cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

hoşlanılan adamın arkadaşlarına senden bahsetmesi

nasıl bahsettiğine göre değişir. mesela az önce heteroseksüel arkadaşlarımla pencere kenarında sigara içerken, daha doğrusu onlar içerken, elemanlardan bir tanesi kendisinden hoşlanan kızı çatır çutur nasıl siktiğini anlattı. oluyor yani böyle şeyler. hayal dünyanızı karartmak istemem ama hayat türk dizisi kıvamında değil.


not: ben mutsuzum.

daredevil

new celebrity crush'ımı buldum sanırım sözlük.*


ayrıca marvel'ın yaptığı tüm filmlere tapan ama agents of shield'dan sonra burun kıvıran adam olarak bu diziyi ayakta alkışladım. eğer sırf adam yüzünden böyle düşünüyorsam birisi beni silkelesin lütfen. ama çok silkelemeyin zaten mutsuzum.

empire

yeni fox dizisi. pardon yeni dedim ama dizi çoktan 1. sezonunu bitirmiş ve tüm ilgiyi üzerine çekmeyi başarmış. ilgiyi üzerine çekmesine şaşırmıyorum çünkü 12 bölüm su gibi akıyor. bridget jones tadında dolandığım şu iki gün ilaç gibi geldi.

konusu siyahi bir aileyi ve onların başlarından geçen olayları içeriyor. aile empire isimli önemli bir müzik şirketinin sahibi. dizide iki üç beyaz anca var.

gereksiz bilgi: dizideki baş karakterlerden birisi eşcinsel. burada da eşcinsel olduğunu açıklıyor.


ayı sözlük itiraf

yarın okul var. gitmek istemiyorum. hafta sonu tüm bunlardan uzaklaşmak için kendimi eve kapattım. yatağımdan çıkmayıp dizi izlerken çikolata ve cips yedim. 2 haftadır sporada gitmiyorum. rezalet durumdayım. bugün ankara'ya dönmeden önce kuaföre gittim. saçımı biraz daha kısalttım. aslında 3 numaraya vurdurmak istiyordum ama sonradan daha çok pişman olacağımı bildiğim için yapmadım.

onu görmediğim zaman, tüm o düzenin içinde olmadığım zaman daha mutlu oluyorum.

ama bu iki gün kendimi iyi toparladığımı düşünüyorum. eve ilk döndüğümde her saniye onu düşünüyordum. şimdi en azından izlediğim diziler sayesinde farklı bir havaya girebildim. artık sürekli beatles dinlemek yerine queen/michael jackson (çoğunlukla billie jean) çalabiliyorum. sanırım epey yol katettim. yarında şişman kıçımı zorlayıp ne olursa olsun fitness'a gideceğim. yoluma kaldığım yerden devam etmem lazım. hayatta en nefret insan tipine, tüm dünyasını birine bağlayan, dönüşmek istemiyorum.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

namus

karakterdir veya bacak arasındadır. genelde bizim gibi ibneler namusu karaktere bağlarken, tuzu kuru anadolu insanı bacak arasına kadar indirebiliyor konuyu. şimdi size tdk'nin ilk anlamıyla konuya nasıl baktığını aktaracağım. sanırım üç aşağı beş yukarı herkes aynı şeyi düşünüyor.

1. isim. bir toplum içinde ahlak kurallarına ve toplumsal değerlere bağlılık, iffet.

toplum diyor, ahlak kuralları diyor iffet diyor. yapılan tüm tanımlar kişiyi ilgilendiriyor.

bir diğer anlamı ise:

2. dürüstlük, doğruluk.

işte şu an bu iki anlamı iç içe geçmiş durumda. yani siz eğer bir erkekle anal seks yaparsanız, "toplumun ahlak kurallarının" dışına çıkmış oluyorsunuz ve insanlar size namussuz derken aynı zaman kişiliğinize de hakaret ediyorlar. yani bir kelime düşünün hem sizin yaşam tarzınıza saldırsın hem de kişiliğinize hakaret etsin. öyle bir kelimedir "namus".

