cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

kuzey kore'nin aids'i tedavi eden ilaç üretmesi

eğer haber gerçekse sırf bunun şerefine saçımı diktatörleri gibi kestireceğim. umarım doğrudur dediğim haber. prezervatiften taşıma stresinden ve "ama prezervatif takarken zevk almıyorum ki yeaa" diye gözlerini deviren adamlardan çok sıkıldım.

the fault in our stars

"when you go into the er, one of the first things they ask you to do is rate your pain on a scale of one to ten, and from there they decide which drugs to use and how quickly to use them. i'd been asked this question hundreds of times over the years, and i remember once early on when i couldn't get my breath and it felt like my chest was on fire, flames licking the inside of my ribs fighting for a way to burn out of my body, my parents took me to the er. nurse asked me about the pain, and i couldn't even speak, so i held up nine fingers.

later, after they'd given me something, the nurse came in and she was kind of stroking my head while she took my blood pressure and said, "you know how i know you're a fighter? you called a ten a nine."

but that wasn't quite right. i called it a nine because i was saving my ten. and here it was, the great and terrible ten, slamming me again and again as i lay still and alone in my bed staring at the ceiling, the waves tossing me against the rocks then pulling me back out to sea so they could launch me again into the jagged face of the cliff, leaving me floating faceup on the water, undrowned."


bunu ilk okuduğumda gözlerim dolmuştu. saatlerce bunu düşünmüştüm.

horizonmersin

bu adamın yazdıklarını okumayı çok seviyorum. bence sözlüğün en değerli yazarlarından. tabii benim değer yargıma göre.

akp-mhp koalisyonu

düşündükçe canım makarna çekiyor. ben hasta ve mutsuz olduğumda makarna yerim. bir de quarter pounder sipariş ederim ama onu bu saatte bulamam. gidip bir makarna suyu koyayım.

çirkin bir adamla beraber olmak

"nasılım?" diye sormuştu. öncesinde de defalarca kendisini eski sevgilimle kıyasladığı zaman, konunun nereye varacağını anlamalıydım. "eski sevgilin benden yakışıklı mıydı?" bu soruda neyin nesiydi ki? biraz utanıp sıkılıyordum. böyle bir durumda ne diyeceğimi bilemiyordum çünkü bu soruyu şimdiye kadar hiç almamıştım. genelde ilk tanışmalardan sonra oluşan o yeminli sessizlik yoktu bu adamda. böyle şeyler sorulmazdı. eğer buluşmak istediysem, dış görünüşünü çok sorun etmiyorumdur.

oysa çok etkilenmiştim. bana sürekli "bu yüzü sevebilecek misin?" diye soruyordu. artık onu ikna etmek yorulmuştum. ama "sen çok yakışıklısın" diye yalan söylemekte istemiyordum. lanet olsun değildi ama bir türlü onu böyle sevebileceğime ikna olmamıştı.

sonra ne mi oldu? sebepsiz yere gitti.

öylece uzaklaştı.

üstteki yazar

kuma bir aralar aynı kişi olduğumuzu düşünüyordu.

burada kuma oğluma selam gönderiyorum.

müslümanlık mı insanlık mı

elbette insanlık, diye cevap vereceğim önerme. tabii soruyu soran yazar bunu gerçekten merak mı ediyor yoksa amacı bir haber üzerinden bütün "müslümanları" taşlamak mı, emin olamıyorum. bir de "sol" gazete haberi. malumunuz gazete politika olarak müslümanlarla ilgili bir tane güzel haber vermez, hep kötüleri sunar. yanılıyorsam bu entryi değiştiririm.

efendim elbette insanlık önemli olan. şimdi müslümanların yaptığı bir sürü iyilik ve bu iyilikleri yapan bir sürü iyi insan var. belli ki o adamcağızı iyi müslümanlar görmemiş. hadi iyi müslümanlar görmemişten insanlıktan nasibini "almış" ateistler neredeymişler?

sorun sende değil bende

çok hüzünlü bir cümle. çünkü hep bir "sorun" vardır ve bu cümle o "sorundan" sonra kullanılır. kimisi gayet yerindedir. çünkü "sorun" gerçekten bunu söyleyen kişidedir. bazende bu cümleyi sırf birinden kurtulmak için kullanırlar.

