bondbear

Durum: 1924 - 0 - 0 - 0 - 29.01.2017 03:58

Puan: 30692 - Sözlük Kaşarı

16 yıl önce kayıt oldu. 2.Nesil Yazar.

geliyorummm...
  • /
  • 97

in the name of

w imie...

dünyada vizyona in the name of adıyla giren 2013 yapımı filmdir. yirmili yaşlarında tanrıyla tanışan ve peder olan bir adamın iç dünyasında yaşadığı fırtınaları anlatan film, son zamanlarda yapılan kaliteli lgbti temalı filmlerdendir.

quark

gazete, dergi, kitap tasarlamaya yarayan, grafikerlerin en çok tercih ettiği sayfa düzenleme programıdır.

indesign

gazete, dergi, kitap tasarlamaya yarayan, quark'tan sonra en çok tercih edilen, adobe çıkışlı grafik tasarım programıdır.

(bkz: homojen dergi)

(bkz: sayfa düzenleme)

(bkz: grafik tasarım)

koyulaci.com

içeriğini hafif yollu değiştirerek aktüel haberin yeni rengi olmak isteyen sitedir. daha önce erkek sitesi olarak kendini lanse edişi "ileride karşımıza bakalım ne olarak çıkacak?" sorusunu akıllara getirebilir. az haber girişi yapan site sıkılmadan gezilen bir içeriğe sahiptir.

naringergedan

homojen derginin olmazsa olmazı olan, sözlük güzeli, kaliteli insan. ayrıca facebookta arkadaşım olan ender yazarlardandır.

homojen dergi

çok yakında web sitesi aktif yayına geçecek olan, yazarları ve konularıyla farkını ortaya koyan, geleceği pırıl pırıl e-dergi.

aşk

“ey aşk!” dedim içimden, “kutsal olan… bedenler yakan, bedenler çoğaltan aşk…”

bir akşam… sıradan bir akşam… eve dönme vakti… sıradan bir iş günü sonu… vakit alaca, hava ufaktan soğuk, gök dolu… ben diyeyim s1, sen de s2… bilemedim… hatırlayamadım…

bir otobüs işte; insanları evine, işine, sevdiğine kavuşturan… parlak sarı, başaklar gibi… dolu… tıklım tıklım dolu… tek bir koltuk boş ki, hem ters hem de en sevmediğim yüz yüze bakanlardan… gün çökmüş omuzlarıma, beden tarumar… sessizce süzüldüm koltuğa… iki kıpırdandım, konumlandım… görseniz, uzun yola vurmuşum kendimi edasıyla kuruldum… hepi topu 20-25 dakika sonra ineceğim… hepi topu her gün bindiğim otobüsteyim…

ama…

hayat burada güzel işte… ama dediğinde hoş… olağanın dışına sapınca keyifli…

karşımda bir çift… gözleri birbirine kenetlenmiş… dudakları kıpırdamıyor, ama elleri konuşuyor… o eller bir sımsıkı tutuşuyor, bir parmak parmağa geliyor, bir su olup diğerinin avucuna akıyor…

konuşuyor o eller; bir şiir okuyor, bir şarkı söylüyor, bir an oluyor, çığlık atıyor…

gözler kenetlenmiş… ikili koltuk en tasarruflusundan kullanılıyor… utanmasa, 3-4 durak sonra otobüse binen genç bayan ilişiverecek yanlarına… bizimkiler sığışmışlar bir buçuk koltuğa…

dedim ya gözleri kenetlenmiş diye… hani otobüs sarsmasa, göz bile kırpmadan gidecekler yol boyunca…