all my loving

gece gece aklıma düşmüş, aklıma düşmüşken vanilya ile ilgili hayaller kurmama sebep olmuş beatles şarkısı. çok tatlı, şekerli ve güneşli.

close your eyes and i'll kiss you
tomorrow i'll miss you
remember i'll always be true
and then while i'm away
i'll write home every day
and i'll send all my loving to you

i'll pretend that i'm kissing
the lips i am missing
and hope that my dreams will come true
and then while i'm away
i'll write home every day
and i'll send all my loving to you

all my loving i will send to you
all my loving, darling i'll be true

close your eyes and i'll kiss you
tomorrow i'll miss you
remember i'll always be true
and then while i'm away
i'll write home every day
and i'll send all my loving to you

all my loving i will send to you
all my loving, darling i'll be true
all my loving, all my loving ooh
all my loving i will send to you


you can't always get what you want

but if you try sometimes you get what you need diye devam eden rolling stones şarkısı.

çok güzel değil mi?

you can't always get what you want
but if you try sometimes you get what you need


çok iyi...

patates puresi

hiç görmedim ama kutusunda çok temiz bir kalp taşıdığına inanıyorum.(bkz: acun'un var mısın yok musun stylası kutusunda kalp hissediyorum acun bey)*

kurokuma

küçüğüm. daha hiç görmedim. tanışmadık. tanışmadık diyorum çünkü en azından bir skype yapmadıkça kimseyle gerçekten tanıştığımıza inanmıyorum ancak bu çocuğa o kadar kanım ısındı ki benim okula başlayınca kendisine abilik/yol göstericilik yapmadan kendimi tutamayacağım sanırım.

mertgreen

yaşına ve bilgisine bakılırsa oldukça değerli bir yazar. sözlük için çok değerli bir parça. keşke sözlüğe daha sık yazsa. keşke bilgisini daha fazla gösterse. bu kadar az girecek ne var sanki?

ayı sözlük yazarlarının hoşlandıkları tipte ilk baktıkları yer

şu başlığı görünce ciddi ciddi kafa yordum. çünkü o kadar değişiyor ki... bir kere ilk baktığın yer kısmı biraz sakat gibi geldi. mesela otobüste gidiyorsam ve oturuyorsam, ayakta olan adamın ilk olarak kabarıklığına bakıyorum ister istemez. eğer masada oturuyorsak gözlerine ve ellerine bakıyorum. ayaktaysak ve benden uzun biriyse boynuna ve göğsüne bakıyorum. adam önümde yürüyorsa kalçalarına bakıyorum. plajdaysak önce ayakları gözüme çarpıyor. değişiyor yani.

erkek kadına sahip olur kadın erkeğe ait olur

bir kere dinledim. sonra başa alıp tekrar dinledim. sonra tekrar. her defasında daha çok sinirlendim. bir insan nasıl böyle düşünebilir. nasıl buna inanabilir. bu nasıl bir egodur... ve bu adamın bizim milletvekilimiz olmasına ne demeli? ve bu adamın bir kitleyi temsil edecek olmasına ne demeli?

bizde hala insanlara iki erkeğin/kadının birbirine aşık olabileceğini anlatmaya çalışalım. adamlar zaten kadın-erkek ilişkisini temelden sikip atmışlar... ne anlarlar iki "ibne"nin aşkından.

ege urjav

lisedeyken defalarca düşündüğüm şeydi. hatta kaç defa gidip tren istasyonuna oturup, kendimi treninin önüne atmayı düşünmüştüm. sevmek/sevilmek isteyen kocaman aptal bir kalbim vardı ve onu kimsenin hakkıyla sevmeyeceğini düşünüyordum. zaten okuldan mert'e deliler gibi aşıktım. onun beni sevmeyeceğinden emindim. başkasıda sevmeyecek gibi geliyordu. zaten annesi ve babası tarafından sevilmeyen birisini kim severdi. frankenstein'ı okumuştum. "yaratıcım beni sevmiyor, başkaları beni nasıl sever?" diyordu. işte kendimi bir yaratık gibi hissediyordum. sürekli içim acıyordu. arkadaşlarımın yanında takındığım maskeden yorulmuştum.

