sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

yelloz

yelloz kadının konuşmasının yellenmeye benzetilmesinden dolayı, yellenmekten bozma bir sözcüktür.

(bkz: yellenmek)

niyetçi

müşterisi adına, fal, talih, niyet kağıtlarını, bunların üzerine serptiği yem vasıtasıyla, güvercin, saka kuşu, tavşan gibi hayvanlara buldurup çektiren kişi.

gülsuyu

gül bitkisinin çiçeklerinden çıkarılan yağ su. gül suyu olarak ayrı da yazılır.
farsça, gülab olarak geçer. bu meyanda, gülsuyu serpmek için yapılmış özel ibriğe, kaba da gülabdan denir.
gülsuyu, pastacılık-şekerlemecilikten, parfümcülüğe kadar çok sayıda sektörde kullanım alanı bulmuştur.
islami olarak sevilen bir çiçek olan gülden elde edilen gülsuyu, kabe'nin yıkanmasında da kullanılır.

semer

at, eşek ve katır, deve gibi hayvanların sırtına konulan (vurulan), genellikle iskeleti ağaçtan olan kumaş kaplı yastık, arkalıç. hayvanın üzerine oturmak, sürmek veya hayvanın üzerinde taşıdığı yükün hayvana zarar vermesini önleme maksatlıdır. semer sözcüğü, jeoloji'de yukaç karşılığı olarak da kullanılır.

deve

havut

gülabdan

serpmek üzere, içine gülsuyu konulan, ağzı emzikli, armut biçiminde küçük kap, ibrik.

nifak sokmak

"ara bozmak" manasındadır.

(bkz: kundak sokmak)

kundak sokmak

ara bozacak bir söz söylemek yahut böyle bir davranışta bulunmak; deyim, nifak sokmak benzeridir.

(bkz: kundak)
(bkz: kundaklamak)
(bkz: nifak sokmak)

kundak

genelde "sıkıca bağlamak" anlamında kullanılan söz...

1) bebeğin* sıkıca bağlandığı bezler takımı.
2) tüfeğin, namlunun altında bulunan ağaç kısmı.
3) yangın çıkarmak için bir yere sokulan yağlı bez çıkısı.
4) saçları yemeninin içine alıp bağlama eylemi.

(bkz: kundaklamak)
(bkz: kundak sokmak)

kundaklamak

1) bebeği kundağa sarmak.
2) tüfek namlusunu, tüfek kundağına bağlamak.
3) bir yeri tutuşturmak, yakmak, kasten yangın çıkarmak (kundakla tutuşturmak).
4) saçları yemeninin içinde toplayıp, bağlamak.

(bkz: kundak)

günaha son çağrı

the last temptation of christ (1988) filminin türkiye'de vizyona girdiğindeki sözde türkçeleştirilmiş adı.

the last temptation of christ

ezoterik* öğeleri fazlasıyla barındıran 1988'de vizyona girmiş bir filmdir: http://www.imdb.com/title/tt0095497/

farklı bir hz. isa'yı bir filmde ancak bu kadar görebilirsiniz; en azından şimdilik. jesus christ superstar (1973) gibi pek ciddi sayılamayacak filmleri saymazsak elbette. filizku'nun yazdığı ve aktardığı gibi, tam bir başyapıttır.

the last temptation of christ'ta kullanılan müzikleri peter gabriel yapmıştır. film gibi, soundtrack'i de muhteşemdir ve unutulmazdır.

film vizyona girdiğinde, dini kitaplardaki referanslara pek uymayan bir hz.isa'nın gösterilmesi yüzünden, tüm dünyada başta fanatik hristiyanlar tarafından olmak üzere, muhafazakarlar ve din mensuplarınca, hatta müslümanlarca da protesto edilmiştir. türkiye'de de bir protesto olduğunu hayal-meyal anımsıyorum... sinemaların kundaklandığı*, oyunculara tehdit mektupları gönderildiği de vakidir. türkçe'de " günaha son çağrı" olarak adlandırılmıştır film.

hz. isa

farklı bir hz. isa'yı sinemasal olarak görmek için the last temptation of christ filminin izlenmesi gerektiğini düşünenlerdenim.

ulrike meinhof

ulrike'nin beyninin çıkarılıp incelendiğini biliyor muydunuz?

--- spoiler ---

ulrike'nin beyni, değerli bir hatıra olarak; düşmanın yüzülmüş kafa derisi, öldürüldükten sonra kırılıp saklanmış altın dişi gibi 26 yıldır uygar almanya'nın uygar bir bilim yuvasında saklanıyordu.

--- spoiler ---

ulrike'nin beyni (radikal gzt.): http://www.radikal.com.tr/ek_haber.php?e...
rosa'nın bedeni, ulrike'nin beyni (radikal gzt.): http://www.radikal.com.tr/radikal2/rosan...
the brain of ulrike meinhof:
oum

misafirperver

konuksever şeklindeki türkçe kullanımı yanında, misafirsever gibi tuhaf bir kullanımı da olan farsça/ arapça kökenli osmanlı türkçesi sözcük; iyi ki "konukperver" yok!

(bkz: xenia)

konuksever

rum

roma imparatorluğu mensubu kişi, rumeli'ye (roma ülkesi - eskiden başta anadolu olmak üzere / " asia minor" balkanlar'ın batı sınırına kadar olan kısmındaki bizans toprakları için kullanılırdı bu terim - sadece günümüz rumeli'si için değil) yerleşmiş kişi (rumi)... osmanlı imparatorluğu da aynı kaynaktan kullanmıştır rum sözcüğünü tıpkı selçuklular ve araplar gibi.
latin kökenli roma'nın, ikiye bölünmesinden sonra, doğu roma'nın yani bizans'ın hızla latin kimliğinden helen / yunan / grek kimliğine büründüğünü görürüz.
hristiyanlık bizans'ta resmi din olduktan sonra, ortodoks kimliğin inşası ile bu rumlaşma hadisesi artmıştır. günümüzde yunan / yunanlı terimleriyle karıştırılmakta, aynı anlamda kullanılmaktadır yanlış olarak. oysa rumca ile yunanca arasında bile çok fark vardır!
osmanlı sultanları, aynı zamanda rum yani roma sultanlarıdır, imparatorlarıdır ve bu kendi uzun ünvanlarında açıkça belirtilmiştir.

yunan

yunanistan vatandaşı ve/veya etnik olarak, soyca yunan milletinden olan kişi. rum ile tam olarak aynı şey değildir.

arnavut

arnavutluk ülkesi vatandaşı ve etnik olarak, soyca arnavut milletinden olan kişi.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.