sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

para

para, aynı zamanda bir para birimidir tıpkı kuruş ve lira gibi. kuruş'un kırkta biridir. 1940'lı yılların ortalarına dek türkiye cumhuriyeti'nde ve ondan öncesinde son dönem osmanlı'da kullanılmıştır. 40 para, 1 kuruş'a eşitti. 20 para, ½ (yarım) kuruş'tu. 100 para ise 2½ kuruş...

bozuk para

madeni ve kağıt (banknot) olarak iki çeşittir.

bütün 200 tl'yi bozdurunca elde edilen para da bozuk paradır. bir 10 tl'yi, iki adet 5 tl veya bir adet 5 tl ve beş adet madeni 1 tl vb. olarak bozdurunca elde edilen de bozuk paradır.

genellikle madeni paralar için kullanılır bu söz.
şu an türkiye cumhuriyeti'ndeki tedavül eden madeni paralar 1 kuruş, 5 kuruş, 10 kuruş, 25 kuruş, 50 kuruş ve 1 lira'dır.

daha eskiden, 1940'lı yılların ortalarına dek, bir para birimi olarak " para" da kullanılırmış. 40 para, 1 kuruş'a, 100 kuruş ise 1 lira'ya eşittir...

şu halde, bütün bir paranın bozulmuş haline, daha küçük birimlere ayrılması sonrası elde edilen paralara bozuk para denir.

örneğin madeni 1 tl'yi de bozdurabilir ve elde ettiğiniz para için bozuk para diyebilirsiniz. artık 100 adet 1 kuruş olarak mı bozdurursunuz, 2 adet 50 kuruş mu, orası biraz da bozana kalmış, bozdurana değil!*

konuşma sonlandırma taktikleri

hiç kıvırtmadan açıkça söylenmeli/yazılmalı ama kibarca ve karşı tarafı kırmadan.

örnekler:

- daha sonra görüşürüz şimdi biraz işlerim var.

- görüşmek üzere, uykum geldi ve yarın erken kalkmam gerek. yatmalıyım.

- bir yere yetişmem gerek daha sonra yine görüşürüz.

-----

lakin karşı taraf bir "odunsa" kibar olmaya da gerek yok.

örnekler:

- kafa ütüledin ama artık!

- işim var ben gidiyorum!

- uykum geldi. hoşça kal.

ejakülasyon

ejekülasyon

" ejakülasyon", ejekulasyon" şeklinde de yazılır. dilimize fransızca telaffuzla, " ejekülasyon" olarak girmiştir. ingilizce " ejaculation" olarak yazılır. latince kökenlidir. fışkırmak, boşalmak anlamlarındadır. cinsel ilişki sırasındaki boşalma karşılığı kullanılır. daha çok erkeklerin boşalması için kullanılsa da, cinsiyet ayrımsız genel bir tıbbi terimdir.

azil

arapça kökenli bir sözcük. azletmek. görevinden almak. dışarı çıkarmak.

arapça'da aynı zamanda cinsel ilişkide bulunulan kadının hamile kalmaması için ejekülasyondan hemen önce penisi vajinadan dışarı çekmek, çıkarmak ve dışarı boşalmak manasındadır.

azil, bir hakan günday romanının adıdır aynı zamanda.

--- spoiler---alıntıdır---
azil

(deha ve delilik arasında seyreden bir hayat...)

teknoloji, insanların davranışını, ahlakını, sosyoekonomik ilişkilerini, asla geri dönülmeyecek bir biçimde değiştiriyor. söz konusu değişim, insanlığın amacından sapmasına ve doğadışı, adsız bir türün yeşermesine neden oluyor.
insanlığın bin çabayla iki bin yılda yarattığı asgari ahlak, elli yılda televizyon tarafından çiğneniyor.ve on yıldır da internet tarafından yutuluyor.

bireyin yalnızlığı, toplum dışına çıkmasıyla sonuçlanıyor.toplum dışına itilen (ya da bunu kendi tercih eden) birey, kendi doğrularını yaratıp onlarla yaşamaya başlıyor. zamanla toplum ile birey arasında genişleyen ahlak farkı, ikisinin de hastalanmasının temel nedeni oluveriyor.

hakan günday "azil"de içinde yaşadığımız toplumsal yapıya yönelen eleştirisini, modern insanın "hiç"leşme sorunsalını, gerçek, hayal, kâbus arasındaki geçişler ile zaman ve mekân geçişlerini, yer yer sertleşen ifadelerle öyle ustalıkla aktarıyor ki, okuyucuyu adeta tokatlıyor.

yazdıklarıyla uçları zorlayan genç yazar hakan günday her ne kadar yeraltı edebiyatı yapmadığını söylese de, insanı rahatsız ve tedirgin edici, hem sisteme karşı olan hem de sistemle iç içe geçen karakterlerine ustalıkla can veriyor. günday, ana karakteri asil'in psişik özelliğine ve dünya algısına uygun bir dili de büyük bir beceriyle kullanıyor.roman boyunca çok sayıda felsefi tanımlama ve tespit, ana karakterin üslubuyla sıralanıyor.
--- spoiler---alıntıdır---

http://ayisozluk.com/lnk/azilhg

isimlerin anlamları

mızrak ucu. mızrağın ucundaki sivri lüle.

