nazan öncel'in 1996 yılında yayınladığı hepsi birbirinden güzel şarkılarla dolu sokak kızı albümünün en içimi burkan şarkısıdır. şarkıyı ilk duyduğumda erkin koray coverı zannetmiştim soundundan olsa gerek. cidden nazan iyi ki varmış ve 90'larda o güzel şarkıların içerisinde yer almış.
toplumsal normlar ve genel ahlak olarak adlandırılan kurallar bütünü ile ne yazık ki ülkemizde fazlasıyla desteklenen kadın düşmanlığı durumunun bilimsel ismidir. ikili cinsiyet sisteminde (biyolojik olarak kadın ya da erkek olma hali) incelendiğinde de biyolojik bir kadının, kadın olarak dünyaya gelmekten utanması, bunu dezavantajlı bir durum olarak nitelendirmesi, eril söylemleri benimsemiş ve hatta içselleştirmiş olmasının sebebi ne yazık ki önlenemez mizojinizmin bir sonucudur. mizojinizm sadece biyolojik kadınların maruz kaldığı bir durum olmamakla beraber, "kadına has" (kime göre neye göre!) olarak tanımlanmış ve kanıksatılmış davranış örüntülerinin görüldüğü tüm cinsiyet kimliklerinin ve cinsel yönelimlerin maruz kalmakta olduğu bir tutumdur. ülkemiz sosyal zeminine şöyle yukardan bir göz attığımızda;
- namus algısının kadın üzerinden işlemesi ve bunun benimsetilmesi.
- argo dili, küfür içerikli tüm söz ve söz öbeklerinde eril bir dil kullanılması.
- sosyal kurallarca belirlenmiş kalıplara göre eril bir tutum ve tavır sergilemenin daha güçlü ve baskın bir pozisyon olduğu algısının yaratılması.
- ülkemiz kuir güruhunun dahi ikili cinsiyet sistemine göre tanımlayamadıkları yönelimlere ve cinsiyet kimliklerine dolaylı yoldan nefret söylemlerinde bulunması.
durumun vehametini gözler önüne sermektedir.
biyolojik cinsiyet çağımızda belirleyici bir faktör olmaktan çoktan çıkmış bir ayrıntı olarak kalmalıdır ve bilimsel argümanlar da artık (bkz: binary gender classification) (ikili cinsiyet sınıflandırması)'ndan sıyrılıp mizojinizmi desteklemekten ziyade cinsiyet kimliği ve cinsel yönelim algısını tabanından değiştirmeye yönelik çalışmalara gitmelidir.
güliz ayla tarafından harika seslendirilmiş sözleri sıla gençoğluna ait şarkıdır. nedendir bilinmez her dinlediğimde birisini hatırlatmasa da tam olarak yüreğime, bir yerime dokanır efendim evet dokunur değil dokanır öyle bir şarkıdır.
athena'nın kasım 2014'de çıkardığı 8. albümüdür. albüm diğerlerine göre ayrı bir yerde ve harika bir tınıdadır. hatta bir arkadaşım tespitin everestini yapmış ve bu albüm için coldplay'in çıkarması gerektiği yeni albümünü athena çıkarmış bu albüm bildiğin öyle olmuş demiştir. hakikaten de öyledir güzeldir dinleyiniz efendim.
athena'nın altüst isimli son albümünün en müthiş parçalarından biridir. şarkıyı dinlerken öyle bir kafaya giriyorsunuz ki sanki utah'da karavanınızın önünde sandalyenizi açmış, buz gibi biranızı yudumlarken arka fonunu tamamlıyor bu şarkı. öyle bir şeyler işte.
sözleri ise;
"kovalıyorsun kendi kendini
hayat buysa ben yokum der gibi
dönüyorsun hep aynı yere
yeni baştan başlıyormuş gibi
sar yaranı mikrop kapmasın
varsa bir bardak su iç üstüne
geçer geçer biraz aslında
sonra bir bakmışsın, boş bir oda
ayartıyor kalbini
dolaşırsa kanında deli deli
erirsin de çaresi yok
incitiyor dur sakın ses etme
bu satırı sen yazdın bu onun suçu değil
öyle ol istedin, geber istedin
teker teker nasıl yazdınsa
öylesine bakmışsın
işte o kadar
kırar gibidir
sever gibidir
aslında sever gibidir"
sekiz ay sonra gelen edit: bu şarkı sözü ve müziği ile birlikte hayatımın son bir senesinin hikayesini, anılarını, acılarını kucaklarken bir yandan da hayatımın arka fon şarkısı olmaya adayken gün itibarı ile harika bir kliple de daha bir gönlüme taht kurmuştur.
ayrıca şarkıyı nasıl benimsemiş, nasıl sevmişsem, klibini iki hafta önceden hissetmiş ve tweet atmışım;
beyoğlu'nda bir tramvay raydan çıkmış vay!
