ayı sözlük itiraf

  • /
  • 91
bu başlığa itiraf kusamıyorum artık.

(bkz: kahrolsun bağzı şeyler)
atilanlara ve gidenlere uzulmedim. iclerinden bazilari coktaaaaan haketmisti. dark bear asiri toleransinin bedelini oduyor. sozluk toparlanacaktir. gidenler cogunluk itibariyle ayni zamanda sozlukten yazar kacirtan tiplerdi. saldirgan, makul hic bir noktada bulusmayan, sozlugu kisisel amaclar icin kullanan tiplere izin verilmesi sozluge zarar veriyordu. esas kayip nedir? cortland tunatuan gibi yazarlar kayiptir, keske geri gelseler.
arkadaşımın hoşlandığı kızdan hoşlanıyorum..o da benden hoşlanıyor, öpüştük hatta ama arkadaşıma götlük olmasın diye devamını getiremedim. lanet olsun içimdeki arkadaş sevgisine..
yabancıların gözümüze bu kadar çekici gelmesinin bize göre sıradan olmamaları, tip olarak farklı oldukları için çekici geldikleri konusunda çok eminim. ama şöyle de bir gerçek var, bize çekici gelen o tip onlara çok normal, sıradan geliyor evet ama gerçekten belki de o avrupai havadan, üstüne genelde o kibar-mahcup tavırlarıyla baya çekiciler gözümde. yani sırf yabancı diye de beğenmiyoruz hemencecik. sonuçta medeniyetler beşiği ülkede hepimiz farklı kökenlerdeniz aslen, herkesin bayıldığı kıvanç boşnak yanlış bilmiyorsam, misal. hani sadece uzakta olanın çekici olması değil olay. ortalama türk erkeği ortada, hatta son zamanlarda baya çekicileşmeye bile başladı denilebilir belki ama hakikaten amerikalı olsun alman olsun hele de iskandinav olsun böyle ayrı bir tatlılar ya. onlara göre sıradan hans belki ama gerçekten genelde (gözlemlediğim) hep arkadaş canlısı-mahcup duruşlarıyla çok ilgimi çekiyorlar.sevimliler.

neden açıkladım böyle? çünkü ne zaman taksim'de kaybolmuş,yolunu arayan turistler görsem hemen yanlarına gidip ''do you need help?'' diyesim geliyor. şirin gözükmelerini falanı geçtim hani bir yandan da gerçekten az çok yardımcı da olmak isterim. tabi şimdi durduk yerde siz demeden biri gelip size bunu derse-en azından yurtdışındayken bana deseydi izlediğim zilyon tane seyahat temalı korku filminden ötürü ihtiyatli yaklaşırdım, yok hayır olurdum. ama böyle şirin şirin, hatta bazen kaslı maslı seksi olanları kaybolmuş görünce içim gidiyor, onlara bir kutup yıldızı bir pusula olasım geliyor... ben de beshicktas'a gidiyorum gel elinden tutam götüreyim diyesim geliyor. ama demiyorum tabi.
youtube'daki trivago reklamları yüzünden sinir krizi geçirmem yakındır.
inanılmaz iğrenç bir gün. şahsen bir daha bugünü yaşamak istemezdim. sigaramı düşürmüşüm ve sinirle anahtarımı almadan çıkmışım. sonuç olarak masmavi pijamamla ablamı bekliyorum. ablam da telefonunu mekanda unutmuş. geri dönüp alasıya kadar da tiyatroyu kaçırmış. üzerimizde bugün bir salaklık var gerçekten.
s.a a.s ben geldim , sözlüğünüzün yavrusu 25 yaşında ve cafe işletiyor bi de aşçılık sertifikası oldu. mart ayı içerisinde bir de sevgili yaptı ve çok mutlular , aynı cafede çalışıyolar birlikte. çocuk jeoloji mühendisi olcak son dönemi. babası aşçıbaşı ve benim bi dönem ustamdı , köpekleri var ve hayvansever ötesi ve çok seviyorum onu.
bu adamı nolursa olsun bırakmıcam çünkü evlenceğim adamı buldum , 2 seneye falan yurtdışına gidip nikahı basçaz.
onun dışında , ay çok şey oldu da anlatamıcam.

sözlüğünüzün ve sahnelerin yavrusu şimdi evlenmelik sabit hayatı olan bir adama dönüşüyor.

itiraf olarak şey diyebilirim , ilk defa birini kaybetmekten ödüm bokuma karışıyor.
bir de babam hapse girmişti yine , arayıp taciz ediyor habire. (hayatımızdan defolamadı bi türlü).

ayı sözlük chat noldu ya.

