cikolatali kek

Durum: 1906 - 0 - 0 - 0 - 11.11.2016 23:35

Puan: 26948 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 4.Nesil Yazar.

sometimes, change is everything
  • /
  • 96

iç çamaşırı ile denize girmek

calvin klein boxerlı kaslı bir vücutta hiçte kro durmayacak eylem. calvin klein boxerım olsaydı zamanında yapacaktım.

white wine

white wine

küfür eder gibi yazıyor. nerede küfür eder gibi bir entry görsem altında hep white wine'ın imzası var. ha, yazdığı güzel şiirleri ayrı tutuyorum.

küfür eder gibi yazıyor ve bundan hiç utanmıyor. tarzı bu herhalde.

eski yazarlar geri gelsin kampanyası

subjugator ve subjugator 2 hariç hepsini destekliyorum. şu adam bildiğin trolldü. ağır trolldü. o varken sözlük hiçte zevkli değildi. ayrıca bir sürü homofobik küfür ediyordu, bunları da unutmadık.

ama diğerleri dönse keşke.

eugen sandow

vücut geliştirme sporunun temellerini atan kişidir. bu yüzden vücut geliştirme sporunun "babası" olarak bilinir. aslen alman olan eugen sandow 2 nisan 1867'de prusya'da doğmuş, 14 ekim 1925'te londra'da ölmüştür.

sandow antik yunan heykellerindeki vücut ölçülerini savunmaktaydı.* sırf bu yüzden antik yunan heykellerindeki ölçüleri almış ve bu ölçülere göre vücut geliştirmiştir. bu açıdan belirli bir ölçüye göre vücut geliştiren ilk insan olmuştur aynı zamanda. bu konu hakkında pek çok kitap yazmıştır.

bu tam hayatının biyografisi:
03ee7

bunlarda eugen sandow'a ait derlediğim bir kaç fotoğraf:



sevgilinin sosyal medya hesaplarını patlatma

sevgilisinin sosyal medya hesaplarının şifresini isteyen kadınları/erkekleri bir türlü anlayamadığım gibi anlayamadığım bir diğer olayda budur. bir insan neden başkasının özel hayatına bu kadar girmek ister? ne yani, bir ilişki yaşanıyor diye ördek ailesi gibi her şey iç içe ve dip dibe mi olmalı? insanların kendileri ait özel alanları olamaz mı? her şey göz önünde mi yaşanmalı.
eğer bu istek, sevgilinin hayatına tamamen müdahil olmaktan öte, acaba beni aldatıyor mu sorusundan geliyorsa, zaten bu sorudan kurtulmak mümkün değil. yani adam bir hornet hesabını siler, ikincisini açar, nereden bileceksin ki? yan odada babası, adamın karısıyla beraber oluyor, adamın ruhu duymuyor. bu stresle, bu güvercin ürkekliği ile yaşanmaz.

böyle bir derdiniz varsa iyisi mi yol yakınken ya ayrılın, ya da "sevgilim" diye hitap ettiğiniz adamlara/kadınlara güvenmeyi öğrenin. öğrenelim.

mutfakta panda yatakta koala

pandalar çok oburdular. sanırım mutfakta obur.

koalalar çok tatlıdırlar. sanırım yatakta çok tatlı.

aman canım bize ne.

hoş gelmiş.

ayı sözlük yazarlarının şu an dinlediği şarkılar

bu aralar kurokuma sayesinde tekrar glee'yi yad etmekteyim.

blaine warbler anderson'dan it's not right but it's ok dinliyorum şu an. :d

penisi büyük olan erkeklerin karşılaştıkları sorunlar

affedersiniz ama seks yapacak pasif bulmakta zorlanıyorlarmış. duyduğuma göre korkanlar falan oluyormuş.

sözlük yazarlarının en sevdiği giyim mağazası

lily allen

glee tarafından smile şarkısının şöyle sıcak bir cover'ı yapılmıştır.

finn hudson'ın rolündeki cory monteith'in şapşal bakışlarını yerim.*

biseksüel

ilerde bir kadınla evlenmeyi düşünüyorum dedikleri sürece asla saygı duymayacağım insanların genelde arkasına sakladıkları cinsel yönelim.

anal seks

fazla kaptırmayın, bağımlılık yapar.

