
köpekler sen yemek verince sana minnet eder, kediler ise tanrıya diye duymuştum.
yine yeniden aklımı aldı sıpa, apartmanın bahçesi var ve giriş katındayız arada bir dalıyorlar bu hınzır sıpalar eve, az önce oturduğum odaya daldı aniden ve ikimizinde gözlerinden ananısikiiim bakışları alt yazı olarak belirdi, patinaj yaparak yok oldu, mutfakta yakaladım sıpayı fırının arkasına saklanmış ama o yavru haliyle çok pis tıssladı bu sıpa, tamam aga dedim takıl kafana göre,şimdi büyük odada, ahahaha an itibariyle yine göz göze geldik bu sefer de "yine geldi tipini siktiğiiimin" bakışı attı namıssız.
dünyanın en sevimli yaratıklarıdır. nedense hayvan yerine koyamıyorum bunları. dertleri anlatabildiklerini, beni anlayabildiklerini hatta zaman zaman çözüm yolu gösterebildikleri kanaatindeyim. * yazın 40 derecede sıcaklıkta sarılıp uyumak pahabiçilemeyen bir duygudur.
annemin kıçından uydurduğu "bende alerjik astım var oğlum kedi tüyü çok fena yapıyor beni" diyip yıllarca kösnük kösnük arkadaşlarımın kedilerini sevmek zorunda kaldım. hatta bazen daha ileri gidip annem o kedi eve gelirse seni de eve almam gibi ithamlarda bulundu. şu anlık ana-baba parası yiyen bir öğrencimsi olduğum için kedi besleme hayallerimi ertelemek zorunda kaldım.

sırf bu kedi besleme sevdam yüzünden ileride evinde 32 kedi besleyen yanlız adamlara bağlayabilirim.
gün gelir yemeden, icmeden kesilirler. evde kose bucak pesinizden kosan bu guzel yaratiklar gun gelir yemek kabinin yanina ugramazlar. su icmezler. kuvete girip, su içmeye calisirlar. gardrobun üstüne tek ziplayisla cikan kiz, o gun geldiginde diz boyundaki kuvete cikacak enerjiyi bulamaz. yaptiginiz hicbir saklabanlik dikkatlerini artik çekmez. kardesi birseyler olduğunun farkindadir. yatak icin kavga etmez onunla, gider ufak olan yatakta yatar. dalasmaz hasta kardesine...

geçici tuy yumagi problemidir diye kendinizi avutursunuz bunun dogru olmadigini bildiginiz halde. ama umut fakirin ekmegidir ya!

gidersiniz veterinere. tahliller, ölçümler... beklersiniz ertesi gun bir umut gelen telefonun iyi bir haber verecegini. ancak beklenen olmaz. gun gelir, artik onlarin da miladının dolduğunun farkina vardığınızda koskocaman 17 yil ne cabuk gecti diye sorarsiniz kendinize. yutkunamassiniz. icinizdeki acinin tarifi de yoktur. onun aci cekmesini istemediğiniz icin uyutmaktan başka da care yoktur. onlara hep gozunuz gibi baktiginiz icin, aci cekmeleri en son isteyeceginiz secim olur.

iki gun sonra gidilir kliniğe ve son kez bakarsınız yorgun gozlerine. veterinerin ve asistaninin yaninda aglamak olur mu? bal gibi olur. hungur hungur aglarken saniyeler icinde kapar gozlerini sonsuzluğa biricik kızınız.
bi kedim olmadan önce onları çok nankör zannederdim. aksine vefalılar, sevgi dolular fakat sevdiğini çok belli etmez. bazen yaramazlar, onları eğitmek çok zor, laftan anlamazlar, kendi bildiklerini okurlar. acıktıklarında yalakalık yapmaya başlarlar. sıkıldıklarında senle oyun oynamak isterler. başka işlerle ilgilenmeni istemezler. ilginç bir dilleri var, kendi aralarında miyavlamıyorlar ama kızgınlığa girdiklerinde ortalığı inletiyorlar. bi de şu hayatta en sevdikleri şey uyumak.
  • /
  • 5