ev yoğurdu

doğru tadı elde etmek için uzun süre sabretmek gerekir. yanlış bilmiyorsam doğru tadı 11. veya 12. mayada elde edebiliyorsunuz. ilk mayayla yapılanlar ekşi veya kokulu olabiliyor. bu da yoğurdun doğallığından kaynaklanmaktadır. yoğurt yemek istiyorsanız, ev yoğurdu yiyiniz. diğer yoğurtların ne olduğundan emin değilim.

ben bu yazıyı sana yazdım

canımı çok yaktın. sana her zaman borcumu öderim dediğim de sen sadece parayı düşündün. sana parayı iade ettiğimde, borcumun kapandığını düşündün ama benim borcum kapanmadı. bana yaşattığını, hissettirdiğini her şeyi sana aynen ödeyeceğim.

şimdiye kadar kimseye borçlu kalmadım.

recep tayyip erdoğan'ın türkiye'ye katkıları

valla babamın hacizli maaşını kurtarmıştı. bir de emekliye koruma vermişti. daha bir sürü şey var ama aklıma ilk gelen bu çünkü 1 ay boyunca makarna yediğimiz günlere son vermişti tayyip amca bu kanunuyla. ama şimdi rahat sevişemiyorum diye nefret ediyorum. evet. bu kadar da sığ bir insanım.

friends

ayı sözlük itiraf



teletubies'lere şu şarkıyla bi klip hazırlamak istiyorum. oysa teletubies bile izlemem ama tam o program tadında bir şarkı.

şirk

islam dinine göre; en büyük günahlardandır. allah bunu asla affetmez. öyle cehennemin en dibinde yanarsınız. zaten komşularınız firavundur. ha bir de büyücüler olması lazım. büyücülerin cehennemin son katında yanacaklarından emin değilim ancak islam dinine göre allah onları da asla affetmiyor. bir de kul hakkı yiyenleri. kul hakkı yiyenlerle, helallik almanız lazım. çünkü allah diyor ki onların hakkını vermem gerek. onun dışında islam dinine göre diğer her şeyi tövbe ederek kendinizi affettirmeniz mümkün. aman kalp kırmayın, hak yemeyin, tanrıcılık oynamayın bir de büyü yapmayın.

tabii islam dinine göre.

yüzme havuzu

türkiye'de hangi açık yüzme havuzuna girsem ne yazık ki ya çok pis oluyor ya da kloru öyle basıyorlar ki karanlıkta arkadaşlarla klorun buharı arasında jaws oynuyoruz. evet, buhardan göz gözü görmüyor resmen. çünkü belediyenin süs havuzundan, yüzme havuzuna bir türlü evrim geçiremedik. adam hala duş almadan havuza giriyor. bone takmamak için diretiyor. duş almadan, bone takmadan havuza giren adamın vücudunda kim bilir neler vardır. bunlar yüzme havuzu neden yapıyorsun? çıkarsın kumaş pantolonunu donuyla belediyenin süs havuzlarında eğlensin.*

ayı sözlük kitap önerileri

huckleberry finn'in maceraları - mark twain

yazarların sözlüğü birer birer terk etmesi

mevsimsel olabilir. şahsen ben yoğun hayatımdan fırsat bulup giremiyordum. ara ara açıyordum sözlüğü ama parmaklarımı kaldıracak enerjim olmuyordu. salak salak ekrana bakıp kapatıyordum. olabilir yani. olur olur.

ak parti anneler günü reklamı

ak partinin ne kadar çirkin yarıştığını gösteren reklam. adam ölmüş annesini reklam konusu yapmaktan çekinmiyor. duygu sömürüsünün dibine vuruyor. eh tabii bizim millet 5 sene boyunca yaprak dökümü izlemiş, bu reklama eminim dipleri düşmüştür. severiz acımayı. acıdığımızı korumak isteriz. görün bakın bu reklam nasıl işe yaradı!