bağımlılık yapması benim fikrim. belki ben libidosu çok yüksek bir herif olduğum içindir. neyse. zamanında büyü işleriyle uğraşan bir arkadaşım, kendisi aynı zamanda bir camiide vaizlik yapmaktaydı, lut kavminin helak olmasının sebeplerinden birisinin anal seksi çok abartmış olmalarını söylemişti. dediğine göre 72 kişinin birbirine girdiği anal seks orgyleri düzenliyorlarmış ki olayın neticelenmesi günleri buluyormuş. o zaman anlatırken kaynak/xxx hazretleri fala da vermişti ama şimdi aklıma değil.

doğum gününde yapılması gereken şeyler

eğer doğum gününüz kutlayacak kimse yoksa, arkadaşlarınız ve aileniz belli sebeplerden dolayı sizden uzakta olabilir veya siz 75 milyonluk ülkede kimsenin umurunda olmayabilirsiniz, geçin mutfağa kendi yaş pastanızı kendiniz yapın. mutfağı dağıtın. hiç önemsemeyin. ama radyoda olsun. radyoda rastgele şarkılar çalarken siz kek hamurunuz-la* oynayın.

evli bir erkekle ilişki yaşamak

hiç yaşamadım ama bok gibi bir durum olsa gerek diye düşünüyorum.

1- öncelikle adamın sizden önce gelen sorumlulukları olacak. eğer türkiye gibi heteroseksüel normun iktidar olduğu bir ülkedeyseniz birlikte olduğunuz adam büyük ihtimalle evin reisi, aile babası olacağı için siz haliyle ikinci plana itileceksiniz. istediği kadar "seni seviyorum" veya "ölürüm senin için"* desin.

2- erkekler otel odalarında veya sevgililerinin evlerinde sevişirler. eğlenirler. ama eninde sonunda evlerinde, eşlerinin kucaklarında ölürler. sanırım bu pek çok şeyi açıklamıştır.

3- beraber olduğunuz adamın gerçek anlamda bir yuvası olduğunu düşünecek olursak işler iyice boka sarıyor. gerçek bir aileden kastım hani şu 2. sınıf esnaf lokantalarında "üst katımız maile yeridir" derler ama çocuğunuz yoksa çıkıp oturmanıza izin vermezler ya hani, işte o kadar gerçek bir aileden bahsediyorum. evlilik yemininden de öte bu adam bir insana kan bağıyla bağlanmış. yani kimse sizi çocuklarından öte tutamaz değil mi?

4- düşünün ki bir insan ailesinin ve arkadaşlarının önünde bir kadına söz vermiş. ölüm bizi ayırana kadar, hastalıkta ve sağlıkta hep yanında olacağım bla bla bla... herkes alkışlamış falan ve kocaman üç katlı düğün pastasının ilk dilimini gelinin çatalından yemiş. şimdi sen, dört duvar arasında geçirdiğin, üç beş kişinin bildiği ilişkinin gerçek olduğunu mu sanıyorsun? şimdi sen o adamın "seni seviyorum" sözlerine inanıyor musun?

5- bir de şu var, empati. insanlar neden empati yapamıyor bir türlü anlamıyorum. çok zor değil, kendini o kadının yerine koyacaksın. her akşam yatağına aldığın, gözün kapalı güvendiğin adamın soluğu başka adamların/kadınların koynunda aldığını düşünün? tamam ilişkileri berbat olabilir. belki adam aile baskısından o kadınla evlendi... bunların hepsi olabilir. ama bunların hiçbiri o kadının aldatıldığı gerçeğini değiştirmiyor. ne olursa olsun kadından ayrılabilir.

yani sonuç olarak her ne kadar looking'ten küçük orospu patrick "bu onların arasındaki bir şey, onların ilişkisi beni ilgilendirmiyor" dese bile durum o kadar basit değil. bence. evet.

kaan arer

ayşe arman'a askerlik anıları üzerine röportaj vermiştir.

http://lgbti.org/bir-escinselin-askerlik...

mr nobody

çok kaliteli yazıyor. sinema konusunda da oldukça bilgili. bence sözlük için çok değerli birisi.

ayrıca şunu da söylemek istiyorum ki, kendisine yazık ediyor. kendi değerinin, kıymetinin farkında değil.

zagor

değişik.