sensiz bunca yıl nasıl yaşadım ah vay ki ömrüme vay!
beyoğlu'nda bir tramvay raydan çıkmış vay!
yıkıldı gitti içimizdeki saray vay ki aşkımıza vay!
efsane harry potter serisinin çıkacağı duyurulan sekizinci kitabıdır. yetişkin harry potter'ın büyü dünyasında başından geçenleri ve harry'nin küçük oğlu severus albus potter'ın maceralarını konu alacaktır. kitap part 1 ve 2 olarak piyasaya sunulacaktır. ben gibi harry potter manyaklarını aşırı sevindiren haberdir.
edit: harry'nin büyük oğlu james sirius potter'dır hikayede küçük oğlu severus albus potter anlatılacaktır. ben yanlışlıkla entyrmde büyük oğul yazıp albus demiştim sağolsun marvelous düzeltti beni. kendisine teşekkürler.
gnctrkcll'in 14 şubat sevgililer günü için hazırlamış olduğu efsane reklamdır. benim gibi bir gün değil her gün için çare yıldız tilbe diyenleri daha da sevindirmiş reklamdır. reklama tamamen katılmakla birlikte aynen öyledir ki aşk, meşk, para, pul, hediyeler, romantik yemekler, sevişmeler gelir geçer ama geriye yıldız kalır! 1 2 3 4 tamam! daha da kutlayamam!
gün itibarı ile kulaklara hısım pasına hasım ilk albümünü piyasaya sürmüş ruhumuza çağlayanlar akıtmıştır efendim. albümde toplam 13 şarkı 2 adet de akustik bonus olan kalben isimli ilk albümü minnak burunluma hayırlı olsundur. dinleyin dinletin efendim şiddetle tavsiye edilir. albüm itunes'dan da satın alınabiliyor. müziğimize çok farklı bir renk katacak olan kalpten kadın kalben iyi ki geldin.
albüm şarkı listesi şöyledir;
1- çorap
2- saçlar
3- sadece
4- fırtınalar
5- taşikardi
6- doya doya
7- ömür geçmez
8- sana ne oldu
9- o ye bebek
10- aramızda
11- haydi söyle
12- mitoz mayoz
13- yol
14- saçlar (akustik)
15- sadece (akustik)
ayyy nâmahrem geldi kız toparlanın!* şaka bir yana kadınlar geldikçe sözlüğe içimde güller açıp, kelebekler uçuşuyor. hoş gelmiş, umarım ayağını sürterek gelmiştir ardından bir sürü kadın yazar gelir.
benim açılma hikayem çok çok ilginç olmuştu. ailem bir şekilde ajanlıkla bunu öğrenmişti fakat aldığım olumsuz tepki çok gariptir ki şuydu; böyle bir şeyi neden bizden saklıyorsun, biz senin aileniz her şekilde yanındayız, aptal mısın sen neden bizden saklıyorsun diye daha çok sinirlerimi bozmuşlardı. aradan aylar geçince inanın herkes alışıyor o kriz bir şekilde aşılıyor.(tabii benim ailem kabullenip sağlıklı biçimde bunu aşan tipe örnek) şimdi annem yüzümün gülüşünden anlıyor, sevgilimle barışık mıyım?, ayrı mıyım?, kavgalı mıyım? diye. hatta son günlerde aramızda geçen bomba muhabbet;
"ay ona mı üzülüyorsun oğlum, yavrum be! bir senin güzelliğine bak bir de şu adama, haşlanmış yumurta gibi! üzme kendini sen en iyilerini bulursun!" *
yine de şu var ailenin bireyi kabulu ve anlayış göstermesi çok önemliyken aynı şekilde açılmamanız da bence bir sorun çıkarmaz. yani illa ki bilmek zorunda değiller. eğer bu sosyal ilişkilere zarar verecek derecede ailede bir bozulma yaratacaksa en iyisi açılmamaktır. ayrıca kimse kusura bakmasın ama evladını her şekilde kucaklayamayan aile, aile değildir! siz onları reddedin, kendi hayatınızı kurun, dostlarınız, sevdikleriniz, aşklarınızla kendi ailenizi kendiniz kurun! unutmayın açık ya da gizli; ne yanlışız, ne de yalnız!
