beyaz yakalıların mavi yakalılaştığı, mavi yakalılarınsa çivit mavisi bir renge büründüğü bu dünyada sınıfsal varoluşlar nereye gidecek, nereye evrilecek?
geleceğin proletaryası robotlar mı olacak?
tanım: quo vadis, toplumsal sınıfların gidişatının da sorgulanmasıdır.
"yönelimim" erkeklerden yana olmadığı için, "kadın" olarak, kadını baz alarak yanıtlayayım:
çok hafif kaslı ve gereğinden fazla tüylü olmayan kadın. yanıtım bu.
alttaki yazara sorum: istanbul'dan taşınmak ve sonsuza dek dönmemek için sence günümüz şartlarında ne kadar para gerekir?
neıl dıamond - red red wine (original 1968 hit version):
sözleri:
red, red wine
goes to my head
makes me forget that i...still need her so.
red, red wine
it's up to you
all i can do, i've done
memories won't go, memories won't go.
i'd have sworn that with time
thoughts of you would leave my head
i was wrong, now i find
just one thing makes me forget:
red, red wine
stay close to me
don't let me be alone
it's tearing apart...my blue heart.
i'd have sworn that with time
thoughts of you would leave my head
i was wrong, now i find
just one thing makes me forget:
red, red wine
stay close to me
don't let me be alone
it's tearing apart...my blue, blue heart.
red, red wine, you make me feel so fine
you keep me rockin' all of the time
red, red wine, you make me feel so grand
i feel a million dollar when you're just in my hand
red, red wine, you make me feel so sad
any time i see you go, it make me feel bad
red, red wine, you make me feel so fine
monkey back and ease up on the sweet deadline.
(red, red wine)
red, red wine, you give me whole heap of zing
whole heap of zing; you make me do my own thing
(it's up to you...)
red, red wine, you give enough of love
you're a kind of lovin' like a blessing from above
red, red wine, i loved you right from the start
right from the start, with all of my heart
red, red wine in an eighties style
red, red wine in a modern beat style
yeah.
(i'd have sworn...)
give me a little time, let me clear out my mind
(that with time)
give me a little time, let me clear out my mind
(thoughts of you would leave my head)
give me red wine, the kind make me feel fine
you make me feel fine all of the time
red, red wine, you make me feel so fine
monkey pack him rizla pon the sweet dep line
the line broke, the monkey get choked
bunbah, ganjapani, little rubber boat.
(red, red wine)
red, red wine, i'm gonna hold on to you
hold on to you 'cause i know you love truth
(stay close to me)
red, red wine, i'm gonna love you 'til i die
love you 'til i die, and that's no lie
(don't let me be alone)
red, red wine, can't get you off my mind
wherever you may be, i'll surely find
(it's tearing apart...)
i'll surely find
make no fuss
(my blue heart) -
just stick with us.
(i'd have sworn...)
give me a little time, let me clear out my mind
(that with time)
give me a little time, let me clear out my mind
(thoughts of you would leave my head)
give me red wine, the kind make me feel fine
you make me feel fine all of the time
red, red wine, you make me feel so fine
monkey back and ease up on the sweet deadline
the line broke, the monkey get choked
bunbah, ganjapani, little rubber boat.
(red, red wine)
red, red wine, you give me not awful love
you're a kind of lovin' like a blessing from above
(stay close to me)
red, red wine, i loved you right from the start
right from the start, with all of my heart
(don't let me be alone)
red, red wine, you give me whole heap of zing
whole heap of zing; you make me do my own thing
red, red wine in an eighties style
red, red wine in a modern beat style
yeah.
red, red wine, you make me feel so fine
you keep me rockin' all of the time
(red red wine)
red, red wine, you make me feel so grand
i feel a million dollars when you just in my hand
(stay close to me)
red, red wine, you make me feel so sad
any time i see you go...
bir uzlaşma denemesi: çay içen atatürk heykeli konulsun!*
ne gerek var böyle gündem oluşturmalara? atatürk heykeli de olsun, çayı ile meşhur rize'ye yakışacak bir ince belli çay bardağı heykeli de yapıp koyuversinler bir yere! paylaşılamayan ne? meydanda yıllardır olan atatürk heykelinin kime ne zararı varmış?