çok değişik.

samimi bir şekilde yaklaşır. siz de samimiyetine inanır güzel güzel sohbet eder, derdinizi anlatırsınız. adınızı, okulunuzu ne bileyim pek çok şeyi rahatça söylersiniz. bu termodinamiğin sıfırıncı kanunudur, denge meselesi. siz nasılsanız karşınızdan da onu beklersiniz. adam bir adını bile söylemedi ya la? hayır bu kadar tanışmak istemiyorsun, niçin her fırsatta mesaj atıyorsun ki? ayrıca adını falan yemedik yani. neyse. değişik.

herkesin kendisini sikmek istediğini sanan insan

kız arkadaşın müstakbel eşinin gay olması

hep duyuyoruz, dinliyoruz. seviştiğiniz adam diyor ki "ben bir gün evleneceğim," ve biz sessizce pencereden dışarı bakıyoruz. geçen gün çok yakın bir kız arkadaşıma bu tip adamlardan bahsederken yüzünü ekşiterek bana baktı, "böyle bir durum olsa bana söylersin, değil mi cikolatali kek?" dedi. "elbette söylerim," dedim. elbette söylerim, zevkle.
  • /
  • 96
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 1906

iğrençsin ama o kadar yol geldim sevişeyim bari

asla içinde bulunmadığımdır.

hayatımda bir kere sevişmek istemediğim birisiyle seviştim. o da hastalık gibiydi. uzun süre atamamıştım üzerimden.

artık "hayır," diyorum. "seninle sevişmeyeceğiz."

unutmayın, siz bir tanesiniz, kimseyle vakit harcamak peşkeş çekmek zorunda değilsiniz.

cinsel yönelim

herkes potansiyel biseksüeldir.

ayı sözlük'te dışlanmaktan korkmak

böyle biri/birileri var mı bilmiyorum ancak c tipi kişilik'e sahip olduklarını düşünüyorum.

vücut geliştirme

öncelikle bu sporun yüzde 60'ı yemek yüzde 20'si uyku ve yüzde 20'si harekettir. yani o vücutlar sadece ağırlığın altına yatarak gelişmiyor. tam tersine, uyku ve beslenmeyi yeterli almazsanız ağırlık çalışması sırasında parçalanan kaslarınız onarılmaz ve güçten düşerseniz. evet, ağırlık çalışırken kaslarınızı parçalarsınız. yemek ve uyku ile daha güçlü şekilde onarırsınız.

bir diğer yanlış ise pek çok spor salonunda verilen çoklu antreman programları. bu programların çoğu hiçbir işe yaramaz. neden mi? siz eğer pazartesi göğüs çalışıp haftaya pazartesiye kadar göğsünüzü çalıştırmazsanız doğru düzgün yol kat edemezsiniz. bakın, başlarda vücudu hızla gelişirken zamanla gelişimi duran ve sudak çıkmış ördek gibi salonlarda arkadaşlarına "abi benim vücudum neden artık gelişmiyor yaa" diye dolaşan arkadaşların en büyük sorunlarından birisi budur. çünkü bu spora yeni başlayan birisinin vücudu çok hızlı gelişecektir. bunu programla alakası yok. zamanal kas kütlesi artışı durur. işte sizin yapacağınız çoklu program bunu engeller.
peki çoklu programı kimler yapabilir? jay cutler yapabilir, arnold yapabilir. bu işi meslek haline getirmiş, hayvan gibi beslenip hayvan gibi yaşayan hayvanlar yapabilir. stereoid kullnananlar yapabilir. ancak onlarda gelişim olur.

yeni başlayanların yaptığı en büyük hatalardan birisi ise hemen ağır yüklerin altına girmeleri. okulun salonuna böyle haldır huldur gelen kaç arkadaşı ağırlıkların altından aldım bilmiyorum. vücut geliştirmeye yeni başlayan birinin kasları güçsüzdür. sinir sistemi güçsüzdür. sinir sistemi bu sporda çok önemlidir. bakın haltercilere ve hamallara... hiçbir çok kaslı değillerdir ancak oldukça kuvvetlidirler. neden? çünkü sinir sistemleri çok kuvvetli. sizinde ilk önceliğiniz sinir sisteminizi uyandırmak ve harekete geçirmek olmalıdır. zaten kaslarınız zamanla çalışmaya başlayacaktır. ama sinir sistemi önemli. sinir sistemini kuvvetlendirmek için ne yapmalı? aynı hareketli yavaş ve düzenli olarak yapmalısınız. aceleye gerek yok.

