naruto shippuuden'in yeni bölümlerini ve bleach'in geri dönüşünü beklerken izlemeye başladığım anime. ilk başta manga olarak yayımlanıyor elbette. animesi sonradan çekiliyor. en son 133. bölümü yayınlanmış animenin.
olaylar fiore krallığı adında bir yerde geçiyor. bu yerde büyü ve sihir hâlâ kullanılan şeyler. hatta insanlar büyü ve sihirler satarak geçimlerini bile sağlıyorlar. büyüyü kendilerine iş olarak seçenler de var. bunlara "wizard" deniliyor. bu büyücülerin toplandığı, bağlı oldukları "druid"ler var farklı farklı. işte bu "druid"lerden fairy tail adındaki olayların ana odağındaki.
bütün küfürlerine bütün açık seçik konuşmalarına rağmen çocukluğumdan beri bayıla bayıla izlediğim, sahneye içip çıktığında cozutan, mesleğini söylemekten hiç gocunmayan zeki orospu. jürilik yaptığı değil kendine ait eski programlarını bulup izlesem keşke.
dilimize arapça'dan geçmiş güzel fonetiğe sahip kelimelerden biri. anlamı zor, güç olsa da her ikisinden de daha iyi anlatır sanki yaşanan durumun güçlüğünü.
alt dudağın hemen altında siyah bir nokta şeklinde görülen dövmedir. kendisi katıldığı bir programda bu noktanın gülünce yıldız şekline dönüştüğünü iddia etmiştir. hülya avşar'a bu dövmeyle şahtın şahbaz oldun demek ister şu biçare gönül!
bobby drake isimli bu arkadaşımız vücudunun tamamını buza çevirebilen, havadaki su buharının kinetik enerjisini düşürerek buz haline getirebilen, bu sebeple buz yaratıyormuş gibi görünen, x men bünyesinde bir karakterdir. kendisinin buz halindeyken kopan parçalarını birleştirebildiği, hatta tamamen parçalara ayrılsa* bile bir araya gelebildiği görülmüştür. hafiften spiderman'inkine benzeyen bir espri anlayışı vardır, eğlenceli bir karakterdir bir o kadar da iyi dövüşür, başarılıdır.
gossip girl sayesinde keşfettiklermizden, aşırı güzel bir the bravery şarkısı.
the faces all around me they don't smile they just crack
waiting for our ship to come but our ships not coming back
we do our time like pennies in a jar
what are we saving for [x2]
there's a smell of stale fear that's reeking from our skins.
the drinking never stops because the drinks absolve our sins
we sit and grow our roots into the floor
but what are we waiting for? [x2]
[chorus:]
so give me something to believe
cause i am living just to breathe
and i need something more
to keep on breathing for
so give me something to believe
something's always coming you can hear it in the ground
it swells into the air
with the rising
rising sound
and never comes but shakes the boards and rattles all the doors
what are we waiting for [x2]
[chorus]
i am hiding from some beast
but the beast was always here
watching without eyes
because the beast is just my fear
that i am just nothing
now its just what i've become
what am i waiting for
its already done
kesinlikle doğru bulduğum tespit. yine içimizden pislik eksik olmuyordu derin devlet vs. ama gerçekten hem ülke çok daha demokratik, hem de halk daha toleranslıydı. politika daha dengeliydi, medya bağımsızdı, bu kadar kutuplaşma yoktu. eşcinsellere yine sapık gözüyle bakılıyordu ama bir şekilde hoş görülüydü insanlar. istanbul'da 2019, ankara'da pulse8 klüplerinin olduğu dönemdir ayrıca. belki de biz paralel evrendeydik bilemiyorum ama net olarak hissettiğim şuydu: insanlar türkiye'de yaşamaktan gurur duyardı, türkiye sevilirdi. şimdi ise herkes mutsuz, herkes bir yolunu bulup ülkeyi terk etme arzusunda ki hak vermemek elde değil.*
edit: asagidaki yaziyi okuyunca anilarim depresti, amca hakli hatta devletin alenen yaptigi madimak var daha listede. evet daha demokratik diyemeyiz belki, ama yine de daha mutluydu insanlar.. ya da biz buyuduk ve kirlendi dunya *