özellikle havanın güzel olduğu mevsimlerde, akşam 7, 8den sonra işin yoktur ve biriyle çıkıp bir şeyler içmek istersin veya yürümek istersin veya en olmadı bi bank kenarına kurulup muhabbet etmek...
dogum gununde kimse aramaz
beyaz cikolata yer kendi dogumgunu kutlarsin
herkes sinemaya kanka veya sevgilisi ile gelmistir tek basina izlersin patlamis misir bile almazsin
tek gidersin gezilere kalabalik arasinda...
hamburger yersin ama double ama...
seni seviyorum ask mesk o kadar sana yabanci gelirki eksik kalir hep...benim kaldi kalicak hep
eve gelip yemek bile yemeden yatağa girdiğinde, karnın acıktığı halde mutfak kirlenmesin diye yemek yapmaya bile üşendiğinde anlarsın. temmuz aylarım öyle geçer.
duygusal değil de fiziksel yalnızlığım açık seçik ortaya çıktı bugün. bütün gün evde oturup tv izledim, biri de çıkıp demedi ki "bu çok saçma ya değiştir/ biraz kıs lan sağır mısın?!/ şu kumandayı versene bi vs.".
yalnızlığın anlaşılmadığı tek bir an var mıdır ki...
içindeki yaz doymuşluğunun sıcaklığıyla cebindeki çakıl taşlarına dönen yalancı tanışmışlıklarını havanın serinlemeye başladığı şu günlerde birer birer denize attığın an; işte tam da o soğukluktaki an; gerçek yalnızlığı esas o zamanlarda yaşamış olduğunu kavradığın ana evrilir ve artık taşımak zorunda olmadığın o ağırlıkların yalnızlığında daha bir sen olur ve de ''tamam''lanırsın.
ameliyata gideceğiniz gün, yanınızda kalacak kimsenin olmadığını anladığınız andır. bir annem, bi de bi tane arkadaşım var o aklıma geldi. onlar da kalabilirse.
önceki gün evinizde hatta, odanızda misafir ettiğiniz; gece yarılarına kadar oturup güldüğünüz dostunuzun ertesi gün "odam ne kadar sessiz" dediğiniz andır.