hah, aklıma gelmişken. bir de vücut geliştirme ekolü olarak brad pitt var. fight cluptaki gibi olsam yetercilere gelsin bu paragraf. ben hayvan gibi olmak istemiyorumculara gelsin. bu hatayı bu spora ilk başladığımda bende yapmıştım. spora başladığımda yağlarım vardı. az yiyordum. çünkü çok yersem "hayvan gibi olmaktan" korkuyordum. ama bir türlü doğru düzgün ilerleyemiyordum. sonra anladım ki bu sporu yapmak için "hayvan gibi yemek" gerekiyor. sonuçta o kaslar elma, armut yiyerek oluşmuyor. neler neler yiyorum gene de hayvan gibi olmuyorum. çünkü o hayvan gibi dediğiniz adamlar gerçekten hayvan gibi yiyen hayvanlar. stereoid almaları cabası.

şimdilik aklıma gelen bunlar. daha sonra güncellerim.

gay ilişkilerdeki en büyük sorun

erkeklerin sekse çok fazla önem vermesi. özellikle genç çiftlerin en büyük sorunu bu. seks, seks, seks. heteroseksüel bir çiftte en azından kadın ilişkinin duygusal tarafını sırtlayabilirken, bakınız lezbiyenlerin daha sağlam ilişkilerinin olması, bizde bu duygusal tarafı sırtlayacak kimsenin olmaması. bakınca otuza yaklaşmış veya otuzun üstünde geylerin ilişkileri daha sağlam. çünkü adamlar ancak belli cinsel hazzı içlerinde çürütünce ilişki yaşayabilecek kafaya gelebiliyorlar.

green apple'a cephe arkadaşları aranıyor

aziz ordumuzun uçaklarla cepheden cepheye uçuştuğu şu mübarek günlerde, sözlükte tek başına trollenmekten ve bilimum savaş karşıtı insana göğüs germekten memeleri sarkan, ışık ve sevgiyle, green apple'a cephe arkadaşları aramaktayız. eğer sizlerde 7/24 sol framei türklerin boklarının ne kadar pembe olduğuna dair doldurabilir, bütün bearhairy başlıklarının altına çemkirebilirseniz, durmayın başvurun.

aranan kriterlerimiz;

-düşük bir zeka
-bütün gün bilgisayarda vakit harcayacak kadar işsiz olmanız
-yazım yanlışları ve imla hatalarıyla dolu bir grameriniz
-2 veya 3 kelimeden fazla cümleler kurmamanız gerekmektedir.

hadi ne duruyorsunuz! dutchbear'ın eksikliğinde bu ablanıza sahip çıkmak, onu cephede bu savaş karşıtı çiçek çocuklarla yalnız bırakmamak için alın elinize klavyelerinizi.

onur yürüyüşünde iki kadının çırılçıplak soyunması

öncelikle herkesin yaptığı işe saygı duyuyorum. kimse oturduğum yerden eleştirmeye hakkım yok, biliyorum. sonuçta ben tüm lgbt'leri destekleyen arkadaşlarıma rağmen kendimde onur yürüyüşünde yürüyecek gücü bulamıyorum. sonuçta tüm arkadaşlarım facebook profillerini gökkuşaklarıyla döşerken ben hiçbir şey olmamış gibi devam ettim. türkiye'de yapılan onur yürüyüşüne de son derece saygı duyuyorum ancak zaman zaman kendime "neden onur yürüyüşüne katılmaktan bu kadar çekiniyorsun" diye sormadan edemiyorum.

