damat

toplumda yakışıklı erkekler için kullanılan, çapkın anlamına da gelen sıfattır.

msn e mesene diyen insan

bizzat ben değil. mesenger'a messencır demek gibi değildir. nihayetinde türkçe'de 'messincır' diye okunan messenger yoktur ve ingilizce okununuşunun kısaltmasıdır, doğru telaffuz edilmelidir. yine de facebook'a feysbok diyen insana yeğdir.

(bkz: ben bunu gördüm)

en lezzetli kuruyemiş

psikolog

hayatımda sadece 2 kere gittiğim ruh doktoru. daha da giderdim ama sen buraya neden geldin tarzındaki soruları beni sıktı. belki başkasını bulmalıyım o salak anlayamadı benim karmaşıklığımı.

çalar saat çalmadan önce uyanmak

eğer dışardan bir müdahale olmaksızın * gerçekleşmişse çok tatlı olabilecek bir durumdur. bu zaman dilimini günlük rutinin dışında bir süre kazanmış olmanın verdiği mutlulukla, kahvemi yapıp, rahat bir koltuğa oturup psikolojik olarak kendimi güne hazırlayarak geçiririm genelde.

ayı sözlük itiraf

tek başıma bir yere giderken yolda canım sıkılıyor ve bildiğim halde tanımadığım insanlara yol tarifi soruyorum. manyağım ben galiba.

şafak sezer

gdo şafak kolpa şafak.... vs hos bence ama itici

ayı sözlük'teki çiftler

şahika koçarslanlı

gülse birsel'in kaleminden çıkan, bence en en en başarılı karakter. bunda binnur kaya'nın da yeteneği büyük tabi. tek tük türk dizileri izleyen biri olarak en bayıldığım, örnek aldığım, idolüm kişilik. ikincisi de bihter ziyagil haliylen. yıllar sonra bile izlerken ölüyorum, her cümlesi herhangi bir duruma uyabilecek nitelikte, üstün kişilik.

gülse birsel'in rolü aslında eda taşpınar için yazdığı ve taşpınar'ın rolü yeterli bulmaması vs sebebiyle kabul etmemesinden gülse'nin şahika'nın dozunu arttırarak böyle efsane bir karakter ortaya çıkardığı konuşulurdu zamanında. kendisine teşekkürü bir borç bilirim. lügatımıza ''tepsi popolu'' ifadesibi kazandırdığı için ayrı müteşekkirim.

''sizi donumda sallarım.''

"duygu seline kapılıp parti kızı çizgimden kaymak istemiyorum.''

"etrafta butik yok, villa yok, deniz manzarası yok, varoş dedikleri bu olsa gerek"

hastası olmak

çok beğenilen ve tutkuyla sevilen, istenilen veya özlenen nesneler, olaylar ve kişiler için söylenir.
ayhan sicimoğlu'nun klasik lafıdır: hastasıyız!, der...
nitekim, tutkuyla düşkün olduğu şeyler veya kişiler için sıkça kullanır.

dumur eden olaylar

almanya'da üniversite yurdunun mutfağında bir türk eşcinsel arkadaşımla oturmaktayız. ayrıca yanımızda bizim sınıftan, çok sevdiğim suriyeli arkadaşım ve onun yeni tanıştığım başka iki arkadaşı var, lak lak ediyoruz. tabii ki bir bu suriyeli kardeşlerimize açık değiliz.

konu dönüyor dolaşıyor, eşcinselliğe geliyor. türkiye'deki lgbt haklarıyla ilgili birşey söylüyorum, işte " bülent ersoy falan çok ünlü ama genel olarak tanınma yok, yasalar önünde yok sayılıyor bu durum" falan diyorum, "sizin ülkenizde durumlar nasıl" diye soruyorum. suriyeli arkadaşım şaşırıyor "valla bizim ülkemizde yok hiç eşcinsel, transseksüel falan, hiç yoklar" diyor. ben "hadi canım, olur mu öyle şey, mutlaka vardır da gizleniyorlardır, devletin baskısı daha yoğundur" falan diyorum. arkadaşım "yok, valla yok öyle insanlar, olsalar bilirdim, hayatım boyunca görmedim, zaten bizim ülkemizde öyle insanlar yaşayamaz" falan diyor, diğer iki suriyeli de onaylıyor. ben bu çocuğu seviyorum ama bu at gözlüğü durumlarını ve ülkesini yabancı herkese karşı aşırı savunma, toz kondurmama hallerine de biraz gıcık oluyorum. sırf bu konuda değil, her konuda genel tavrı böyle elemanın. "iyi, yok sizin ülkede lgbt, bütün dünya ülkelerinde var, bir tek sizde yok" diyorum hafiften gıcık olmuş, hafiften iğneleyici tonla. onlar üstlerine alınmıyorlar, anlı şanlı suriye'yi bir kez daha çok iyi şekilde savundukları için kendileriyle gurur duyuyorlar o anda belki de.

tam ama tam bu noktada, sanki bir sitcom çekiyormuşuz gibi tam bu lafın üstüne, mutfak kapısı açılıyor ve diğer suriyeli elemanlara benzeyen bir çocuk içeri giriyor. eleman bizi görüp inanılmaz derecede feminen bir edayla "ayyy siz de mi buradaydınız, ben de sizi arıyordum" diyor ve kırıta kırıta gelip önümüzdeki koltuğa oturuyor, bacaklarını üstüste inanılmaz bir kadınsı edayla atıp gözlerini kırpıştırıyor. ben ve yanımdaki türk arkadaşım dumura uğruyoruz. tesadüf bu kadar olamaz. yeni gelen eleman değme drag queen'e taş çıkaracak bir edada. biz şok olmuş durumdayız, suriyeliler ise gayet istiflerini bozmadan çocuğa yer vermişler. benim arkadaş tanıştırıyor "bu da işte abdül, burada üniversitede tıp okuyor" diyor. biz şaşkınlığımızla kafa sallıyoruz, muhabbet devam ediyor, çocuk muhabbete katılıyor, kimse çocuğun feminenliğini farketmiş değil gibi davranıyor (gerçi normali de bu tabii de, hani o lafların üstüne bu davranış bize çok garip geliyor), ağzımızı açamıyoruz ama biz artık.

hayatımda en dumur olduğum olaylardan biriydi.

lgbti destekçisi ünlüler

bu başlığımızda lgbti bireylere desteklerini esirgemeyen kişileri yazıyor olacağız. çünkü onlar bizim biriciklerimiz.

ilk ben başlıyorum,

hiç fikir sahibi olmadıkları homojen dergi'nin ilk sayısına röportaj vererek desteklerini esirgemeyen ve bize güvenlerinin tam olduğunu fazlasıyla hissettiren demet sağıroğlu ve selma sonat benim oldukça takdirlerimi kazandılar.

yazarların hayran oldukları erkek ünlüler

anne nasihatleri

devark.cloud tarafından geliştirildi.