“aşk” dedim içimden… kulağımda cem adrian… daha bir hoş geldi görünen, gözüme… bakmayayım dedikçe, kaydı gözlerim o ellere… belli, fena aşıklar… belli, henüz evli değiller… besbelli, birazdan ayrılacaklar…

dedim ya… kulağımda cem adrian, mutlu yıllar diyor, siyah bir veda öpücüğü adlı kapkara albümünden…

otobüs gitti… otobüs durdu… binen bindi, inen indi… eller ateş, eller ter, eller aşk… birbirinde eller… derken kızın eli süzüldü, çantasına doğru gitti… oğlanın eli onu takip etti, dayanamadı tekrar kavradı, dudaklarına götürdü, öptü… “bu ne lan” dedim içimden… yanıyor bunlar aşktan… yazık! nasıl da hasretler birbirilerine…

kulaklarım cem’in, gözlerim onların esiri… kaptan sert bir dönüşle yolcuları sarstı… otobüs bir gitti, bir durdu… bir duracak, kız fısıldadı, oğlan düğmeye bastı… 1-2 dakikaları ya var, ya yok!

birden koltuğumda dikeldim… dönüp ardıma, şoföre, yolculara baktım… “kaptan dur! millet in! işıklar sön!” diye bağırmak istedim… sustum elbet!

indi kız… ellerini o gece için son bir kez daha kullandı… otobüste kalan oğlana sallamak için…

“ey aşk!” dedim içimden, “kutsal olan… bedenler yakan, bedenler çoğaltan aşk… bu kız adına, bu oğlan adına, kendi adıma teşekkür ederim… çünkü sen öğrettin bana yanmayı, tam sönerken tekrar ışık saçmayı…”

kıskançlık

seven insan kıskanır! evet, kıskanır. buna katılanlardanım ama…
yine bir “ama” işin içine girdi…

bu durumda olayı derecelendirmeye gitmekten öte bir şey kalmıyor insanın elinde…

doğrudur! seven insan kıskanır! sahiplenmekle ilişikli bir durum… kıskançlık, dozu kaçmadığı sürece de ilişkinin dinamiği adına keyif bile verir. ama, dozu kaçınca, kıskançlık kıskançlıktan çıkıp hastalık boyutuna gelince işler öyle bir karışır ki, çözmek ne mümkün!

bir bildiğim, bir yaşamışlığım var elbette bu sözleri yazmamı sağlayan. öyle kuru gürültü değil! bence sonuna kadar bir okuyun derim, çözüm sunmuyorum, sadece sorunu hatırlatıyorum…

nihayetinde her ilişki yaşayanlarınca yönünü bulan ve son derece kişiye özel gelişen bir durum! mesela bir birey bir ilişkisinde kıskanmazken diğerinde pekala kıskanabilir ya da bir ilişkisinde son derece romantikken bir sonraki ilişkisinde “seni seviyorum” bile demeyebilir…

yani her ilişki insanın alttan alta huyuna da işler… huyunu da değiştirir!

ben kıskançlığı -yazının başında dediğim gibi- dozunda seven, ilişkinin dinamiğine iyi geldiğini düşünenlerdenim… nitekim güven duyduğumuz, bir ömrü paylaşmak için yola çıktığımız insana yol boyunca aynı güvenle yaklaşmamız gerekir…

o güveni hak etmeyen, kişilik bozukluğu olan insan modeli değil anlatmak istediğim. en yalın haliyle masum olan, hiçbir şey yapmadığı halde çok şey yapmışçasına şüphe duyulan insanlardan bahsetmek istiyorum…

sonuçta insan güven duyduğu, özgüven sahibi olduğu zaman kıskançlık denen ruhsal bulantı minimumda kalır…

ama…

işi şüphe ve kıskançlık olarak ele alırsak yandı canım keten helva… bir ilişkinin içine sadakate dair şüphe düştüğü an, bir daha hiçbir şey eskisi gibi olmaz! hele ki, şüphe duyulan kişi masumsa yani şüphe duyan, küçük kıskançlıklarını şüphe boyutuna taşımışsa, o ilk günler duyulan ve bir ömür korunacağı düşünülen güven temelden sarsılır, ilk tartışmada yıkılır!

peki, kıskançlık denen ve kişinin kendine engel olmaması durumunda kimsenin önünde duramadığı duygu ne zaman ilişkiyi sarsmaya başlar?