önemli görüşmeler öncesi mutlaka uykunuzu alın.
uykunun vücudu tazelediği ve dinç bir görünüm kazandırdığı unutulmamalı.
uyku sersemliğini de soğuk veya ılık bir duş ile üzerinizden attığınızda, geriye temiz ve uygun kıyafetleri giymek kalıyor.
ikisinde de diş teli olan ve muhtemelen ergen olan kişilerin öpüşmesini düşününce, çakacak kıvılcımlar geldi aklıma! konserve açmak gibi bir şey olsa gerek.*
zorla kategorize edilip içine dahil edildiğim cinsel yönelim grubu.
gün gelecek insanlar cinsel, dinsel, şusal-busal yönelimlerine, ırklarına, etnisitelerine, cinsiyetlerine vb. göre kategorize edilmeyecek( mi?).
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
nasıl ki bibliophile / bibliyofil'i "kitapsever" diye türkçeleştirebiliyorsak, "yağmursever" diye türkçeleştirilebilecek bir kavram.
aşırı ve zarar verici yağmurlar, abartılı sağanaklar hariç, sanırım ben de yağmurseverim.
bir filmdir. türkiye-ırak sınırının ırak tarafında geçer öykü. iran-ırak savaşı sonrası saddam hüseyin'in katliamından kaçan kürt sığınmacıların olduğu bir mülteci kampındaki hüzünlü, oldukça acıklı bir öyküdür.
lakposhtha parvaz mikonand'dır asıl adı. 2004, iran-fransa-ırak ortak yapımıdır.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
eksilenen bazı girilerime, hatta hepsine baktığımda, aslında eksilenecek bir şey olmadığını, eksileyen tarafın farklı düşünmekten değil de sırf eksilemek için eylemde bulunduğunu ve bana takmış bir psikopatın varlığını duyumsadığımı, dolayısıyla "seri eksi oy veren ibne" gibi seksist bir tanımlama yerine, "seri eksi oy veren psikopat" tanımlamasını yeğlediğim "sözde" yazardır.
edit: bunu da eksileyeceğini düşünüyordum. haklı çıktım. meraklısı profilimden eksilenen girilerimi görebilir ve yazdıklarımın haklılığını da teyid eder.
edit-2: umursamadığım ama ne olduğunun bilinmesini istediğim kişi ve durumdur.
ölmedik biz. ayrı ayrı uyuyoruz. belki derin komadayız ama ölmedik biz. sen de, ben de hala hayattayız. öküz ölünce ortağını satanlardan değil, yeni bir öküz alanlardan olmak gerek. bu devirde düzgün ortak bulmak çok güç.
hayatlarımız birbirine örüldü bir kez ve bu rastlantıdan fazla bir şeydi. ölmedik biz, hala varız. sen ve ben, ayrı ayrı varız. birlikte fenafillah olmak varken, bunun deneyimlerini yaşamışken ve ötesini de tahayyül edebilirken ve nasılsa günün birinde zaten ölecekken, yaşarken biz'in ölmesi ne kadar da gereksiz ve boşuna.
içinde yaşıyorum; içimde yaşıyorsun. yeniden biz olmak zor değil. anlayış ve kabulleniş, özgürlükten taviz vermek değildir. kavuşmak mümkün. istemek yeter. seni yıkıp geçen hatalarım, beni böyle kabul ettiğinde, yıkıcı değil yapıcı olacaktır. ben seni, her şekilde kabul edebilmişken hele. kalp kırıklıkları, yüce bir sevgiyi kaybetmeyi istemek için yetersiz. ölümcül sanılan hatalar, kahredici, üzücüydü ama ölümcül değildi.