şimdi izin verirseniz burada biraz bunu açıklayacağım. ama en başında şunu özellikle belirtmek istiyorum, bu uğurdan yapılan her şeye son derece saygı duyuyorum. sadece benimki biraz özeleştiri gibi.

eskiden en yakın arkadaşım olan çocukla, o da gay olduğunu öğrendim, onur yürüyüşü hakkında konuşurken "ya biz orada lgbt bireylerin hakkını savunuyoruz yoksa orospuların gördüğü polis şiddetini mi savunuyoruz?" diye sordum. "ben orada anneme aşkımı savunacağım yoksa aileme para karşılığı bedenini satmanın doğru bir şey olduğunu duyuracağım? ailem benim bir erkekle sevişmenin kabul edememişken beni bir hayat kadınıyla kol kola görseler ne düşünürler?" ki seks işçileriyle hiçbir problemim yoktur. ama benim yürüyüşümle bunun alakası ne?

biliyorsun türkiye'de tanzimattan sonra pek çok şey avrupa'dan direk alındı. biz roman üretmedik. şiir yazmadık. avrupa'dan alıp onu taklit ettik. bize hep batıyı takip etmek derken hep batıyı taklit etmeyi öğrettiler. şimdi onur yürüyüşünde yapılanda aynen bu. biz amerika'da bu yürüyüş nasıl yapılıyorsa aynen onu alıyoruz. taklit ediyoruz. senin muhattap olduğu adam obama değil ki? senin komşun kızını beceren adamla futbol izleyen john doe değil senin komşun kızını bir erkekle el ele görse tekme tokat döven onu eve kilitleyen hasan usta! seni nasıl bir amerika'lı gibi yaparsın?

recep ile şaban'ın arasın ramazan giremez! allah aşkına bu sloganı ne kadar düşündünüz? siz akp'nin yüzde 40 mhp'nin yüzde 16 aldığı bir ülkede, ki chp ile hdp'de ki muhafazakarları saymıyorum bile, bu şekilde saygı göreceğinizi mi bekliyorsunuz?

biraz önce paylaşılan görüntüleri izledim. yahu sen nasıl benim onur yürüyüşümde gidip oral seks yaparsın. bok. bok. bok. bok. boksunuz. ben anneme saatlerce iki erkeğin aşkını anlatayım, kalp hastası babamı iki erkeğin birbirini sevebileceğine ikna etmeye çalışacağım siz gidin benim cinsel yönelimimi içine aldığınız bir "onur yürüyüşü" düzenleyin ve çırılçıplak birbirinize oral seks yapın. boklar. boksunuz işte. şimdi bu görüntüyü ailem görse ben onlara ne derim? 1 senedir uğraştığım şeyi nasıl hiç edersiniz? hep üzülüyordum lgbt'ler haber programların yer bulmuyor diye. iyi ki bulmuyorlar. gerizekalılar.

bundan sonra bu ülkede tek kelime etmem lgbt hakları için. bana ne? yarın gidip ailemede tövbe ettim yok öyle bir şey derim. ne diye üzüyorum ki ben ailemi? sessiz sakin hayatımı yaşarım. okulumu bitirince de siktir olup giderim amerika'ya.

ayı sözlük itiraf

gay olmadığım halde erkeklerle cinsel ilişkim çok oldu (öpüşme ve sevişme hiç olmadı). anal ilişki ve düşüncesi bence çok çekici. yatsın yanıma götümü başımı dağıtsın sonra yatsın hali bence daha güzel.

her boku yiyip domuz eti yemeyen tipler

bıkmadınız milletin yediğini içtiğini eleştirmeye.

başkaları sizin yaşam tarzınıza karışsa "kömsö bözö önlömöyör" dersiniz. adam belki her boku yemeyi seviyor ama domuz eti yemeyi sevmiyor, olamaz mı?





30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam

okullar okunmuş, iş güç sahibi olunmuş, evlenmemeyi tercih etmiş adamın ailesiyle yaşama durumudur. annesinin yaptığı yemekleri yemenin, temiz ve ütülenmiş çamaşırlar giymenin rahatlığını bırakamamış adamdır. muhtemelen ev işlerine uygun değildir. tek başına bıraksan ya yemeği yakar ya da gömlekleri ütülerken kat izi bırakır. aileyle oturmak demek, anne ve babanın otoritesini kabul etmek ve hayatını onların dünya görüşlerine göre şekillendirmek demektir. bir insan 30 yaşını geçtiği halde hala evin oğluşu muamelesi görüyorsa oturup düşünmesi gerekir.

tabii istisnası olanları bu durumun dışında tutuyorum.

edit: 30 yaşını geçtiği halde ailesiyle yaşayan adam beğenmedi.*

gay accountlarda feminenler ölsün akımı

genelde feminenleri rahatsız eden durum, anlıyorum.