işte bu düşüncelerle, ege'nin başardığı şey için sürekli tren istasyonuna gidiyordum. o anı defalarca kafamda canlandırdım. ailemin tepkisini. arkadaşlarımın tepkisini.

ama yapamadım işte. belki gerçekten yapmak istemedim. belki henüz ege kadar her şeyi kaybetmemiştim.

ama bugün iyi ki yapmamışım diyorum.

cinsel gücü artıran bitkiler

gay accountlarda kendini latin olarak tanıtan yurdum insanı

genelde esmer ve zayıf erkeklerin kendisini tanıtma biçimi. ne kadar cahil olduklarının hepimiz farkındayız ancak latinim diyerek "havalı" görünme çabalarını çok acınası buluyorum.

ve kazanan

geçen akşam eve döndüğümde yemek yerken bir kısmını izleyebildim. malum yurt ortamında bu tarz yarışma programlarından haberimiz bile olmuyor, neyse.

taylan isimli çocuk whitney houston'dan i have nothing isimli şarkıyı mahvediyordu. ince sesli, tizlere çıkan bir şarkıyı kalın sesiyle söylemeye çalıştı! söylemeye çalışırken notaları kendi sesine uygunda çaldırmadı. sanki whitney houston. rezil etti şarkıyı. o elenir dedim, ki şebnem ferah'ta diğer yarışmacıyı seçmişti, izleyiciler o çocuğu seçti hayret ettim.

seks için sözlüğe gelmek

sözlükte seks çıkmayınca iletişimi kesen yazarları düşündükçe, doğru yolda olduğunu düşündüğüm kişidir.