ben çocuğumun doğumundan sonra yemin ediyorum disipline girmiş bir kadın olarak, sen kimsin beni yargılıyorsun? sen kimsin? sana bir tavsiyem, yazık o git kızına sahip çık önce. inşallah allah seni kızınla terbiye etmesin. inşallah allah seni, o geride bıraktığın karınla terbiye etmesin. sen çok alçak bir adamsın, çok alçak. insanlara belden aşağı vuracak kadar. senin akıl hocalarını da biliyorum. senin akıl hocaların, kendi karılarının çektiği pornolara baksın. hepsini çıkarırım! oğlum ayağınızı denk alacaksınız. herkes ayağını denk alacak! öyle kolay değil bu memlekette ahkam kesicem, beni hükümet..seni hükü kim koruyor? hangi hükümet o, hangi hükümet seni koruyor! kim?? herkesten hesabını sorarım. kimse bana bu konuda konuşamaz. dört dörtlük yaşayan, bu memlekette çalışıp, köpek gibi çalışıp kraliçe gibi yaşamaya çalışan, evladını ailesini en iyi derecede yaşatmaya çalışan, aslan gibi vergisini veren, yardımlarını yapan. ne yaptınız ulan siz? ne yaptınız! nerde ne yaptın! pis! yediği kapıya pisleyen şerefsiz adam. onu bile bir adamlık sayıyorsun, o bile bir adamlık değil. git intihar et be. yediğim kaba pislemem be ne olursa olsun. git ulan kendini as. asarım kendimi, öyle bir kadınım biliyor musunuz? ekmek yediysem, o insanlar ne olursa olsun, beni ilgilendirmez arkadaş. görmedim bilmiyorum derim be!
benim yirmi yaşındaki evladıma sen kimsin? sen onu üzebilir misin? ben onun tırnağına taş değdirir miyim? hele senin gibi bir soytarıya. soytarı. sende evlat mevhumu olsa çocuğunu barlardan, seninki kız çocuğu bi de. git çocuğunu barlardan topla. git geride bıraktığın karına sahip çık. ben aslan gibi ortadayım bak. aslanım be. valla. senden daha adamım. bi de sen kadınlarla uğraşıyorsun. çok üzülüyorum, hayır ne gibi bir sorunun var, bir sorunun var senin? var, hep kadınlarla. bu adamın ilk bana kini nasıl başladı bana anlatıyorum. bu adamın aramızda geçen bir şeye kadar (anlatmıyor, orada fark edip susuyor) hepsi elimde!
bi de bu hükümetin adını kullanıyorsun bu hükümet hangi hükümet kim bu başka bir hükümet daha mı var? başka benim bilmediğim bir hükümet mi var? direkt hükümet diyor! gene yazmış 'hükümetim var arkamda, bizim ne var arkamızda! benim kimse yok kardeşim arkamda, kimse yok. gel ulan, gel! böyle bir şey var mı ya? bir tane adam çıkacak onun karısına kızına çoluğuna çocuğuna namusuna her şeyine laf atacak, biz de onun bulunduğu ortamda ay dur bulaşmayayım da bana da bunu demesin. diyorsan de hadi git! hadi git lan! git de! senin karının memeleri sen yanındayken ekrandan ağzımıza giriyordu? bulun o görüntüleri. buldururum hepsini! hepsi var. yazık o kadıncağıza da yazık. evine geldim bir kahve içtim diye bu kadar sustum, pislik. popstarda sen çıktın gülşen'e olan aşkını ilan ettin. sonra da gülşene dedin ki, bu kadar türk halkının önünde evliyim ama seviyorum ne yapayım dedin, sonra da kadına dedin ki gülşenin üstünden dozer geçti dedin reha muhtar için. yazık. midem bulanıyor benim. midem bulanıyor.
ben hiçbir ayrılığımın arkasından konuşmadım. hiçbiri de benimle ilgili konuşmadı. çünkü ben gerçekten kimseye kötülük yapmadım, yapmam da. hep iyiliğim dokunmuştur, hep. çünkü ruhum öyle değil benim ya. kimseye zarar veremem, vermedim. hayatım boyu vermedim. vermedim. iki üç tane bunun gibidir konuşan. onlar da zaten benle kafayı yediler. bu kadaaaaaar yılların içerisinde ne mutlu sedanıza ki iki tane üç tane, soytarı üç taneyi geçmez (eliyle iki yapıyor) dikkat edin. üç soytarıdır bu. en fazla iki soytarıdır konuşan. iki tane soytarı. işlerine baksalar belki de yol alacaklar. bunlar soytarı. bunlara prim vermeyiniz. bunların yazdığı söylediği her şey yalan. erol köse, karşındayım, bir kadın olarak. hiçbir adam senin karşına dikilemedi, ben dikiliyorum ulan. gel konuşalım, gel. gidip başka yerlerde soytarılık yapma. sen zaten soytarısın, seni türk halkı soytarı olarak tanıdı. soytarı olarak tanıdı? e soytarısın, devam ettiriyorsun. ben doktorum diyorsun beni ezmeye çalışıyorsun kültürsüzlükle. ben senin okuduğun üniversitenin beş tanesini bitirdim burda be. ben gecekondu çocuğuyum, ordan geliyorum. benim evimin tuvaleti dışarıdaydı. kurban olurum. kurban ol bütün gecekondu çocuklarına. bütün orda yaşayanlara kurban ol sen kurban ol!'