bb aeo sçs sözlük.
çalıştığım projeden iki kaltak iskoçya'ya eğitime gönderilmiş! kıskandımmmm...
geçtiğimiz gün hornetten bir mesaj aldım* . mesajda fotoğrafı olmayan bir kullanıcı bana '' naringergedan, senin seks düşkünü biri olduğunu zannediyordum ama geçen gün sözlükten yapılan buluşmaya katıldığını duyunca öyle olmadığını anladım, özür dilerim '' dedi. kim olduğunu sorduğumda şaşırtmayacak şekilde yanıtlamadı. aslında birinin bana seks düşkünü deyip dememesi ya da beni öyle bilip bilmemesi önemli değil ama sözlükten fazla kişiyle diyaloğum yokken, üstelik özel hayatımı pek kimse bilmiyorken insanların bununla ilgilenmesi çok aptalca geldi bana. herhalde seks düşkünü insanın insan içine çıkmaya vakti yok, her saati randevuyla dolu. arada bir siz de dışarı çıkın da '' seks düşkünü '' olmadığınız anlaşılsın.
yine kafamda dönen binbir bela, yine karabaht.

ilk olarak, her şeye rağmen yarım dönem de uzasa okulun biteceği umuduyla biraz daha optimisttim, hatta değişen sistem ve mezuniyetimin tehlikeye girmesine rağmen yine de ucundan sıyırıp mezun olabiliyordum rahatlıkla. bu sabah aldığım haberse yine çöktü göğsüme, okul sistemi değiştirmiş evet ama devamında bana yapılacağı ve benim ucundan yırttığım kredi değişiklikleri yapılmadığından 1 ders alamıyorum, bahar dönemi de dersim olmadığından 1 ders yüzünden yaz okuluna falan kalabilir, mezuniyetimi anlamsızca 1 yıl uzatabilirim ki bu olursa çok kötü şeyler olur.

ikinci olarak, açılma konusu kafamda uzun zamandır, yoğun bir biçimde dönerken yine rafa kaldırmaya,çok da yüksek değil ama, karar verdim. neden bilmiyorum ama belki sürekli bu negativite içerisinde böyle bir konuyu aradan geçiştirmek istemiyorum, o doğru zaman hissiyatı yok içimde, bir kırıntı bile.

bütün yaz nasıl olduysa hiçbir şey almamış, yine bütün yazı depresif ama bir nebze de olsa daha iyi ayakta kalmayı başarmış geçirmişken geçen gün nasıl olduysa kaybettiğim beğeni duygum geri geldi, gelmesiyle beraber de bu ay daha ilk haftadan maddi olarak göçtüm.

arkadaşlarımın ihanetlerinden, ikiyüzlülüklerinden usandım. öyle ki zaten doğru dürüst dost diyeceğim 2 arkadaşım varken, sırf olay çıkarmamak için beni ''en iyi arkadaşı'' gören sözde arkadaşlarla yapmacık yapmacık görüşmek zorunda kaldım, hele de önceden dostum diyeceğim şimdilerde ise hiç de hakkı olmadığı halde mızmızlanması-söylenmesi yüzünden soğuduğum arkadaşımla görüşmek bile bana yapmacık geliyor. okulda tanıdığım herkes bir yana, 7 yıldır özellikle de 4 yıl üniversitede farklı okullarda olmamıza rağmen hep görüşüp, beraber olduğum arkadaşımın bu hippie, sürekli of ben napıcam diyip iş görüşmelerinden iş görüşmelerine koşması, olaylara girişmesine rağmen hala gelip de şu durumdaki bana ''hayatım çok kötüüğ'' diye söylenmesi artık bende sıfırı tükettim, yapmacık sırıtmaktan yanaklarım acıyor.