ayı sözlük itiraf

sevgili sözlük;

biliyorum uzun süredir yazamıyorum. hayatım arap saçına dönmüş bir haldeyken entry girmeyi bırak hiçbir şey yapasım gelmiyordu. an geliyor nefes almak zor geliyordu. hele bir gün arkadaşla fizik çimlerinde uzanıyoruz, hava ateş gibi, okulu bırakıp babamın köyüne yerleşmeyi bile düşündüm. orada çobanlık falan yaparım dedelerim gibi. daha kolaydı. vanilya bir yandan. dersler diğer yandan.
işte öyle bir anda kadın arkadaşım "cikolatali kek birini bulsana," dedi. hatta o gün romeo'nun telefon uygulamasını telefonuma o yükledi.
kadın yüklerken sanıyor ki ben oradan romantik bir ilişki bulacağım, vanilya'yı unutacağım falan filan. bilmiyor ki aslana kuzu emanet etmiş. ben ne güzel haftalardır girmiyordum. hayır bizim ortamda öyle kolayca ilişki bulunacak ortamlar değil ki!
neyse tahmin ettiğiniz gibi ben tekrar seks yapmaya başladım. ama öyle böyle değil. ölümüne sikişiyorum sanki. tamam haftalardır seks yapmamamın bunda büyük bir etkisi var ama buluştuğum adamları öldürürcesine yormam... işin garip yanı bir süre seks bağımlısı olduğumu düşünmeye başladım. bir keresinde gün içinde iki farklı kişiyle yattığım oluyordu. bir keresinde arkadaşlarla bahçeli'ye oturmaya gitmiştik hornet'ten birisi yazdı 400 küsür metre öteden. bayağı bayağı telefon edeceğim diye kalkıp seks yapmaya gittim. gecenin bir yarısı okulun tuvaletine attığım çocuktan, şenliğin ilk gecesi kafayı bulmuş bir halde hornetten alelade birini arabada pişirmek üzere çağırmamı söylemiyorum bile.

tabii hepsinde mutlaka korundum.

neyse garip bir şekilde, vanilya'dan soğumaya başladım. aslında garip değildi. derste o kadar yorgun oluyordum ki hiçbir şey düşünecek halim olmuyordu. ders, spor, seks, ders, spor, seks, ders, spor, seks...

neyse en sonunda grip oldum. şenliklerin ilk gecesinden sonra. düne kadar yatak döşek yatıyordum. bu sırada romeo'da biriyle tanıştım. aslında önceden tanıyordum. aynı şehirde büyüdük. ben eskiden buna asılmıştım ama beni beğenmemişti. tabii o zamanlar tombiş kilolu bir şeydim. bilin bakalım ne oldu, eleman benim için ankara'ya gelecek yarın. 3 gün kalacak burada. heyecanlıyım çünkü çocuktan hem çok hoşlanıyorum hem de idealize ettiğim pek çok fiziksel özelliğe sahip. büyük bicepsler, futbol merakı, kirli sakal, boksla ilgilenmesi, beyaz ten, kürt kökenli olması, efendi olması, yalan söylememesi ve benim için onca saat yolu gelmesi son olarak herkesle düşüp kalkan bir tip değil.
tabii her iyi şeyin bir kötü yanı vardır ya, çocuk hala kendisini tam kabullenememiş. skype'ta kamerada konuşurken "ne yaptığımı bende bilmiyorum," dedi. evet, bu lafı diyen birinden beni uzun süre mutlu etmesini beklemiyorum. kısa süreli mutluluk arayacağım. mesela şu üç gün.
aslında grip olmam iyi olmuş bir yandan. yoksa yemin ediyorum yerimde duracağım yoktu. yerimde durdum. biriyle tanıştım. bakalım nasıl olacak.

vanilya'yı atlatıp atlatmadığımı bilmiyorum. gerçekten onun yanındayken o kadar halsiz oluyordum ki bazen farkında bile vermiyordum. şimdi hayatıma bu çocuk girdi. kafam yerinde. pazartesi günü ikisini birden sağlam kafayla göreceğim.

o değil de çocuk prezo almaya utanıyormuş. tabii ben hayatımda hiç prezo almadım ama gidip satıcı kızdan sanki kendim takacakmışım gibi "ok xl var mı?" demek hoşuma gitti. tamam belki ben takarım. tabii kendime değil, neyse. ehem. öhöm.

profilinde fotoğrafı olmayan ayı sözlük yazarları

sonra aşık olup saçma sapan triplere giriyorsunuz. en güzeli böyle.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.