ayı sözlük itiraf
hiçbir şey rayına oturmuyor, üstüne yenileri ekleniyor, iyi olanlar da eksiliyor. ulan hakkaten hayat ne kaka bi şey.
üç gün önce dayı olmam sebebiyle gerçekleştirdiğim ankara ziyareti sonucu istanbul'un her metrekaresinden nefret ettiğimi fark ettim. dönmek istemiyorum oraya ama artık çok geç.
hiç gitmemiş olmayı dilerdim.
bugün ameliyat tarihi almak için doktora gittim. bi de ne göreyim. çok tatlı, galiba üniversiteli bir asistan. götümü soydu, götümün üstünü gördü. orada soyundurup beni halletseydi... ay neler düşünüyorum böyle. çok tatlıydı.
nasıl bir yoğunluk içine girdiysem skye ve ross'un yeni şarkılarının tam on gün sonra çıktığını öğrenebilip dinleyebildim. kendime ayırabildiğim iki parça vaktin de uykuya muhtaç yorgun bünyeye gideceğini düşünememiştim. bundan başka, iş dışında ilerlettiğim akademik ilerleyiş muhabbetim de boka sarmak üzere, vizeler geliyor... bugün biraz ders bakcam inş. bir de şu kocaman duygusal boşluk yok mu, alıp götürmese beni, aklımı, onun olduğu yere. kendimle kalmış olmam beni geçmişe de şöyle bir sürükledi. aşk gerek, kendine bölünemeyen insan elin oğluna ne verecek
tüm bunları vakitsizlik başlığı altında birilerine anlattığımda " eee sen istedin terfiyi, kendin yaptın, şikayet etme " diyorlar ya, böyle ağızlarının ortasına ortasına vurasım geliyor.
kız taşak oldum ya iki birada
*
uyumak dışında her şeyden bıktım.
vicdan muhasebesi yapıyorum. bugün metroya bindiğimde boş yer buldum uzun zaman sonra oturdum hemen, oturur oturmaz yanımda oturan kişi kafasını çevirip bana baktı ve kafasını hiç çevirmeyince ben de hayırdır demek için baktım ve engelli olduğunu farkettim. elimi tuttu bir anda ben de gülümseyip elimi çektim yanında babası olduğunu tahmin ettiğim kişi de kusura bakmayın dedi yok canım ne kusuru deyip geçiştirdim. sonra iki elimi tuttu sıkı sıkı, daha sonra ki hamlesini tahmin edemediğim için hızlıca ellerimi çekip yanından kalktım. ne yapmalıydım bilmiyordum, ne tepki vereceğini ya da nasıl yaklaşmam gerektiğini. acaba üzülmüş müdür?
digimon story cyber sleuth'ta zor bir boss'u yenmiştim, o sırada fişin birisi yandı, yanık kokuları falan gelmeye başladı, babamgil şalterleri kapatmak zorunda kaldı, bütün ilerleyişim boşa gitti.
okuduğum kitap açıkken uyuyamıyorum.içindeki kahramanlar ben gece uyurken odamda dolaşırlar diye.
bugün bozulan telefonumu servise götürdüm ve ne yazık ki format atmak zorunda kaldılar telefona. silinen fotoğraf ve videolara o kadar üzüldüm ki eve dönerken deli gibi ağladım. belki abartılı bir tepki veriyorum ama hakkaten çok önemli geliyor o görüntüler bana. güzel bir şeyler vardı ve hep güzel olarak kalacaktı onlar fotoğraflarda. içimden bir şeyler kopmuş gibi hissediyorum şu an.
kendimi terk edilmiş ve geride kalmış hissediyorum.
bugün iki dişimi çektiler. birisi 20 yaş, birisi de kırık azı dişiydi. o dişten gelen kıtır kıtır sesler, başımın dönmesine, kusmama, mide ağrıma, susamama neden oldu sözlük. zor kendime geldim. neyse, resepsiyondaki oğlan çok tatlıydı. birbirimize bakıştık. keşke bi alevlenmeler falan olsaydı. tam ısırmalıktı. hafif bear, hafif de serseri bi tipi vardı. kolyeli erkekleri severim zaten.
kendimi kaşar hissediyorum.
merkür geçişinin etkisi midir, bol integralli sorular ya da aklımda kalan tatlardan, anılardan mıdır bilmem yaklaşık bir saattir canım acayip
küçük sezar * çekiyor. ne
sbarro, ne
pizza hut. direkt küçük sezar yiyesim var yiyesim var diye söyleniyorum içimden. yakınlarımda bir şubesi olmaması gerçekten üzücü.