bu sorunun birçok cevabı var, özünde yaşanmışlık olan…

sarsıntı, kıskanılan kişinin yakın çevresinin duruma dahil edilmesiyle başlar… cinsiyetin gözardı edilerek kıskançlığa arkadaşların, akrabaların ve hatta yakın aile bireyleriyle olan iyi ilişkilerin dahi konu edilmesi ilişkiyi derinden sarsar. burada durum, “beni aldatıyor musun?” olayından çıkar, “benden çalıyorsun” olayına girer…

benim olan zamanı benden çalıyorsun ya da bana x kişi kadar bile değer vermiyorsun serzenişleri gibi…

bu durumda dikkat edilmesi ve akıldan çıkarılmaması gereken en önemli şey, kişinin daha önce bir yaşamı, bir arkadaş grubu ve ailesi olduğu gerçeğini unutmamaktır! ki, bahsi geçen kişiler yani hastalık boyutuna taşınan kıskançlık krizlerinde konu edilen kişiler olmasa, aşık olunan ve bir ömür geçirmeyi istenilen kişi de olmazdı! işin en acımasız olanıysa, kişi seçimini yapıp bir ömür geçirmek isterken ona bu haksızlığın yapılmasıdır!

işte bu noktada kıskançlık değil, güven ve özgüven eksikliği işin içine girer ve hastalıklı bir kıskançlık ilişkiyi adeta zehirleyerek yavaş yavaş öldürür!

bir sonuç ya da bir doğru yol peşinde değilim… sadece bana ve gözlemlediğim kadarıyla birçok kişiye hayatı zorlaştıran bir sorunu hatırlatmak istedim…

konuya dair söyleyebileceğim son söz: her şey dozunda güzel!

deep purple

soldier of fortune

üzgün krep

gece gece krep fotoğrafı aramama sebep olan tariftir.

mahsun kırmızıgül

mucize

mahsun kırmızıgül'ün türk sinemasına kazandırdığı anlatım dili ve görsel sunumu ile şiir gibi olan, senaryosu gerçek bir yaşam hikayesine dayanan filmdir. *

ölen sanatçılara sorular

sevgili amy winehouse, janis joplin'le öteki dünyada düet falan yaptınız mı? ya da sevgili janis joplin, amy winehouse'la öteki dünyada düet falan yaptınız mı?

amy winehouse

homojen dergi'nin sayfa tasarımlarını yaparken bana eşlik eden, bu yüzden de sanırım karanlık bir tasarıma imza atmamı sağlayan ölümsüz kadın. * *

istiklal'de kadın döven adamın linç edilmesi

alttaki yazara soracaklarım var

olmaz mı hiç! ahhh, ahhh... bilemedim değerini, o ilgilerin alakaların sebebini! lisede beden hocam, dalyan gibi adam... gitti giden, gitti giden... ne istediğimi bilemediğim bir dönem, tüm cinslere kapalıyım. adam pervane etrafımda. boy desen onda, tip desen yıkılıyor. bense tam bir kezban, "ne iyi adam" modunda...

alttaki yazar, sözlükte en merak ettiğin, tanımak istediğin yazar ya da yazarlar kim?

janis joplin

hakkında dilimizde kaleme alınmış kısa bir biyografisi de bulunan blues rock kraliçesi. http://koyulaci.com/genel/10-fotografla-...

keşke ölmeseydi denen ünlüler

  • /
  • 97
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1924

sevgili olmazsak sevişmem

tek eşliliğin faydaları

birisine ait olmanın güzelliğle girilen yataktan daha bir hoş kalkmaktır. zordur elbet, sonu acıdır ama unu ayrı, fıstığı ayrı, şekeri ayrı yiyince midede voltranı oluşturup baklava olmaz... emek vermek gerekendir.

her insan biseksüel doğar

ayı sözlük üçüncü heybeliada zirvesi

bir takım insanların bir araya gelerek, düşüncesizce fotoğraf paylaşıp, "amına godumun bursa'sında ne işim var len" feryatları attıran, beni kıskançlık krizlerine sokan zirve olarak hiç unutmayacağımdır. aşk olsundur. kötüsünüzdür. :(

alttaki yazara soracaklarım var

aşk şarkılarına sesi çok yakıştığı için nilüfer düğünüme gelsin, makberi hakkıyla söyleyen sertab erener de cenazeme...