ayı sözlük itiraf

bu haftaya çok mutlu başladım. biliyordum ki her şey bu kadar iyi olamazdı. evet, sonradan işler iyice boka sardı. şu an bu satırları yazarken gerçekten mutsuzum sözlük. pazartesi günü, bay ağız kokusu, bayan baş ağrısının yerine oturdu. o an gerçekten mutluydum. biliyorsunuz, bu kadını vanilya'dan kıskanmaktan öte, kadının varlığından nefret ediyorum. pazartesi günü, bayan baş ağrısı gelmedi ve biz vanilya ile epey yakınlaştık. mesela eskiden kolu/bacağı çarpsa hemen kaçırırdı artık daha uzun süre tutar olduk. sıralarımız neredeyse dip dibeydi. eskiden gözlerime uzun süre bakamazdı, kaçırırdı. artık gözlerime bakarak konuşuyordu. hatta pazartesi günü epilasyona giderken bir yere kadar bana eşlik etmişti. o kadar uzun süre vakit geçirmiştik. (elbette epilasyon kısmını söylemedim.)
salı günü gene aynı şekilde ilerledi. bay ağız kokusu, gene bayan baş ağrısının yerine oturdu. ben gene mutlu tabii. mutlu diyorum ama öyle bir mutluluk değil. adamla bir ilişkiye başlamış değilim ama sadece beraber oturmak bile yetiyor. aramıza kimse girmeden, öylece onun yanında oturmak...
tabii bayan baş ağrısı, salı günü teşrif etmişti. gene hastalanmış salak. bu hafta sonu erkek arkadaşının yanına gitmişti, sanırım istanbul'da kapmış mikrobu. vanilya'nın yanına hiç gelmedi. bir teneffüs vanilya onun yanına oturdu sadece o kadar. o kadarını normal karşılıyorum. çünkü vanilya ile arkadaşlar. neyse o gün çıkışta vanilya'ya beraber yemek yiyelim mi diye sordum. bana bayan baş ağrısına ders çalıştırma sözü verdiğini söyledi. benimde onunla küs olduğumu bildiği için doğal olarak beni çağırmadı. ben, benim yerime onunla gitmesini içerlemiştim ama kendime sürekli bunun gayet normal olduğunu söyledim. gerçekten mutsuzdum sözlük. hayır, kıskançlıktan öte, sevdiğim adamın o tarz bir insanla vakit geçirmesine dayanamıyordum. kadın ruh hastası. tek evin şımarık çocuğu derler ya hani tam ondan.
neyse ertesi gün oldu. biz normalde vanilya ile erkenden okula geldiğimiz için hep beraber sohbet edecek vaktimiz olurdu. dün ben biraz geç kaldım. tam soluk soluğa yerime geçtim ki bu bayan baş ağrısı koştura koştura eski yerine oturmasın mı?!
bugün gerçekten bir insanın yok olmasını diledim. ölmesin. kötü bir şey olmasın. sadece yok olsun. ortadan kaybolsun.
ne zaman vanilya ile yakınlaşsak, konuşsak, temas kursak kadın hemen araya giriyor. gereksiz, tek başına rahatça yapabileceği sorularla çocuğun ilgisini çekiyor. bırakmıyor iki dakika yalnız kalalım. işte bu yüzden deli oluyorum.
işin beni en çok kahreden yanı, her zaman dip dibe oturduğum vanilya, sırasını bayan baş ağrısına doğru kaydırdı. hoca okuma verdiğinde ya da bir ödev verdiğinde ona dönerek yapıyordu. eskiden hep bana dönerdi.
onunla yakın oturmaya çok alışmıştım. o an oradan değilmişim gibi hissediyordum. yaşadığımdan bile emin değildim. hocanın ve tüm sınıfın sesi bir uğultu gibi kulağıma çarpıyordu.
tek temasımız ben ayaklarımı öne uzatıyordum. o da benim ayaklarımın yanına uzatarak oturuyordu. evet, bu gözümden kaçmadı. zaten arada benimle konuşmaya çalışıyordu ama ben o kadar sinirliydim ki sinirimi bastırsın diye kendimi aa oyununa vermiştim. sorduğu sorulara kısa ve net cevaplar veriyordum.
son ders kan vermeye gidelim mi dedim. gidecektik. sonra bayan baş ağrısı "ay bugün gitme vanilya, zaten hoca serbest bırakıyor. yarın gidersin hem derse girmemiş olursun," dedi. sonra bana dönerek bunu açıkladı. bunu bana "yemeğe gidelim mi?" dediğimde açıkladı. bana "bayan baş ağrısına söz verdim. sende gel," dedi ve sustu. "biliyorsun ben gelemem, gelmem!" dedim. "ama artık alınıyorum, hep onunlasın," dedim. "haklısın ama bende aranızda kalıyorum," dedi.