12 aylık bitmeyen öğrenciliğime rağmen 10 gün bir dinlenme fırsatım oldu. zaten deniz-kum-güneş insanı değilim, babamın olmaz demesiyle de hayalini kurduğum 5-6 günlük avrupa tatilim de yalan oldu. bu beni baya kötü etkiledi çünkü 2 kere yurtdışına çıktım ve her seferinde gerçekten de çok olmasa da epey huzurlu, dinlenmiş, mutlu ve 5er kilo kaybetmiş geri döndüm. neyse, olmayacak duaya amin denmez diyerek zorlamadan benim için ikinci tatil olan evde yalnız kalıp sabahlara kadar film izleyip klima altında yuvarlanayım dedim. hiç yoktan kafa dinlerim düşündüm. sınavlarım bitip kafamı yastığa koyduğum günün akşamı abim geldi.kendisini anlatmayacağım zira über homofobik abi başlığında eh de olsa kan kustum. kendisi bırakın eve gelmeyi, geçen sene ameliyat olan babama zahmet edip bile gelmezken istanbul'a uğrayacağı tuttu. hani ben ne zaman refaha ersem bir nebze hakikaten benim huzurlu olduğumu hissediyor da içine etmeye geliyor. neyse dedim dışarı çıkayım oyalanıyım vs derken ikinci günü kız arkadaşını getirdi. evi otel gibi kullanmaya bayılır kendisi. neyse dedim, kuzenim evlendi gitti odas boş 1-2 gün kalır giderler. kendi 4-5 gün sonra gitti, son 10 gündür getirdiği kız arkadaşıylayız. baya bildiğin teyzem,eniştem,ben ve kız yaşıyoruz şu an. üstüne teyzem tam bir tontiş teyze olmasından kendisini pek bi sevdi ama ben... allahım, kız abimin daha insan ama aynı entellikte, aynı poserlıkta dişi versiyonu. ilk başta bana bir-iki adım attı diye ben de kibarlıktan sürekli hı hı evet diye ufak muhabbetler yaptım ama şu son 3 gündür... ben 4 yıldır yaşadığım bu eve bırakın kalmaya misafirliğe bile bir arkadaşımı getirmezken bu, hakikaten çok ayıp. neyse ben yine kendi odamda takılırım derken sürekli kız benle iletişimde, en son aldığım oyuna taktı. sürekli bir ilgisi falan, en son bu gece bilgisayarları değişelim mi falan oldu. ben de ise hakikaten bardak taşmaya bir kala, sınır noktasındayım ağzını vermemek için. aynı günün içerisinde gelmiş bana o çocukluğumda bana yapmadığı şey kalmayan abimi överken kendisine nasıl bir psikopat olduğunu anlatınca vay efendim toz kondurmamalar falan. allahım 22 yıldır tanıdım boku bana savunuyor kız, gel de çıldırma. sonra bir de üstüne kendince beni eleştirmeye başlıyordu ki orada teyzemin hatrına çok abartmadan ağzının payını aldı da sustu kız. üstüne kendisiyle aramızda 1 yaş var. hani ne bileyim, insanda biraz ar olur, utanır ya. bi mahcubiyet falan, yok.

hayır bir de bütün bu olayın yanı sıra, daha bir hafta önce kuzenim mutlu mesut evlenip gitmişken saniyesinde bunun da eve biriyle gelmesi de nedir ya? bu bile birini bulmuş yani. allahım bu egoist pisliği bile sevebilen birileri varsa yani bu hayat... hakikaten ben bunu, bu yalnızlığı, başarısızlığı falan hak etmiyorum ya, hakikaten. içine ettiğimin iyi bir insanıyım yani ne anladım o zaman ben bu hayattan

aslına bakarsak, şimdiye kadar açıldığım kişiler hep kadındı ve en yakın arkadaşımla en sonunda bu konuları konuşmak iyi olacak çünkü karşıcinsel bir erkekle konuşmanın pek çok avantajı da var. kadınlar lgbt konularında daha duyarlı, daha açık, daha anlayışlı oluyorlar gibi, tamam ok, fakat bir erkeğin hallerinden gene bir başka erkek anlıyor. bunu en iyi gey erkek arkadaşlarımla olan ilişkilerimde görüyorum. karşıcinsel bir erkek arkadaşım ile bu konuları enine boyuna konuşabilmem bana herhalde bayağı iyi gelecek. nasıl yapıcam bilmiyorum henüz ama zaman içerisinde durumlar oluşur herhalde.

