anadolu rock denince akla ilk gelen rahmetli müzisyen, söz yazarı. tiyatrocu ve müzisyen toto karaca nın oğludur. 1980 darbesi döneminde sıkıntılı dönemler yaşamış, uzun yıllar avrupada yaşamak zorunda kalmıştır.
tüm bu sözlerin arasında asıl dikkat çeken 'bizim kültürümüz' olarak tarif edilen, ters düşmenin yozlaşma olarak addedildiği o kültürün de aslında bizim olmadığının dikkatlerden kaçmasıdır. burada kastettiğim arap kültürü ile türk kültürü karşıtlığı değil, anadolu kültürünün gerçek ve kurgusal yüzü arasındaki karşıtlıktır.
osmanlı güzellemeleriyle birlikte islami siyasetin yükseliş döneminde sıklıkla kullanılan 'anadolu insanı' tamlamasının yeni baştan kurgulandığına şahit oluyoruz. ülkenin ne sosyal ne de tarihi gerçekliğine uymayan ama hem medya hem de siyaset eliyle, kısa zaman öncesine kadar tertemiz var olduğu iddia edilen ancak bozulmaya yüz tuttuğu için acilen kurtarılması gereken bir miras gibi önümüze sürülüyor anadolu kültürü; yapılan her itiraz kendi kültürüne düşman olmakla itham ediliyor. oysa elimizdeki hamilelik örneği üzerinden yapılacak kısa bir geçmiş taraması bile o anadolu kültürünün hiç de bugün pazarlandığı gibi olmadığını analamak için yeterlidir.
hamileliğin ayıplandığı, hamile kadınların toplumdan soyutlandığı bir anadolu kurgusu herşeyden önce bu toplumun ekonomik gerçekliğine ters düşer. türkiye'de şehirleşmenin tarihi 1950 sonrasında başlar ve ancak 1980 sonrasında nüfusun büyük bölümü şehir hayatına katılım sağlar. bu neden önemli? nüfusun büyük bölümünün kırsal kesimde yaşadığı çok değil 50-60 yıl öncesi dönemde kadın nüfusün neredeyse tamamı aktif çalışma hayatının içinde bulunur. temel ekonomik uğraş tarımsal üretim olduğundan kadınlar dahil her aile bireyi başka seçeneği olmaksızın tarlada, bağ-bahçede ya da hayvanların arasında çalışmak zorundadır. anadolu'nun pek çok yöresinde 'annem beni tarlada doğurmuş' hikayesini anlatabilecek sayısız insanın varlığı, hamile kadınların son ana kadar yaşam koşulları nedeniyle çalışmak zorunda olduğunun da bir kanıtıdır.
bugünün islamcıları şehirleşme ile başlayan yeni ekonomik-sosyal gerçekliği geçmişin üzerine giydirmeye, yeni ürettikleri yaşama biçimini toplumun yüzlerce yıl içerisinde geliştirdiği kültürün tamamına mal etmeye çalışıyorlar. şehir hayatına geçişte toprak sahipliğinin kayboluşu, evin tek çalışan bireyinin erkeğe dönüşmesi ve dolaysıyla kadının eve konumlandırılması sonucunu doğuracak; günün sonunda kamusal alan tümüyle erkeğin insiyatifine bırakılacaktır. kısaca kadın ile ev arasında kurulan ve onu kamusal hayattan soyutlayan denklem anadolu kültürünün değil, son yarım yüzyılda gerçekleşen islamcı şehirleşme hareketinin ve islami burjuvazinin pratiğidir.
bugün karadeniz'in çay tarlalarında ya da mevsimlik işçileri taşıyan kamyon kasalarında hayata tutunmaya çalışan pek çok hamile kadın, ülkenin ekonomi politiğine islamcı düşünürlerden çok daha yakındır.
film mi??? bu kelime sadece bana ahhh sonunda uyayacağım cümlesini hatırlatır. trailer'ına baktım ve de yarın zamanımı bu filme ayırmayı planlıyorum. umarım beğenirim, yorumumu yarın yapacağım *
sevgili 17 yaşım bu aralar bir müzik grubu dinlemeye başlayacaksın, büyüleneceksin hatta ve dünya artık eskisi gibi gelmeyecek sana eskisi gibi dönmeyecek senin için ama ne zaman 20 li yaşına geldin o zaman bu dinlediğin grup vasıtası ile birini tanıyacaksın. benden sana abi nasihati sakın tanıma onu. başını çevir ve hiç görmemiş gibi yap aksi halde damarlarında hep bir sonbahar dolaşacak. aksi halde vahşi bir hayvanın yaraladığı avının kaçıp kurtulmasının ardından aşırı kan kaybetmesi sonucu bir köşeye yığılmasının ardından başına toplanan akbabalar ve sırtlanlar gibi hayvanların daha ölmesini beklemeden onu parçalara böleceklerdir. düşünsene o hayvanın gözlerinde ki çaresizliği, korkuyu ve acıyı. işte senede bu acıyı, korkuyu ve çaresizliği gözlerinde taşıyacaksın ömür boyu ve bu gözler ile bakacaksın hep dünyaya. kendine çok iyi bak. öpüyorum saçlarından.
annesi, pedofil öğretmen için "“üst katta kalırlardı. kendi çocuğu gibi bakardı. karınlarını doyurur, banyo yaptırır, çamaşırlarını yıkardı. çocuklara kendi analarından iyi bakardı” demiş. ah anacım senin bilmediğin bir çok şeyi yaıyormuş oğlun o küçük çocuklara!