sonra ben eşyalarımı toplamak için yerime geçtim. o da tuvalete gitmişti. ben sonra konuşmayı yarıda böldüğümü düşünerek tuvalete gittim. onunla konuşurum diye. ben içeri girer girmez. "özür dilerim," dedi. "ayıp ettim."
"evet."
yüzümü yıkadım. bir şeyin beni kendime getirmesi lazımdı.
sonra o da elini ve sonra yüzünü yıkadım.
"seninle bir şeyler yapmak istiyorum," dedi. sonra biraz kekeledi ve "ikinizle de bir şeyler yapmak istiyorum," dedi.
"ama benimle yapmıyorsun," dedim.
"bugün sırtını döndün hep. hiç konuşmadın neredeyse."
"evet, bayan baş ağrısı rica etti. dersi anlamıyormuş. benden ona hep yardım etmemi istedi," dedi.
orospu! dedim içimden. bahaneye bakar mısın? sen bu yaşına vanilya ile geldin sanki...
bir an "peki ben sana ihtiyaç duymuyor muyum?" diyecektim ama sadece "sen iyi bir adamsın, tamam. gerçekten. senin yapacak bir şeyin yok. ben sadece üzgünüm." diyebildim. iyi adam kısmına biraz tebessüm etti. onun tebessüm etmesi gerginliğimi biraz azaltmıştı ama hemen oradan çıkmalıydım. zaten tüm sınıf neredeyse boştu. derse bir tek bayan baş ağrısı ile vanilya girecek gibiydi. "bak, herkes gitmiş," dedim. o da şaşırdı.
"1,5 ayda sınıfta neler oldu?" dedi.
"1,5 ayda olanların hepsi bayan baş ağrısı yüzünden oldu, biliyorsun. kız her şeye burnunu sokuyor."
haklısın anlamında başını salladı.
"yarın görüşürüz," dedim elimi uzattım. elimi uzatmama biraz şaşırdı. elimi sıktı. çıktım gittim.
o saatten beri bok gibiyim sözlük. bok gibiden öte. tuvaletin kenarına bok yapışır ya hani sifonu ne kadar çekersen çek gitmez. işte kendimi böyle hissediyorum. kendimi mutlu olmak için o kadar zorladım ama gene de başaramadım. hareketli müzikler açtım. hiç keyif alamadım. depresif müzikler, daha çok kovuğuma çekilmeme sebep oluyordu. arkadaşlarla dışarı çıktım gene de kendime gelemedim. yalan yok bir ara arkadaşım künefe ısmarladığında kendimi iyi hissetmiştim. ama o da bir an sonra geçti. aklıma sürekli o geliyor. iki gün ya. her şey ne kadar güzeldi. bugün her şey ne kadar boktandı.
bugün bir ara telefonun çıkarıp ikimizin fotoğrafını çekmeye başladı derste. tabii hemen bayan baş ağrısı "hocaaaam derste fotoğraf çekiliyorlar" diye hönkürdü. ha tabii dibimde oturan bay ağız kokusu da hemen fotoğrafa girdi zorla. oysa sadece ikimiz olmalıydık. ha bu arada tuvaletten sonra konuşurken bana "senin yanında hep bay ağız kokusu var," tarzında bir şeyler dedi ama resmen ağzında geveledi. anlamadım.
mutsuzum sözlük.
bu öyle bir mutsuzluk ki... mesela eskiden seks yapsam kendimi iyi hissederdim, geçerdi. ama vanilya'yı tanıdığımdan beri kimseyle yatamıyorum. yatmayı bırak, kesemiyorum bile. onun dışında her şey, herkes siyah-beyaz. tek renkli o. tek canlı o sanki. porno bile izleyemiyorum. onun yanında olmak sadece yetiyor. ben eskiden mutluydum. bugün en yakın arkadaşımla onu konuşuyorduk.
ben geçen dönem mutluydum. spora giderdim, iç çamaşırlarımla dans ederdim, bir sürü erkekle yatardım. hiç böyle mutsuz bir adam değildim. hatta bugün rapor teslim etmek için eski ders gördüğüm binaya girdim. geçen dönem ki mutluluğum aklıma geldi. belki nerede akşam orada sabah yapan biriydim ama en azından mutluydum sözlük. başarılıydım. şimdi kaç haftadır dersin yüzünü açamıyorum. yurda gidince yatıyorum kalkıyorum. millete "bok gibiyim," diyorum. onlar "neden?" diye soruyorlar. "öyle," diyorum.
öyle.

bir erkeğin koluna girmek

en sevmediğim hareket. gerçekten. el ele tutuşmayı daha çok seviyorum. ya da ne bileyim beraber koltukta film izlerken koluma girsin/koluna gireyim ancak sokakta yürürken birisinin koluma girerek bana ağırlık yapmasından hiç hoşlanmıyorum.

tabii türkiye şartlarından sokakta el ele tutuşmakta çok mümkün olmuyor.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.