sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

abracadabra

abra kadabra

(bkz:#208904)´te kökeni hakkındaki rivayetlerin açıklandığı "hokus pokus" sözü. " abracadabra" diye yazılır batı dillerinde.
bu yazılış şekliyle, bir steve miller band şarkısına ad olmuştur.

steve miller band - abracadabra:

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

beyaz gömleğin içine atlet giyen erkek

kıbrıs'ın yerli halkının erkeklerinde sıkça görülen bir davranıştır.

gençliğimde ilk kez kıbrıs'a gittiğimde tuhafıma gitmişti bu sıcakta nasıl atlet giyiyorlar diye... oysa kazın ayağı öyle değilmiş. atletsiz giyilen gömlek daha sıcak tutuyormuş vücudu. atlet, teri emdiği için bir ferahlık veriyormuş.

gay olduğu için ateist olan insan modeli

cinsel yönelim ile dinsel yönelimi karıştırmış bir insandır.

deep web

2015 tarihli bir belgesel filmin adıdır. belgeselin konusu ismi ile müsemmadır.
konuya vakıf olanlarca, bu belgeselin yüzeysel olduğu iddia edilmektedir. yine de meraklıları için ilginç olabilecek bir yapıttır.

imdb: http://www.imdb.com/title/tt3312868/

mastürbasyonda düşlediğiniz 99 ünlü

"o kadar harfi nerede bulmuşlar da düşlemişler?" diyerek, saçımı başımı yolduğum başlıktır/haberdir!

zira türkçe'de a, e, ı, i, o, ö, u, ü olarak bilinen ünlüler 8 adettir... 21 adet olan ünsüzleri de katsak bunlara, topu topu 29 eder, 99 değil.

şahsen sırayla her ünlü harfi düşlemişliğim vardır.

neyse, ben yanlış anlamışım sanırım.**

sympathique

hemen hepsi toplama olan ve başkalarının orijinal eserlerinin pink martini tarafından yeniden yorumlanması sonucu oluşturulmuş bir albümdür.

önerim, albümü sevdiyseniz bu albümdeki parçalardan beğendiklerinizin veya tümünün orijinallerini de bulup dinlemenizdir.

borneo adası

743.330 km2'lik yüzölçümü ile dünyanın en büyük üçüncü adasıdır. endonezya, malezya ve brunei ülkeleri bu adanın topraklarını paylaşmışlardır. güneydoğu asya'da bulunur. adaya özgü değişik cinste bitki ve hayvanlar vardır. ada, yağmur ormanları ile ünlüdür. mağaraları ve ilginç yüzey şekilleri de dikkate değerdir.

borneo

moss

ingilizce olarak, sohbet yani chat ortamlarında, cinsiyeti aynı cinsten olan kişi için kullanılan kısaltmadır.
açılımı şu şekildedir: "member of the same sex".

(bkz: motos)

motos

ingilizce olarak, sohbet yani chat ortamlarında, cinsiyeti karşıt cinsten olan kişi için kullanılan kısaltmadır.
açılımı şu şekildedir: "member of the opposite sex".

(bkz: moss)

wysiwyg

ingilizce "what you see is what you get" kalıp cümlesinin baş harflerinden oluşan bir kısaltmadır. bilgisayar terminolojisinde, programcılıkta ve web tasarımında "ne görüyorsan onu alırsın" anlamında yani yapılmakta olan iş ile, sonuçlanacak iş arasında bir fark olmadığı anlamında kullanılır. birebir önizleme yapıldığı rivayet olunsa da wysiwyg'de, aslında bu bir yanılsamadır. olan-biten sadece gerçeğe yakın bir önizlemenin yapılmakta olduğudur.

mecazi olaraksa, "ne anlıyorsan, onu alırsın" anlamında veya "ne ekerse onu biçersin" şeklinde kullanımları olabilir sohbet ortamlarında bu kısaltmanın.

idk

ingilizce "bilmiyorum" demek olan "i don't know"´un uluslararası sohbet ortamlarındaki kısaltması. "i didn't know" yerine, geçmiş zamandaki hali için de, yani "bilmiyordum" yerine de kullanılır bu chat sözcüğü.

realite

mr. oizo veya film dünyasındaki gerçek adıyla quentin dupieux'nün 2014 tarihli ilginç bir filminin adıdır. sözlük, aksanlı "é" ile başlık açmaya izin vermediği için aksansız e'li başlığa yönlendirilen bir başlıktır. filmin adı tam olarak réalité'dir.