bak, yaşıyorsun. yaşıyorum. yazıyorum. okuyorsun. gel. canım cananım, gel. bir ders alınması gerekiyorsa, ikimiz de aldık aynı dersi. gel. hep gel. gitme daha fazla. gel biriciğim, gel...*
türk, yüzyıllardır etnik bir tanımlama olmaktan çıkmış, kültürel bir tanımlamadır.
türkiye cumhuriyeti için konuşursak, türkiye cumhuriyeti vatandaşı olan herkestir türk.
amerika birleşik devletleri'nde yaşayıp yerleşmiş olan italyan, meksika, çin, japon, alman, isviçreli, ingiliz vb. asıllı, kökenli herkes nasıl ki "i'm an american" diyebiliyorsa, türkiye'de etnik, dini, mezhepsel farklılıklardan dolayı kendini farklı hissedenler de bu söylemi dikkate almalıdır.
türk olmak, türklük'ten gurur duymak, ırkçılık değil, ne olduğunun, kendini nasıl ve ne hissettiğinin bir ifadesidir.
ben bir azınlık ile, ermeni ile, rum ile, yahudi ile, levanten'le hatta kürt ile kendi dillerinde değil türkçe konuşup anlaşıyorum. onlar da öyle...
bilmem hiç düşünebiliyor musunuz?
türkçe, dil bayrağıdır.
içeriden-dışarıdan etnik, bölücü, kuyruk acısı olanların çıkardığı söylemlere, piyonların kendilerinin piyon olduklarının farkına varmayışlarına, "takmayınız".
türk, kendini türk hisseden herkestir.
"ne mutlu türk'üm diyene!" söylemi, etnik değil, kültüreldir, ekinseldir. bu da böyle biline... *
hem latince, hem arapça, hem farsça kökenli* bir önektir ama her dilde ayrı anlamlar yükler başına geldiği sözcüğe. her üç dilden de türkçe'ye girişi olmuştur bu ekin.
şöyle ki:
latince olarak, çift - iki anlamı taşır. biseksüel'deki, bipolar'daki "bi", budur.
farsça olarak, bitaraf örneğindeki gibi , tarafsızlık, taraf olmama, tarafsız yani "sız" eki üzerinden, yoksunluk, olmama durumu (susuz, kayıtsız gibi) belirtir. bihaber* - habersiz vb. ...
arapça üzerinden bir kullanım örneği verecek olursam, ki arapça'da " ile" karşılığı kullanılmaktadır "bi", bi'l - umum yani bilumum, genel ile, hepsi, tümü, "tüm çeşitleri ile" anlamında.
tüm anlamlarıyla bir tümce*de kullanırsam şöyle bir şey olur*: bilumum ayı sözlük yazarları, biseksüelliğe karşı aynı bakış açısının sergilenmesine karşı bitaraf olmalılar mı?*
varlıklarını kendisine borçlu olduklarını algılayamayacak derecede olup, ötekileştirildiği halde ötekileştirme yapabilen zevatın dahi çamur atmaya yeltendiği fakat altının çamura düşmesiyle altın olma niteliğini kaybetmeyeceği misali, hala ışıldayan, ebediyen de ışıldayacak insan.
bu kadar hızlı yazar yapılmasını hazmetmeye* çalışan dünkü çömez.
kırım'dan gelirim, adım da sinan'dır.* sinan, bazen sinan cemgil'dir; mimar sinan'dır kimi zaman.
sin'dir**. an'dır*. nan'dır**. inan'dır*; sina'dır**... si'dir*.
velhasıl-ı kelam, mızrağın ucundaki lüledir. sivridir.*
sanatçı ve aydın bir kişilik. yazarlığı da vardır. "kemik" adlı romanını önerebilirim.
yıllar önce sanırım ist./ortaköy'de işlettiği bir parda yarı çıplak hatunlara çamur güreşi yaptırmaktan, ergenlikte yaptığı bir masturbasyonun kalıntısı olan sperm lekeli peçeteyi saklayıp, yıllar sonra bu kurumuş sperm lekeli peçeteyi sergilemeye ve daha neler neler... inanmayana google bir tık kadar yakın! velhasıl-ı kelam, ilginç bir kişiliktir.