(bkz.: (bkz:#237787))

boys don't cry

teena brandon

yaşamının son zamanları boys don't cry filmine konu olan, ad ve soyadının yerlerini değiştirip brandon teena halinde kullanan, bir cinayete kurban gitmiş kadın eşcinsel, lezbiyen kişi. bir erkek gibi konuşur, davranırdı. kadın bedeninde bir erkek ruhu hapsolmuştu sanki. üzücü olan, kendini bir erkek gibi hisseden bu kişinin, tecavüz edilip öldürülmesi. abd'de harvey milk gibi cinsel yöneliminden dolayı kurban olan bir kişidir. 1972 doğumlu olan teena brandon veya brandon teena, 1993'te 21 yaşındayken öldürülmüştür.

(bkz: boys don't cry)
(bkz: brandon teena)

brandon teena

asıl adı olan teena brandon'u tersine çevirip brandon teena yapan ve yaşamı bir filme konu olup, bir cinayete kurban giden lezbiyen kişi.

(bkz: teena brandon)

singapur

uzakdoğu'da, malay yarımadası'nın güney ucuna doğru bir ada ve ada üzerinde kurulu şehir - devlet.
5.5 milyon civarı nüfusunun dörtte biri çin asıllıdır. kalanlarsa malay ve hint asıllı ve diğer etnik gruplardandır. bir finans ve ticaret devletidir. ülkenin çok sert kuralları ve yasaları vardır. buna karşın dünyanın en hızlı internet altyapılarından birini barındırır. nüfus yoğunluğu yüksektir; km2'ye 7615 kişi düşer.

jetlag

uzun bir uçuş sonrası aktarma yapıp yeniden uçtuğunuzda etkisi katlanan hede.
örneğin avustralya'ya uçacaksınız... istanbul'dan uçtunuz uçtunuz singapur'a geldiniz... iki saat sonra da singapur'dan avustralya'ya uçuşunuz var. işte böyle durumlarda katlanarak artar jetlag etkisi.

çiçekleri yemeyin

uzakdoğu'da pek takılmayan uyarı cümlesi. çiçek yiyor bu adamlar! hoş, bizler de çeşitli şekillerde yiyoruz ya, farkında değiliz belki. örneğin gülü reçel* olarak tüketip yeriz.

ülkede kan gövdeyi götürürken seks yapmak

savaş, ölenlerin olmasıyla, kalanların, henüz ölmemişlerin, her an ölümle yüzleşebileceklerin yaşama dürtülerini artırır. yaşama dürtülerinin en önemli kısmı da, üreme, soyunu sürdürme dürtüsüdür. barınma ve yemek yeme içgüdülerinin bir şekilde çözüldüğünü veya geçici olarak askıya alındığını düşünürsek, geriye üreme dürtüsü yahut içgüdüsü kalır... üreme de, insanoğlu denen varlıkta cinselliğe, sekse dönüşür. doğal bir durum. doğanın denge arayışı...

sözlüğe girilecek entry’i unutmak

başlıktaki "entry" yani giri unutmanın üzerine, (bkz:#69143)´teki gibi başlığı da unuttunuz diyelim... yetmez!

başka sözlüklerde de yazıyorsanız, hangi sözlüğe yazacağınızı da unutursanız kombinasyonun tamamlanacağı hede.

neyi unuttuğunuzu da unutursanız, rahatlarsınız.

kastrato

1994'te vizyona girmiş olan farinelli filminde işlenen bir konudur.

farinelli

17 eylül 2015 şili depremi

kapitalizm üzerine kurulu fast food hayatlar çalış itaat et harca öl

ingilizce "consume, obey, die!" şeklinde özetlenmiş bir slogan veya modern dünyadaki yaşamın özeti.

consume=tüket (1)

obey=itaat et (2)

die=öl (3)

kendime göre açıklamaya çalışayım:

(1) - tüket ki, sistem ürettiklerini sana satabilsin ve tüketince, daha çok üretim yapılsın, üretilsin ve tüketilsin. ihtiyacın olmayanı dahi al ve tüket! sistem sana ihtiyaçlarını bildiriyor nasılsa, özgür değilsin. sistemin kölesisin.

(2) - itaat et. bu düzene uy. isyan etme. karşı çıkma ve sistemin kölesi olmayı sürdür!

(3) - öl! öl ki, yerini yenileri alsın. sen eskidin. artık eskisi kadar çok tüketemiyorsun. işe yaramazın tekisin. fazlalıksın. öl, gitsin! sistemin çarkları dönsün. cesedin, sistemin çarklarını yağlamaya yarayacak ve daha iyi dönecek çarklar!

a serbian film

önceki girilerde değinilmediği için yazma gereği duydum: baskıcı devletin ve faşist düzenin eleştirisi vardır bu filmde. tıpkı salo o le 120 giornate di sodoma gibi. sadece satırları değil, satır aralarını okuyanların görebileceği üzere... sırbistan'ın yakın tarihte geçirdiği ve halen geçirmekte olduğu evreleri düşününce, tuhaf kaçmıyor.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.