imdb: http://www.imdb.com/title/tt2392672/

--- spoiler---alıntı değildir---
yedi yaşındaki ingilizce reality adındaki bir kız, fransızca réalité adlı bir filmin eksenindeki oyuncudur. film içinde film, rüya içinde rüya, başkalarının rüyasına girmek ve başkalarının rüyası olmak, kendi gerçekliğinin düşünde kendisiyle karşılaşmak... bir kameraman "waves" adında, tv'lerin canavarlaşıp insanları saçtıkları radyo dalgalarıyla kanlar içinde bırakıp patlatmalarıyla ilgili bir film çekerek yönetmenliğe soyunmak istemektedir ve bir yapımcı ile bu konuyla ilgili görüşür. yönetmen adayı kameramanın karısı bir psikologdur. yapımcı, o sıralarda bir başka yönetmenin çektiği ve reality'nin oynadığı filmin montajını izlemektedir... bu filmde, bir domuz, bir video kasetini yutmuş ve reality'nin babası tarafından vurulmuştur. tümünün gerçeklikleri, düşleri birbirine girer... holywood ile pek güzel dalga geçilir... reality'nin okul müdürüyse, psikolog hanımın hastasıdır ve düşlerinde veya gerçekliğinde kadın kıyafetleri giyip askeri bir eski jeep sürmektedir..!!! yönetmen adayı kameramanımız ise, yapımcının istediği oscar'lık inlemeyi/çığlığı aramak için kayıtlar yapmaktadır...
--- spoiler---alıntı değildir---

(bkz: rubber)
(bkz: wrong)

wrong

mr. oizo veya film dünyasındaki gerçek adıyla quentin dupieux'nün 2012 tarihli ilginç bir filminin adıdır.

imdb: rong

--- spoiler---alıntıdır---
özet: dolph springer bir sabah uyandığında çok sevdiği köpeği paul’un kaybolduğunu fark eder. dolph köpeğini bulmak için uğraştığı sırada başkalarının hayatını değiştirirken kendi akıl sağlığını da riske atacaktır.
--- spoiler---alıntıdır---

(bkz: rubber)
(bkz: réalité)

rubber

mr. oizo veya film dünyasındaki gerçek adıyla quentin dupieux'nün 2010 tarihli ilginç bir filminin adıdır.

imdb: http://www.imdb.com/title/tt1612774/

--- spoiler---alıntıdır---
özet: robert adlı cansız lastik, telepatik güçlerini keşfettikten sonra bir çöl kasabasına doğru yola çıkar. kendisini ayn zamanda içsel bir yolculuğun içerisinde bulan robert, yolda karşılaştığı gizemli kadına karşı da takıntılı bir hayranlık duymaya başlar...

gündelik hayattan basit bir nesneye insani duygular atfetmek kuşkusuz bir yenilik değil, fakat, anlaşılan daha önce hiçbir film bu konuda bu kadar başarılı olmamıştı. kendinizi bir araba lastiği ile özdeşleşirken buluverirseniz sakın şaşırmayın.
--- spoiler---alıntıdır---

(bkz: wrong)
(bkz: réalité)

quentin dupieux

müzik dünyasındaki mr. oizo'nun asıl adıdır. fransızdır. gizemli bir yapısı olan birisidir. hakkında doyurucu ve çok fazla bilgi bulamazsınız. sinemanın aykırı yönetmenlerindendir ve yıldızı daha da parlayacaktır. yaptığı filmler saçma gibi görülse de, hollywood'u yerden yere vurur ince bir mizah anlayışıyla.

(bkz: rubber)
(bkz: wrong)
(bkz: réalité)

mr. oizo

fransız aykırı bir müzik adamı. müzik piyasasında mr. oizo lakabını kullanan şahıs, aynı zamanda bir film adamıdır. sinema dünyasında da aykırı işlere imza atmış, yönetmenliğe de girişmiştir.

(bkz: quentin dupieux)
(bkz: flat beat)
(bkz: flat eric)

flat beat

bir mr. oizo parçası. parçanın klibinde flat eric'i görüyoruz... flat beat, zamanında bir kot firmasının reklamı olarak da kullanılmıştı. ali ihsan varol'un kelime oyunu adlı yarışma programının da jenerik müziğiydi.

mr. oizo - flat beat:
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.