ancak pek çok yazarında dediği gibi bir gey olarak maskülenlik arıyorum. pizzayı elleriyle yiyen, tornavidayı alıp ev işi yapan, araba bozulunca kendi işini görebilecek birisini. lady gaga dinleyip, skinny jeans pantolonların içinde kırıtan birisini değil. ben ilk kategorideyim ve ilk kategoriden hoşlanıyorum. bu yüzden arayışıma daha çabuk ulaşabilmek için feminenler yazmasın diyorum.

bir de kafa yapısı olarak çok farklıyız. etrafımdaki kadın arkadaşlarıma bakıyorum bir de feminen geylere bakıyorum... nasıl başarıyorlar bilmiyorum ama kadın arkadaşlarımdan daha kadın olmayı başarıyorlar. bilmiyorum belki burada da dendiği gibi aslında onlar gey değildir. transtırlar. ya da başka bir yaşam formu. gerçi onlar kendilerini ne olarak tanımlıyorlarsa o'durlar. benim haddime değil. ama hoşlanmıyorum işte. umarım onlarıda seven birileri vardır. hem benim sevgime muhtaç değiller ki. takılmasınlar bu kadar.

ülkede boğaziçi ve odtü'den başka üniversitenin olmaması

türkiye'nin acı gerçeği. eğer tıp fakültelerini ve hukuk fakültelerini çıkarırsanız bu okullar dışında türkiye'de doğru düzgün bir tane üniversite yok. belki itü veya bilkent'in bazı bölümleri bazı konularda iyi olabilir ancak genele baktığımızda bunlar bir üniversiteyi iyi yapmaya yetmiyor.

bir de şöyle bir tesellisi vardır bu okullara girmeyenlerin/giremeyenlerin* önemli olan nereden mezun olduğun değil nasıl mezun olduğun.*

eksi oy verenin kim olduğunu bilmediğimiz halde bir yazarı eksici olarak suçlamak

geçenlerde yukarıda bahsi geçen yazar bana mesaj atmış. benim yazdığım ikinci c sendin xxxxx, diye. çok şaşırdım ve üzüldüm. çünkü kendisine özel bir düşmanlığım yok. düşmanlığı bırakın sözlüğe ilk kayıt olduğum günlerde seri eksi verdiğim günün gecesinden dark bear tarafından uyarıldıktan sonra yaptığımın pasif-agresif ve sinsi bir davranış olduğunu fark edip seri eksi oy vermeyi bıraktım. ha,genelde artık eksi oy vermem ama hoşlanmadığım bir yazarın düşüncesini beğenmediysem anında eksiyi basarım ki tanım cümlelerini, bilgi cümlelerini asla eksilemem. dediğim gibi sevmediğim yazarların belli başlı görüşlerini eksilerim. ama beğenmediysem.

şimdi bu yazar bana öyle diyince ne yalan söyleyeyim üzüldüm. çünkü kendisiyle daha doğru düzgün tanışmadan onun düşmanı olduğumu düşünmüş. bir kaç gündür entrylerini gördükçe artılıyorum. kafasında soru işareti kalmasın diye. aman alt tarafı bir sözlük, eksi - artı için birbirimizi üzmeye değer mi? artılar feda olsun.*

mustafa kemal atatürk

(bkz: atam atam sen kalk ben yatam)

yok efendim o kadar şişirmeyin. özel bir adamdır. hatta bir dahidir. yaptığı pek çok şey vardır ancak kimse varlığını ona muhtaç değildir. kimse hiçbir şeyi kimseye muhtaç değildir. belki anne ve babamıza çok şey borçluyuz. ayrıca yaptığı bazı hatalar bugün pkk'nın doğmasına sebep olan bir domino halkasının ilk taşını devirmiştir.

götten gelen kanı alna sürmek

aktifin, bekaretini aldığı pasifinin, çatlayan deliğinden çıkan bir iki damla kanı pasifinin alnına sürme durumudur. bir kaç dakika göz göze gelinir. sonra yavaşça pasifin alnından öpüldükten sonra domaltılıp çatır çutur sikmeye devam edilir. ayrıca pasifin yüzüne attırmaktan daha romantik taam mı?!
Henüz takip ettiği biri yok.