sinan

Durum: 2325 - 0 - 0 - 0 - 21.03.2016 03:52

Puan: 34498 - Sözlük Kaşarı

12 yıl önce kayıt oldu. 5.Nesil Yazar.

Türkiye'yi ailemle birlikte temelli terk ediyorum. - Düzenimi kurunca yurtdışında, uğramaya çalışacağım buraya. - Yıkık fildişi kulemin enkazında 22.yy.´ı arıyorum.
  • /
  • 117

özel evrenkent

evrenkent

rahmetli oktay sinanoğlu'nun " üniversite" sözcüğü karşılığı türettiği sözcük.
"evrenkent" yerine tdk etkisiyle "evrenkenti" de yazıldığı görülmektedir...

başı bağlı

evli kişi, nişanlı veya evlenmek üzere olan, daha geniş anlamıyla bir ilişkisi olan anlamlarındaki söz öbeği. genellikle kadınlar için kullanılır.

hispanik

ispanyolca konuşan halklara denir. tarihteki latinler ile türemiş dilleri hariç ilgisi olmayan, özellikle güney amerika kökenli latinler ve diğer ispanyolca konuşan halklar ve ispanyollar ve bunlardan olan kişiler için kullanılır.

buenos aires

adı ispanyolca "güzel havalar" anlamına gelen ve arjantin'in başkenti olan şehir.
güney amerika'nın en avrupai kentlerinden biridir; bunda şehre zamanında italya'dan olan yoğun göçün de etkisi vardır.
hem hispanik, hem de kozmopolit bir kenttir.
merkezi nüfusu 3 milyon civarıyken, varoşlarıyla 12-13 milyonu geçer nüfus sayısı.

veletadam

hem velet hem de adam. veletadam çelişik ve ilginç bir nick.
tanım: yazdıklarının da nick'i gibi ilginç içerikte olması umulan yazar.

sappho

2008 yapımı bir ukrayna filminin adıdır aynı zamanda.

imdb:
ppho

alttaki yazara soracaklarım var

şimdilik kadıköy. ne zaman taksim eski haline döner, o zaman taksim derim.
alttaki yazara sorum: türkiye'de sana göre büyük şehirler dışında yaşanacak en iyi şehir neresi? istanbul/ankara/izmir/antalya hariç yani.

edit: hayır. wunthri benden az önce davranmış.*

2000. entryi girmek

(bkz:#259911) ile gerçekleştirdiğim hede. şu an yazdığım da 2001.'si oluyor.*

(bkz: 2001 a space odyssey)

burjuva

"soylu sınıf ile köylü sınıf arasında olan ve ticaret ile geçinen sınıf." tanımıyla ortaya çıkan ama zamanla yönetici sınıf ile işçi*/köylü sınıf arasındaki sınıf." halini alan sınıf, zümre. esnaflık gibi işlerle uğraşanlarına "küçük burjuva" denir. günümüzde büyük burjuva ticaret ve üretimden, finans piyasalarına kaymıştır ağırlıklı olarak.
burjuva sınıfının ciddi anlamda ortaya çıkışı fransız devrimi öncesine dayanır.

tim

ingilizce "takım" anlamına gelen "team" sözcüğünün telaffuzunun türkçeleştirilmiş halinden üretme bir sözcük.

yalvaç

- türkçe olarak, farsça kökenli peygamber sözcüğünün karşılığıdır.

- ısparta ilinin bir ilçesi.

peygamber

aşkenaz

yidiş/yiddish/yidce denen dili kullanırlar(dı).

yiddiş

yiddish veya yidce* de denen dil. doğu avrupa kökenli yahudiler* kullanır. daha çok almanca sözcükler vardır bu dilde. dil yapısı karışıktır melez bir dil olduğu için. ortaçağ almancası, latince, ibranice ve başka bazı dillerden de sözcükler ve gramer kuralları içerir.

(bkz: aşkenaz)

la camara oscura

2008 yılından bir arjantin - fransa ortak yapımı film. filmin dili ağırlıklı olarak ispanyolca ama az da olsa yidiş de var.
film adını camera obscura'nın ispanyolca'sından alıyor. hoş görüntüler içeren naif bir film.