ülkenin en geniş gay porno arşivine sahip tsk'nin solo kategorilerdeki arşiv eksiğini gidermeye yönelik bir girişim de olabilir. hani şaşırtmaz yani.
edit: şu yazdığım şeyi eksileyen ibnelerin zavallılığından daha zavallı bir durum yoktur herhalde. ulan sizi obje yerine bile koymayan, doğanız gereği var olan benliğinizi her fırsatta aşağılayan. heteroseksüel bir insana kursa kan çıkacak (yine heteronormatif ahlaktan ötürü tabii) cümleyi hiç düşünmeden kurup "bize sikilirken bir videonu getir belgele" diyen kurumun yardakçılığını yapmaya ne meraklısınız be. gurursuzsunuz. onursuzsunuz hatta üzgünüm.
bazen çok severek seçtiğim ve yaptığım mesleğimin ağır geldiğini hissediyorum sözlük. deliye vurmak, hayatın her anından, her yaşantıdan mizah çıkarmak ve en kötü görünen şeylerden bile yaşanacak değerli yanlar bulmak benim hayattaki misyonum olarak belirlediğim şeydir ama bazen olmuyor. bireysel ya da çevresel koşulların etkisi ile bazen insan aşırı yoğunlaşır ya bugün sanırım öyle günlerden biri. çocukluk döneminde çocukluk şizofrenisi tanısı almış 29 yaşında bir danışanım ile seansım vardı bugün. annesi hakkında iş yerimdeki çalışanlardan bir kaç şey duymuştum ama kendim görmek istedim. danışanım annesi ile geldiğinde annesinin danışanıma olan tavrı, o bir an önce kurtulmak ister hali, o insan yerine bile koymayışı ve çocuğu hakkında bana yapmış olduğu uyarılar beni dehşete düşürdü. sanki çocuğundan değil, bir eşyadan, objeden, gereksiz bir ayrıntıdan bahsediyordu. biliyorum özel gereksinimli bireylerle yaşamak çok zor. bunun bir yerde farkındayım, o annenin de görev ve sorumluluklarından sıyrılmak isteyişini, bir yerde bezginliğini, birey olarak gereksinimlerini anlıyorum ama danışanımın bunların hepsinden aşırı derecede etkilendiğini bildiği halde buna devam etmesi çok yaralayıcı. seans boyunca danışanım sevilmediğinden, içinde bir acısı olduğundan, değersiz hissettiğinden bahsetti durdu. hiç susturmadım. hiç müdahale etmedim. belki de istediği gibi, bir birey olarak, özgürce ilk defa anlattı, anlattı, anlattı dakikalarca... o an şunu fark ettim o kadar benziyordu ki aslında hayatın karşısındaki itilmişliğimiz ve birilerinin, yedi kat yabancının ya da en yakınlarımız, ailemiz, arkadaşlarımız, eş, dostun izin verdiği kadar kendimiz oluşumuz... bitmesin istedi, bitmesin istedim o seans... keşke anlatsaydık saatlerce, günlerce... hafifleseydik biraz. haykırsak, bağırsak, bir kere daha sizin lütfettiğiniz hayatı değil hakkımız olan hayatı yaşamak istiyoruz diye... keşke...
ablamın bilişimci arkadaşları sayesinde bütün yazışmalarımı ip üzerinden tüm veri aktarımlarımı denetlettirerek belgelerle aile meclisinde gay olduğumu kanıtlama gecesiydi sözlük. buna hakkı yoktu, evet özel hayata müdahaleydi ama "artık sen de rahatla biz de ve biz de seni destekliyoruz, yanındayız" demek için bunu yaptığını söyledi. kaldı ki garip olan şuydu annem ve babamın biz zaten biliyorduk sana sorup emin olmak istedik tavrı inanılmaz garip ama bir o kadar rahatlatıcı geldi. bugünden itibaren resmi olarak ailesine açık bir eşcinselim ve çok garip bir his. yılın en uzun gecesiydi hakikaten. çok değişik bir his ilk kez bu evde kendimi kendim gibi hissedip ailemin beni "gerçek" ben olduğum için sahiplendiğini ve sevdiğini anladım.
silopi'de polisin katlettigi mehmet hıdır tanboğa henüz 17 yaşındaydı!
çocuktu!
mehmet hıdır tanboğa yaralı halde hastaneye götürülürken, polisler tarafından hastane önünde katledildi!!!
16'sındaki erdal gibi o da çocuktu!
derdiniz, meseleniz umurumda değil!
çocuklar katlediliyor!
yahu 17 yaşındaki çocuk öldü!
çocuk öldü!
çocuk ulan!
çocuk!