über yavaş ilerleyen bir coming out sürecim var valla...
animelerde sırf yan karakter olan sünepelerden biri işe yarasın diye ana karakterin, kendisinden kat kat güçsüz bir düşman tarafından alt edilmesine uyuz oluyorum. belli ki adam düşmanı çok rahat alt edecek ama yok midesi bozuk olur, yok sıra o düşmana gelene kadar 123581253 kişi ile dövüşmüş olduğundan yorgundur, yok çakrası bitmiştir. izleyiciye eziyet.
nefret ettiğim insanı yakın bi arkadaşıma kötülerken bile bir yandan "ama şu şu tarafları da iyidir şimdi yalan atmayayım. aslında bu özelliği de iyi. ya aslına bakarsan iyi biri ama ben pek sevmiyorum" diyorum ve sonuç olarak o insanı bile tam anlamıyla kötüleyemiyorum sözlük. sence ben salak mıyım? bence evet. sence? sencede benceeeğğ. bencede senceğğğ. (bkz: kerimcan durmaz)
işin özü neden böyleyim ben!! karşımdaki beni kötülerken seviyeyi allahu ekber dağlarına çıkarırken benim ölü deniz gibi olmam hiç hoşuma gitmiyor sözlük.
hastalıktan öldüğüm şu iki gündür başıma gelen tek ve en iyi şey sevgilimin bütün gün ve gece yanımda olmasıydı. uyurken ara ara soğuk avcunu alnımda hissettim. birlikte yattığımız yataktan sırf sıcaklık beni rahatsız ediyor diye (ki ona belli etmemeye çalışıyordum çünkü yanımda istiyordum.) kalkıp bütün geceyi yere attığı battaniyede başucumda bekleyerek geçirdi. az önce ilaç almak için nöbetçi eczane bakmaya gitti, böyleliklen buraya yazabiliyorum. işin itiraf kısmıysa sözlük, bu hayattaki en ama en kötü duygu yalnızlıkmış. çoğu acı bir süre sonra külleniyor fekat yanında biri olmadığı sürece yalnız olmaya devam ediyorsun.
belli bir süredir bırakılan hiçbir yorumu silmiyorum. şu an tam 99 yorumum oldu.*
o kadar kırgınım ki sözlük. içim o kadar dolu ki. olan bana oldu. kimse bilmiyor. uzaktan konuşmak çok kolay. zaten takıntılı bir insanım. zaten kimseye güvenemiyorum. beni haklı çıkardılar sözlük. bu haklılığımdan dolayı hiç mutlu değilim. ama pes etmeyeceğim. şu an hissiz olabilirim. ama önce öfkemi yeneceğim. sonra sevmeyi yeniden öğreneceğim.
dakikalardır düşünüyorum itiraf edicek hiçbir şeyim yok:( ne kadar boşum
sezen'in yaşanmamış yıllar şarkısı çok fena sözlük, dinlediğimde farklı bir etki yaratıyor bünyemde. bu şarkı da birisinden kalmıştı. aslında herkesten 1 şarkı kaldı. o yüzden murat yılmazyıldırım'ın dediği gibi "şarkılarda hüzün var"
yaşlanmak bencilleşmek demekmiş meğer.kimseye halinin kalmaması demekmiş.kendine bile tahammül edememekmiş.en garibi de bunun aslın da olması gerektiği için olmasıymış.
bugün beyoğlu' ndaydım. istanbul lgbtt dayanışma derneği diye bi yere gidecektim. gittim, eski püskü bir bina, tepesinde gökkuşağı bayrağı asılı hah dedim geldim. neyse içeri girdim, birde ne olsa beğenirsiniz, orada ayakkabıcılar var ve ayakkabı boyalarının kokusu o kadar kötü ki... birden başım döndü ve midem bulandı, zaten etraf bi acayipti emeneke, yukarıdan inen bir kız mıdır travesti midir çözemediğim biri vardı. insanlık etti de yukarı çıkmama yardımcı oldu. ama benim başım fenaağ! sonra daha yukarı çıkacaktım ama cesaret edemedim, zaten karanlıktı. daha daha sonra dolandım beyoğlu' nda, bir süre sonra derneğin yakınlarında dört beş tane garip tip gördüm. gey idiler. ama varya, gece rüyamda görsem altıma sısardım emeneke. o nasıl bi tip lan! burada fiziki olarak değil, giyiniş ve davranış olarak bahsediyorum, yoksa öbür türlü yaradılanı hoş gördük yaradandan ötürü. emocu saçlar, kulakta şu kulak derisini sündüren, kulak memesine takılan küpeler, yüzde bin çeşit boya, dötte bacakları et döner misali sıkıştırmış daracık bir pantolon. üstelik tek bi tanesi böyle değildi, hepsi öyleydi. zaten tansiyonu 8 lere düşmüş olan bendeniz bu manzarayla karşı karşıya kalınca iyice kötülendim, gözlerim kocaman olmuştu, yüzüm kireç gibi bembeyaz kesildi. eve gidince hemen kendimi yatağa attım zaten, hiçbi şey düşünmeden.
ama yol boyunca düşündüğüm tek bişey varsa o da bu tipler bu dernektemi emeneke, öyleyse vay halime, bunlar beni evire çevire fafeynklerler oldu. tırstım ve bu legebetete derneği işini bir süreliğine daha kenara attım.
gay dediğin kesinlikle böyle olmamalı, her daim farklı gözükmeli ama güzel gözükmeli.
ve şu an sizlerden de yardım bekliyorum canlar. eğer bi lgbt derneği üyesi falan olmuşunuz/olanınız varsa beni bilgilendirsin, çok rica ediyorum...
not: fazla sansürlü entry, biliyorum.


  • /
  • 91