abdal geleneğinin yaşadığı yaşatıldığı ufak bir anadolu ilidir.hayatlarını müzige adamış insanlardır .çalgıları,halayları ve en önemlisi yanık yanık çığıran yürekleri dağlayan bozlakları hayatlarının içindedir.abdal kültürünün şu anki en büyük temsilcisi neşet ertaş dır .neşet ertaşın da varisi olarak görülen ismail altunsaray ın da sesi göz ardı edilemeyecek derecede güçlüdür.
asya ülkesi. son dönemde eşcinsellere yönelik ağır yaptırımları ve baskılarıyla anılan ülke. son olarak ülkedeki onur yürüyüşü polis tarafından yasaklanmış olan ülke.
nihayet hayalimde olanından edindiğim meret. meret dediğime bakmayın, pek bir memnunum halimden.
çünkü insan sevgilisinin karşısında evde olduğu kadar rahat olamıyorsa olmuyor o ilişki tam. şimdi ilk defa, yanındayken tam olarak kendim gibi olabildiğim, rahat rahat saçmalayabildiğim, daha doğrusu birlikte saçmalayabildiğimiz bir sevgili buldum. birlikte her türlü çılgınlığı, çocukluğu yapıp hayvan gibi eğlenebiliyoruz. her şeyden bahsedebiliyoruz, film-dizi-kitap muhabbetinden geyiğe, dertleşmekten fikir tartışmaya kadar. sekse gelince... o ten uyumu denen şeyden bolca var bizde. ama en önemlisi çok seviyoruz birbirimizi.
şimdi buraya böyle ballandıra ballandıra anlatınca neredeyse suçlu hissettim ama çok mutluyum be sözlük.
biliyorum, sonsuza kadar sürmez, öyle bir iddiam yok. ama sürebildiği kadar sürsün istiyorum, her sarılmak istediğimde sıkı sıkı sarılabileyim istiyorum, canı sıkkın olduğunda şirin şirin bakıp da gülümseteyim onu istiyorum. canım o benim, canım.
o zaman bir de şarkımız gelsin:
eskiden aşağılamak için kullanılan "nerd", özellikle çizgi roman kültürünün dev bütçeli filmler sayesinde popülerleşmesi sayesinde, araya çocukluk zamanı anılarının da muhabbet konusu olması sayesinde sınıf atladı. ama nasıl atlamak...
bu sıfata layık görülmek, kendini bu şekilde ifade etmek ne derece iyi bir şey bilmiyorum ama eskiden x-men'deki bilmem ne karakteri, star wars'daki akrabalık ilişkisi, iron maiden'ın albüm kapağındaki gizemli işaret, aphex twin'in tankı, half-life'da hayatın özü muhabbeti yaparken karşıdakinin ilgi eşiğini aştığınızda, karşıdan pat diye "get a life, dude" cevabı alınıyordu. (araştırmaya, okumaya meraklı biri olsam da kendimi nerd olarak tanımlamıyorum. ama girdiğimiz bu tür muhabbetlerde üstelik türk birilerinden bu lafı duymuşluğum hiç de az değil.) hatta ileri gidip, "arkadaşım, ben dışarıda kızlarla hayatımı yaşıyorken sen anca prenses leila'ya osbir çekersin", "bilgisayarın karşısında vakit geçirmekten bembeyaz kalmış vücudunla sahilde nasıl dolaşacan" benzeri cümlelerle karşılaşmak çok da olanaksız değildi.
ama şimdi öyle mi? başbakanımızın deyimiyle artık eski türkiye yok. dünün garibanları, bugünün hiperlerine ne öğretebilir ki...
her meta, herkes, her değer, her fikir eninde sonunda tüketimin, tüketim için pazarlamanın ilgi odağı olacaktır. üstelik ısıtılıp ısıtılıp belli zaman aralıklarında tekrar piyasaya sürülerek. afiyet olsun.
çocukken altına kaçıranların --elektrik çarpar diye-- nimetlerinden faydalanamadığı, 90'ların soğuk, tipili kış gecelerinin bir anısı. sonra modası geçti zaten. eski battaniye bozulmuş olur, katlanmaktan rezistans telleri kopmuş olur dolaplar karıştırıldığında.
ben bu çizgifilmde, jenerikte sonlara doğru kısa bir süreliğine çıkan, elinde ok tutan üstü çıplak sarışın çocuğa hastaydım. acaip seksi gelirdi. sonra onun hikayesinin anlatıldığı bölümde (ki galiba kendisi huckleberry finn falandı) bütün bölüm boyunca üstü çıplak şekilde takılan seksi orman çocuğu sarışına bitmiştim. evet yaş 7-8 ve ben bayağı sapıkmışım. sarışın erkeklere ilgim bu elemanla başlamış olabilir...
ha bu arada tabii ben de herkes gibi bu diziden ürker ama manyak bir heyecanla izlemekten kendimi alamazdım. ayrıca açılış müziği hakkaten efsanedir, clementine quand tu fermes les yeux, tu defies les merveilleux...