--- spoiler---
1892'de uzun bir vapur yolculuğu sonucu arjantin'e gelen bir yahudi ailesinin, tam da vapurdan ineceklerken bir kızları olur. aradan yıllar geçer. çirkin bir kız olan gertrudis büyür. bu arada sürekli olarak fotoğraflarda bulunmaktan, fotoğraf çektirmekten kaçar çirkinliği yüzünden. mecbur kalırsa da yüzünü eğer, bir nesne ile yüzünü kapatır fotoğraf çekimleri sırasında.
evlilik çağına geldiğinde kendisinden yaşça büyük bir adamla evlendirilir. adamın ilk karısı oldukça güzeldir ve onu aldatmış sonra da ölmüştür. gertrudis'i çirkinliği yüzünden kendisini aldatamayacağı düşüncesi ile eş olarak seçer...
aradan yıllar geçer ve 1929 yılına geliriz. gertrudis'in beş çocuğu olmuştur. üç erkek ve iki kız. erkek çocuklar babalarına çiftlik işlerinde yardım ederler. kız çocuklar ise taliplerini beklerler... gertrudis ise bahçe işleriyle, çiçek tarhlarıyla uğraşmakta, muhteşem tarifli çok güzel yemekler yapmakta ve bütün evi çekip çevirip döndürmektedir...
günlerden bir gün kocası bir fransız fotoğrafçı kiralar. fotoğrafçının fotomontajla devrin şartlarına göre yaptığı sürrealist çalışmaları da vardır. aslında fotoğrafçı bir savaş muhabiridir. evlerinde bir süre kalır ve bu süre zarfında ailenin ve ilgisini çeken manzaraların fotoğraflarını çeker fotoğrafçı.
ailenin çocuklarından en küçüğü fotoğrafçıya denk geldiği en kötü savaşı sorduğunda aldığı yanıt "gelibolu" olur. güzel sofralarda güzel müzikler, şarkılar icra edilir, sohbetler edilir vb. ...
olaylar gelişir...
--- spoiler ---

imdb: http://www.imdb.com/title/tt0977645/
trailer:

camera obscura

latince "camera" yani kubbeli hazne veya oda ile "obscura" yani karanlık veya karanlık oda sözcüklerinden oluşma söz öbeği.
karanlık bir odaya küçük bir delikten giren ışığın taşıdığı görüntünün, deliğin aksi yönündeki oda duvarında ters bir şekilde görülmesi durumudur.
fotoğraf makinesi ve kameraların temel çalışma ilkesi camera obscura'ya dayanır.

ingmar bergman

yaşamının son yıllarını inzivaya çekildiği faro adası'nda geçiren ve orada defnedilen dev yönetmen. sinema tarihinin bir parçası.

mavi pazartesi

ingilizce'de "blue" sözcüğü mavi renk dışında "hüzün" anlamına da geldiğinden, aslında içerik olarak "hüzünlü pazartesi" olan hede "mavi pazartesi"´ye dönüşmüştür.

tatlı hayat

italyanca "dolce vita"* söz öbeğinden birebir uyarlanmış bir kalıp.
  • /
  • 117
  • /
  • 39

amfi


ada


atina


whoami


bağlanmamayı marifet sanan hastalıklı kişi


çingenelerin sitesi


şoför


baby jane


love


nori


justin trudeau


browsec


diyojen


megafon


mezi


müfteri


singapur


brexit


dert


bozacının şahidi şıracı


  • /
  • 39
Henüz bir favori entry yok.

Toplam entry sayısı: 2325

benlik uyuşmazlığı kuramı

carl gustav jung'un " gölge benlik" kavramı ile harmanlanırsa tadından yenmeyecek olan* kuramdır benlik uyuşmazlığı kuramı. kuramın adı, kendini açıklar niteliktedir.
edward tory higgins tarafından geliştirilen sosyal psikoloji kuramıdır*.
kurama göre üç farklı benlik bulunuyormuş:
- gerçek benlik
- ideal benlik
-(bkz:#zorunlu benlik)
bana biraz sigmund freud'un id, ego, süperego'sunu çağrıştırmadı* değil.

mobbing

sydney pollack'ın 1993 yapımı the firm filminde de işlenmiştir mobbing konusu.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

pluviophile

nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.

kaplumbağalar da uçar

bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.

https://www.imdb.com/title/tt0424227/

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

seri eksi oy veren ezik

eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.

edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.

edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.

düşün ki o bunu okuyor

ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.

hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.

içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.

bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*

türk

türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *

bi

hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.

şöyle ki:

latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.

farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...

arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.

tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*

how i met your mother'ın tek cümlelik özeti

dizi izlemeye yönlendirilerek uyuşturulmuş kitlelerin izledikleri amerikan dizilerinden biri.*

mustafa kemal atatürk

varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.

sinan

bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.

kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.*
sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*

teşekkür ederim " sözlük".

ivana sert

iyi ki ivana sert. ya sert olmayıp yumuşak olsaydı ivana? bu sıcaklarda hiç çekilmezdi.*

bedri baykam

sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.