ozbuyucusu

Durum: 98 - 0 - 0 - 0 - 24.05.2013 02:27

Puan: 1652 - Sözlük Kezbanı

5 yıl önce kayıt oldu. 3.Nesil Yazar.

Henüz bio girmemiş.
  • /
  • 5

asıldığınız adamla sohbet yaratma çalışmaları

az önce idamla alakalı bir makale okurken, bu başlıkla karşı karşıya gelince dumur olduğum, "nası lan, birlikte nasıl asıyorlar adamı?" gibi saçma salak çıkarımlar yaptığım hede. aman tanrım, artık sanırım uyumalıyım.

yıl olmuş 2013 hala aptal insan var

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

scott mckenzie - san francisco

uyuyan sevgiliyi izleyen salak sevgili

içinde antep geçen şarkılar

ismi unutulan arkadaşa hitap şekilleri

ilk önce "naber" dersin, sonra tıkanır ve devamını getiremezsin, orda arada kalmış ince kısık bir "jaanıım" çıkar, sonrasında ise o kişi mekandan uzaklaşır uzaklaşmaz yanındakilere ismini sorarsın. *

ygs

öğrencilerin moralini bozmak için yapılan sınav tahminimce. ben daha hiç ii geçti diyenini görmedim, duymadım, türkçe her zaman bir öykü kitabı oluşturacak kadar paragraflar içeriyordu falan filan. sevilmeyen saçma salak sınavlardan bir tanesi daha işte. öğrenciyi ezberciliğe daha çok alıştırır, sevimsiz bişey işte, anladınız siz sanırım.

nostaljiyi özlemek

aslında tamamen çocukluğu özlemekle özdeşleşmiştir bence. çocuklukta küçük sorunlar vardı, her şey daha basitti, ne yaparsak yapalım en fazla bir azarla paçayı kurtarıyorduk. her film, her klip, her dizi ve her şarkı o zamanlara ait olan, daha güzel gelir bize. geçmişi tekrardan yaşattıkları için olsa gerek. ben de özledim çocukluğumu aslında. hiç kimsenin benden beklentisi olmadığı, en fazla yemek yemediğim için annemin peşimden koşturduğu zamanları. şimdi ise noldu? annen ve baban senin iyi para getiren bi işe sahip olmanı senden daha çok istiyolar, insanlar birbirinin hatasını bulunca affedemiyo, affetmek bir zayıflık olarak algılanıyor toplumsal hiyerarşinin korunması gerektiği bir toplumda. ne kadar özgürlük özgürlük diye çırpınsak da bu düzende elde edebileceğimiz en fazla şey, bize sundukları seçenekler arasında seçim özgürlüğü.

(bkz: gençler neden isyan ediyor )

lisede felsefe dersleri

genelde ezbere kaçan, gerektiği gibi işlenmeyen derslerdir. genel akımları, kimlerin neyi temsil ettiği, kimin ne yazdığını, kimin kime hocalık ettiğini bir nesil ezberlemeye çalıştı. buna rağmen kitaptan rasgele alınan cümlelerle, onlara uygun bağlaçları bulmak için kafa patlatmaya çalıştı sınavda *. şimdi düşünüyorum da kimin hangi akımda olduğunu ezberlemektense, adam gibi 2-3 şey tartışsak belki de toplum olarak genel kalıplara sıkışmış olmaz, daha anlayışlı davranabilirdik birbirimize.

ha bi de şimdi aklıma geldi, lise felsefe kitabında immanuel kant'ı i. kant diye yazmaları ise bir nesilin immanuel kant'ı i(birinci). kant olarak tanımasına sebebiyet vardı***. sonra suat kılıç'ın olimpos'un türkiye'de bulunduğunu söylemesine gülüyoruz, bir nesil bu trajediyi yaşadı sevgili sözlük.

sözlükçülerin nick hikayeleri

küçükken kaç kere izlediğimi hatırlamadığım ve hala oturup izlediğim, küçükken üzerinde çok düşünmesem de şimdilerde felsefesini de anlamaya başladığım, sevdiğim filmlerden biri. çoğu yerde de bu nicki kullanırım alınmamışsa şayet.

aşık olunan kişinin uzakta olması

acıtır, üzer insanı. sevip de kavuşamayanlardır onlar, insana damar üstüne damar şarkılar dinlettirme isteği doğurur. bakın ne demiş selda bağcan:

"al beni, kıyamam seni"

o zaman bu şarkı sevip de kavuşamayanlar için gelsin


2000lerde salsa dergisinin verdiği posterler

2000lerde deli gibi moda olan, ergen kızların dolaplarını süsleyen posterlerdir. ablamdan biliyorum, sırf poster için o dergiye para verenler vardı. daniel radcliffe ve bilumum harry potter karakterleri, blue, thalia ablamın koleksiyonunu yaptığı posterlerden bir kaçını oluşturur sadece.

joseph morgan

vampire diaries'de klaus'u canlandıran adam. çok tatlı, çok sevimli bir suratı vardır, ingiliz aksanına hiç girmiyorum içimdeki ergeni açığa çıkarmıştır. posterlerini falan dolabıma asacam yakında. kıvanç tatlıtuğa benzerliği vardır.

(bkz: ölmeden önce sevişilmek istenen erkekler )

ama bi bak bi bak ablası/abisi, çok şeker değil mi

ayı sözlük itiraf

itiraf ediyorum, her saate baktığımda o tarihte olan herhangi bir tarihsel olayı hatırlamaya çalışıyorum, misal saat 19.12 ise 1912 trablusgarp savaşı geliyor aklıma, ya da 14.53te istanbul'un fethi gibi. yanlış anlaşılmasın, tarihim o kadar ahım şahım da değildir, ama işte naparsın bu da beyin.

21 mart 2013 diyarbakır newroz kutlaması

sözlükte hakkında yapılan yorumlardan bazılarına anlam veremiyorum. nasıl bir kafa yapınız var? hayır bu sözlüğün kurulma amaçlarından biri de yanlış bilmiyorsam lgbt bireylerin sesini duyurması. aynı durum 21 mart 2013 newroz kutlaması için de geçerli, insanlar sesini duyurmak istiyor. sadece kağıt üzerinde değil pratikte de eşitlik istiyolar. devlet nasıl bi kavram ki uğrunda bu kadar insan sinirlenebiliyor, kan dökebiliyor ya da etnik kırımdan bahsedebiliyor? devlet insanın elini kolunu bağlayan kafalarda belli bir düzen metaforu oluşturan bunun dışında kalanlara ise deli gözüyle bakmalarını sağlayan bir kavramdır. hayır benim anlayamadığım şey devlet denilen şeyin nasıl beyinlere kendini kabul ettirdiği defalarca, burdaki yorumlarda da sorgulamak istediğim bir mevzudur, ha mitinge ve abdullah öcalan'ın açıklamasına gelirsek tabi ki ölen insanları geri getirmeyecek de olsa olumlu yanlarını görüyorum. daha fazla genç, ki çoğunlukla zorunlu olarak oraya gönderilen gençler ölmeyecek

dünyanın en güzel gözleri

boş bakmayan gözler. bir insanda ilk dikkatimi çeken şey gözler olduğu için(hatta öyle ki çoğu insanı haa şu mavi-kahverengi-yeşil-ela gözlü çocuk diye hatırlarım), eğer boş ve yanına kendini beğenmiş bakışlar da eklenirse hızla ordan kaçmanızı tavsiye ediyorum.

aşk

aşk için genel bir tanımlama yapılamasa da, herkes için farklı bi tanımı olsa da yan etkileri benzerdir.

sıklıkla görülen yan etkileri:
karın ağrısı, sadece belli ses ve görüntülere odaklanma, bi kilometre öteden hiç zorlanmadan onu farkedebilmek*

daha az görülen yan etkiler:
muhabbet kurcam diye saçma saçma konuşmak, şarkılarda onu hayal etmek, özlemek, kaybetme korkusu, arzulamak


seyrek görülen yan etkileri
sarhoş olup kapıya dayanmak, ağlamak, uyuşukluk, karamsarlık, yüzde sivilcelenme

nadir görülen yan etkileri:
hayatının geri kalanını mevzu bahis olan kişiyle geçirmeyi istemek, karaciğer sorunları*

görülmemesi umulan yan etkileri ise:
aşkından dövmek, ya benimsin ya kara toprağın

ilaç prospektüsü gibi oldu ama, arada dozunu kaçırmadan antidepresan olarak kullanılabilir.

kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz

biri bana lütfen şaka olduğunu söylesin. milletvekillerinden biri kalkıp kadınlar gününde "kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz" diyor, nasıl bi zihniyettir, kadınlar gününde kadınlarla alakalı kur'an'dan bişe bulayım söyleyeyim demiş, ama ödevi copy-paste yapan çocuklar gibi ilk bulduğu şeyi alıp getirmiş zannımca. nolcak canım, dövsünler bizi, en fazla ölürüz dimi, biz ölsek nolur ki, eşit de değiliz zaten, neden bunları görmek istemiyoruz, düzeni huzuru bozan sonra biz oluyoruz, ayıp yapıyoruz dimi.

(bkz: gel de sövme ama şimdi )

3 idiots

sıkmayan eğlenceli, aynı zamanda boş bir içeriği de olmayan filmlerden bi tanesi. meslek seçerken idealist davranmak isteyenler ancak toplum baskısından kaçamayanlar için gaza getirici bi film. 3-4 kez izledim kendisini yaklaşık 3 saat olduğunu bilmeme rağmen.

ayı sözlük yazarlarının gitmek istediği ülkeler

yeni zelanda, avustralya, tropik tropik yerler işte, ama çok da mümkün görünmüyor şimdilik.
  • /
  • 5
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 98

faşizm

her aklıma geldiğinde aklıma şu kısa anekdot* gelmektedir:

good morning vietnamda, bir subay bir vietnamlıyı bardan kovmaya çalıştığında adrian cronauer layıkıyla şöyle cevaplamıştır:

"eğer vietnamlıları kovarsan, sonra çinlileri, zencileri ve yahudileri kovman gerekir. o zaman sadece birkaç beyinsiz ırkçı kalır."

(bkz: good morning vietnam)

murat menteş

korkma ben varım ve dublörün dilemması gibi iki güzel romanın yazarı ve çok farklı bir kafa yapısına sahip olduğunu düşündüğüm, tanışmak istediğim yazarlardan biridir. yeni şafak ta da köşe yazarlığı yapmaktadır. kendini tasavvufa vermiş bir adam gibi görünüyor ve kitaplarındaki cümlelerinin basitliği, yalınlığı ama bir o kadar da güzel olması bendenizi benden almaktadır.

çocukken yapılan saflıklar

say say bitmez efenim, " sen ne kadar salak bi çocuksun" diye söylenenlere "senin kadar" diye cevap verirdim. hugo'yu tutturan apartmandaki tek çocuk olmama rağmen telefonu tolga abinin suratına kapadım heyecandan*, bisikletini vermeyen çocuğa dalmak, ve tuvalet deliğine ayağını sıkıştırmak* bunlardan birkaçı.

çocukken yapılan saflıklar

evde bulunan her tülbenti, kumaşı pelerin yapmak, ruhsarcılık oynamak ve tabi ki favorim koltuktan baş aşağı oturmak. ne güzelmiş çocukluğumun zamanları, hey gidi hey.

yapılmış en aptalca dalgınlıklar

akbil yüklerken cüzdanda para bulamayıp arka tarafa dönüp "pardon, fazlalık kağıt paranız var mı" diye sormak.

rüzgar erkoçlar

cinsiyetini değiştirdikten sonra şaka maka alıcı gözüyle bakmaya başladığım insan. ne sevimli olmuş o öyle. cesareti, tüm bu kötü söylentilere rağmen, erol köse ve diğerleri gibi adabını bozmaması ise takdire şayan.

kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz

biri bana lütfen şaka olduğunu söylesin. milletvekillerinden biri kalkıp kadınlar gününde "kadınları hafifçe dövüp korkutabilirsiniz" diyor, nasıl bi zihniyettir, kadınlar gününde kadınlarla alakalı kur'an'dan bişe bulayım söyleyeyim demiş, ama ödevi copy-paste yapan çocuklar gibi ilk bulduğu şeyi alıp getirmiş zannımca. nolcak canım, dövsünler bizi, en fazla ölürüz dimi, biz ölsek nolur ki, eşit de değiliz zaten, neden bunları görmek istemiyoruz, düzeni huzuru bozan sonra biz oluyoruz, ayıp yapıyoruz dimi.

(bkz: gel de sövme ama şimdi )
Henüz takip ettiği biri yok.