alttaki, saat olmuş 03.30 hala neden ayaktasın? neler yapmaktasın? *

ilk eşcinsel deneyim

taksimden avcılara otostop çekerek eve dönme çabası anında yaşanandır.

adam hoştur, yakışıklıdır, boyludur posludur, kıllıdır, sakallıdır. sorar, nereye?
çocuk (ben) gençtir, toydur, hafif sarhoştur. yanıtlar, avcılara?
adam, şirinevler der, çocuk olur der.
ateş basar çocuğu, yaş 17-18dir. adam yakışıklıdır, esmer güzeli bir şey. yol uzar, ara sokaklardan falan gidilir. adam süzer, çocuk yanar. adam her kelimesini kızlara getirir, çocuk sınanır. şirinevler geçilir, çocuk kısık bir sesle, ben uygun bir yerde ineyim der. adam göz kırpar, acelen yoksa dolaşalım. ses çıkmaz çocuktan, yola devam edilir. avcılar geçilir, büyükçekmeceye gelinir. adam arabayı karanlıkta sağa çeker. çocukla göz göze gelir. nasıl bir şehvettir ki, dudaklar dakikalarca kenetlenir?
adam dur der, otele gidelim. çocuk tamam der, çabuk olalım.

gerisini de yazamam yani... bu kadar yeter...

sevgiliye sucuklu tost yedirmemek

her an dudaklarına yapışma isteğinin tavan yapmasıdır.

- iki tost, biri sucuklu olsun.
+ kamil, sucuklu yemesen?!
- sucuklu seviyorum ama..
+ tamam da, bugün yemesen..
- niye, sucuklu tost yememe günü mü?
+ elbette hayır, iki gündür görüşmedik yaa..
- eee...
+ boş ver eee lemeyi, adam yapmadan iptal et işte!
- ama sucuklu seviyorum!
+ biliyorum kamil, ben de bir öküz seviyorum!

istek parça çalmıyorum

kısa süre içinde ayı radyo djlerinin diline yapışacak olan geri çevirme açıklamasıdır.

yazar: sezen'den bir parça çalar mısın?
dj: canım ben istek parça çalmıyorum!
yazar: neden?
dj: belli bir konseptim, ona göre de playlist'im var.
yazar: listeni yiyeyim sana bir şey olmasın!
dj: kırıldın mı?
yazar: ne kırılacağım yahu, winamp sağ olsun. seni kapatır winamp'a bağlanırım.
dj: aaa, olmadı şimdi.
yazar: n'oldu, kırıldın mı?

cumartesi anneleri

ilk jopumu davalarına ses verdiğim için yediğim analardır.

uğurlarına bir değil on jop dahi yesem yine de seslerine ses vereceğimdir.

(bkz: şafak türküsü)

(bkz: benim annem cumartesi)

seri eksi oy veren ezik

acıyor

hemoroidi olan pasifin favori şarkısı;

acıyor acıyor acıyor
her pozisyonu denedim dinmiyor
seninkide amma büyük
fena kanatıyor

(bkz: göksel)

kadınsı olmayı kusur sanmak

gay ilişkide partnerine karıcım diyen erkek

ruhu kadın bedeni erkek eşcinsellerin fink attığı günümüzde yaşanılan seks maduriyetidir.

(bkz: kestir de kurtulalım)

sevişirken başa gelen komik olaylar

şiddetli diş çarpışmasıyla yaşadığımdır. acı içinde gülerken bir yandan hala öpüşmeye devam etmekse ayrı bir komedi olmuştu.

ama en acımasızı dalyan gibi bir adamda düğme gibi bir penisçik gördüğümde ''anam, bamya bile daha büyük'' demekle yetinmeyip üstüne bir de gülmüştüm. tabiki tek gülen bendim..

bir kitabın sonunda ağlamak

ağlak yurdum insanının her şeyin sonunda ağlama isteğinin edebiyata sıçramasıdır. tamam ağlarız da, sonunda ağlamak kitabı kitap yapmaz! buna dikkat!
Henüz takip ettiği biri yok.