kendi hayat çizgimden uzak, fikirlerimden uzak, sahip olduğum ahlak ve etik değerlerden uzak, laftan anlamaya hiçbir zaman müsait olmayan kişileri aşağalayıp laf sokup hayatımdan tekmeleye tekmeleye göndermeyi seviyorum sözlük.ne yapıyım benim de tarzım bu illa kötü karakterimi sergilemem için teşvik ediyorlar.
yemek yiyemiyorum.
iki dişimi çektirdim çünkü.
elim ayağım titriyor açlıktan.
hazır çorba tozları ile doymuyorum.
ekmek çiğneyemiyorum bile.
çok acı çekiyorum.
geçirdiğim ve geçireceğim ameliyatlar yüzünden sikişemiyorum bile. öpüşemiyorum bile.
bazen(değil her zaman) dünyaya sadece acı çekmek için geldiğimi düşünmüyor değilim.
bu ilk ameliyatım da değil ayrıca.
çok yoruldum.
şöyle 1 yıl falan uyusam ne güzel olur.
arkana bak...
dün rüyamda evin duvararında gezen büyük böcekler gördüm. bugün de evde cirit atan bir fare. şöyle bir şey var yalnız, farenin rüya olup olmadığından emin olamıyorum. uyku uyanıklık arasında bir yerdeydim çünkü. umarım rüyadır, yataktan kalkıp kontrol etmeyi düşünmüyorum şu an. rüyaysa baya gerçekçiydi, yattığım yerden fareyi görebileceğim yerin görüş açısı falan bile aynıydı.
delirmeden uyumaya devam edeyim en iyisi.
dersin başlamasını beklerken kapıda sigara içiyordum, bir kız gelip çakmağımı istedi verdim ve sohbet etmeye başladı. hangi bölümdensin, aslen nerelisin vs. sonra ayıp olmasın diye sen nerede yaşıyorsun diye sordum. istanbulda dedi. yaa ne güzel neresinde dedim - sanki çok biliyormuş gibi- -monopoly bilgimle- ve kızın gözleri doldu bembeyaz suratı kızardı sesi çatallaştı bir anda. lan acaba yanlış bir şey mi dedim diye şok geçirdim. etilerde yaşıyorduk aslında ama babamın işi yüzünden tuzlaya taşınmak zorunda kaldık dedi ve ağlamaya başladı. ne diyeceğimi nasıl teselli edeceğimi şaşırdım. kusura bakma utanıyorum bu durumdan, memnun oldum tanıstıgıma dedi ve hızlıca gitti. bi 10 dakıka kendıme gelemedım sözlük. bu tarz burjuva dertlere çok kederleniyorum, ah allah kimseyi etilerden aşağı komasın amin.
artık burayı sadece itiraf için kullanmıcam bugün bi şey oldu onu anlatıcam.
bi arkadaşın doğum günüymüs bugün ama ne doğum günü! saat başı hatırlatıyor filan bi de iki kere kutlamıslar bugün. bayağı seviliyormuş, ilgi, iltifat, espiriler güzel bi gün geçirdi ders bitince bi yere oturduk hep beraber konuşuyoruz. bi arkadaşı buna takılmaya başladı: masadan birisi faceden doğum gününü kutlamamış, whatsapp profiline kimse bunla fotoğraf koymamış ama başkalarıyla hep koyuyorlarmış. kız duygusallastı ağladı biraz. derdini sevsinler. insanlar seni seviyor, kutlamış o kadar dert ettiği şeye bak. insanlar neler neler düşünüp kederleniyormus ayrıca bu sosyal medya denen şey yeni bi sevgi ve ilgi ölçütü, itibar aracı, biricik duygudurum tetikleyicisi olmuş. allahım.
küçük bi itirafta sıkıştırıveriyim: bu dahil tüm itiraflarımı gerçek hayatta tanıştığım birisi okuyup tanır diye korkuyorum dattebayo.
itirafımdır ki; gece boyu beni kitleyip ara ara homofobik bazen de düzeltme gereği bile duyamayacağın, saçma sapan, neresinden tutsan elinde kalacak söylemleriyle kafamı ütüleyip, beni olur mu bir tane içmeden bırakmam diye kitleyen insanın kafasında bana uzattığı bira şişesini parçalamak istedim. an itibariyle ilk defa, bu duruma düşürdüğüm için kendimi değil beni o adamın karşısında dikilmeye zorlayan olaylar silsilesini suçluyorum.